Yeşil Kurbağalı Zarf

Sevgili Yeliz,

 

Mutfağa girdim, çaydanlığı doldururken yüreğime ulaşmayı denedim. Yüreğimde hala çocukluğumdan kalma bir şeyler olmalıydı. Mutfak taşının kenarında yürüyen iki karıncaya bakarken içimdeki kavganın bitmesini diledim, bıkmıştım bu didişmeden… Senin gibi.

 


Hayat olduğu yerden devam ediyor. Tıpkı olması gerektiği gibi. Burada herkes neredeyse çiçek yetiştiriyor. Akasyalar, sardunyalar ve çok çok Ortancalar… Buraya alışmak ve sevmek için iyi bir neden değil mi? Haziran olduğun yerden akıyor. Tırnağımda ki mantar iyileşiyor, yüreğimde ki yara soğuyor. Ve hayat yine olması gerektiği gibi akıyor. Burada Horozlar zamansız öterken, yabancı bir evde, yabancı bir mahallede, yabancı insanların hayatıma dâhil olmasını izliyorum. Bazen iyi geliyor yabancılar… Geceleri geç yatıyorum, sabahları erken kalkıyorum. Rüzgâr hep sağdan esiyor ve ben hayatımın değişmesini istiyorum. Bir sürpriz kutusundan bana yeniden yaşama sevinci sürprizi yapılsın istiyorum. Paulo Coelho’nun kitabı vardı ya hani Veronika Ölmek İstiyordu. Biliyor musun öldü ama başka bir Veronika doğurdu ruhunda…

 

 

***

 

İçimden sana mektuplar yazıyorum biliyor musun? Kimisinin mektup kâğıdı kurbağalı, kimisi yağmurlu, ama zarfları hep pembe. Sonra bulutlu olanları da var, bazen Noel Baba olup sürpriz yapıyorlar. Kocaman bir öpücük koyup –taa İstanbul’a gönderiyorum. Biliyorum gelmiyor.

 

***

 

Bazen hangi duygunun tanesiyim ben bu dünyada diyorum. Öfkenin mi? Aşkın mı? Nefretin mi? Hangisinin? Ben ağlarken sessizce annem gözyaşlarımı toplayıp cebine koyuyor. Sonra bir ikindi vakti balkona asıp kurutuyor.

 

‘anne canım çok acıyor’ dediğimde ‘yara bandı yapıştır’ diyor.

Oysa bilmiyor bakkallar büyük alışveriş merkezleri yüzünden kapandı. Oralarda da koli şeklinde satılır bantlar. Bir tane yapıştırdığımda, diğer acılar sırası ile geleceğinin habercileri gibiler…

 

***

 

İşte öyle. Adana’dan sana fesleğen kokusu gönderiyorum, çocukluğumun boyun kokusu. Şimdilerde hüznüm sahiplendi… Sana bir gün denizden çay içmeye geleceğim, küçük sandalımla ama bir sürü mektup zarflarıyla. Yeşil, pembe, mavi… Ama en çok yeşil kurbağalı zarf getireceğim…

 

Kulağını getir, -İclal Aydın’dan okudum sana da- fısıldayacağım…

 

‘Yaşamımı düşünüyorum da hızı korkutuyor beni… Yarım yarım her şey… Akrabalıklar, çocukluk, okul, aşk… Hep acelem var gibi, hep ayaküstü yemek yer gibi… Belki bu yüzden açım hayata… Telaşım bu telaş yüzünden mi acaba? Bir türlü doyamayıp, hep atıştırır gibi yaşamaktan mı? Neyse…’

***
Fotoğraf: C
ristina

 

 

 

 

 

POST SUMMARY
Date posted: Cuma, Haziran 19th, 2009 14:14 | Under category: Asya Postası
RSS 2.0 | Comment | Trackback

2 Yorum

  1. asabiinsan said »

    Yaşamımı düşünüyorum da hızı korkutuyor beni… Yarım yarım her şey… Akrabalıklar, çocukluk, okul, aşk… Hep acelem var gibi, hep ayaküstü yemek yer gibi… Belki bu yüzden açım hayata… Telaşım bu telaş yüzünden mi acaba? Bir türlü doyamayıp, hep atıştırır gibi yaşamaktan mı? Neyse…’

    S’eren yazdığın mektuplar bende,nasıl olurda gelmiyor dersin…bizim yeni yeni keşfettiğimiz bişey var,sıdıka=yeliz…
    Hayata deli penceresinden bakarken acısak bile acımadık kii diye çığlık çığlığa koşuyoruz kilometrelerce uzaktan kilometrelerce uzağımızdakilerin yüreğine…Alanda sağolsun almayanda =))

  2. Sıdıka Eren said »

    Keşfettiğimiz şeyin ömrümüzün sonuna kadar sürmesi dileği ile:)

Leave a Comment

Please note: Comment moderation is enabled and may delay your comment. There is no need to resubmit your comment.