‘içimdeki ah’lar eski bir plaktan dağılıyor, parça parça…’
Anlatmak da, anlamakta anlamsız geliyor bazen.
Öylece durup, tek bir noktaya bakıp, dalıp gitmek… Kaybolmak…
Uçsuz bucaksız bir denize daldırsam dalgınlığımı. Dinlendirsem dirençlerimi, kuma gömsem yersiz telaşlarımı. Bazen insan, kumdan kaleler gibi bir dalgada yıkılabiliyor. Ve yine bazen kendimi tekrar tekrar yeniden onaylatmam gerekiyor kendime.
Kısılıp kalmışım bir köşe başında. İçim dışımdan daha duman, kendi kendimi sürgün ediyorum işte anlasana. Hadi hanemden çekin suçlamalarınızı. Yersiz yere yer kapladılar. İnandınız, canımı yaktınız. ‘Atıp fırlatıvereyim’ diyorum içimdeki sevgi tortusunu, işte o olmuyor ki… İşte onu beceremiyorum.
Anlasana, beceremediğimden kendi kendimi sürgün edişim.
Sevmekte can yakar mıymış? Yakarmış işte!
Öfke dumanı yoktu ki kıyılarımda, inadına saldınız yargılarınızı. Düşünmediniz mi kırılgan olabileceğini savunmamın? Anlamadınız ki…
Renklerim… Renklerim, cıvıl cıvıl oluşum saklayışımdandı kırılganlıklarımı.
Bari sen anla, anlasana kırgınlığımı toprağa gömüşümden kendi kendimi sürgün edişim.
Sınır içine hapsedildim. Yine de, yine de sınırlarımın içinde festivaller düzenledim, coştum. Yine de kısıtlanan duvarlar arasında çiçeklerimi de yetiştirdim, balıklarımı da besledim. Besleyemesem de ördekleri de sevdim, penguenleri de. Sınırsız hayattan daha çok anlam taşıdım, daha çok mutluluk rengine boyadım kendimi, sınırlarımın içinde.
Anlaşılamadım. İkiye bölündüm. Nasılsa mutlu olmayı başarırdı yine Sıdıka. Öyle sanıldı. Parça parça oldum, kimse fark etmedi. Böyle de yapabileceğim sanıldı…
Anlasana, bari sen anla mutsuzluğumdan aslında kendi kendimi sürgün edişim…
___
Fotoğraflar; Alıntı.










Ağustos 28th, 2009 at 22:25
Okudum yazılarının bir kaçını,kendime benzer haller buldum.Siyahı,pembe kadar yeşili hatta…
Sayfanda gezinmek güzeldi…
sevgiler
Eylül 3rd, 2009 at 14:22
Hepimiz birbirimize benzemiyor muyuz hepten zaten Ezgi?:)