Gardırobumu yeniliyorum bugünlerde. Elde, içerde olan her şeyi elden çıkarıyorum.
Kışlık bölmede;
A’ya duyduğum alerjili aşkı en arkaya koymuşum. Onu en iyisi çöpe atmalı, kimseye zarar vermemeli.
B’yi görünce kramplar giren umutsuzluk, mavi umudun önüne koymuşum ne körlük.
Mor renkte ‘gelecek yıl yapılacaklar’ eteği. Hiç giyilmedi.
Siyah ‘yapamadıklarım’ paltolunu. Gittiğim her yerde giymişim. Sanki çok yakışıyordu?
Bir yanı öfke bir yani fedakârlık rengi gömleğim… Aslında hiç sevmezdim seni.
İsimlerle dolu şalım… Bazen kalbimin karanlık yönünde duran bütün isimleri unutmak, kazımak geliyor içimden.
Bir yanı yanmış, kırgınlık kazağım. Neden bu kadar çok giydim ki seni?
Neden yeşil yaşamı giymek dururken, inadına gri renkteki asık surat elbisemi giydiğimi hala anlamıyorum.
Bazen, çoğu zaman kendimi anlamıyorum. Oyalanmadan, çıkartmalı hepsini…
Gölgelerini kaybetmiş kirpiklerimi görüyorum.
Şimdi kim dinleyecek ki,
Surlarımda kedi yavruları beslediğim kalelerimden kaçan güvercinlerinin Yunan şarkılarını?
Şimdi yüreğim rüzgârsız dalgasız mavi deniz sabahı.
Uyandırmasanız?
Şimdi ben
Hani 18 gün sonra İstanbul’a gidiyorum ya,
İşte o gün içimi Kız Kulesine boşaltıp, kendimi de yok etsem olmaz mı?
—
Fotoğraf(lar): Öner Batur











Eylül 9th, 2009 at 01:05
Uğraşma bu kadar kendinle,kızıyorum bak!
Eylül 11th, 2009 at 14:59
gardırobunu yenilemek sana iyi gelmemiş.boşver be pinpirikli olduğu gibi kalsın…
kız kulesine git içindekileri boşalt ama kendini de al ve geri dön olur mu?
Eylül 15th, 2009 at 04:27
cok güsel bir yazi ya icim bir acayip oldu burdaki sözleri okurken:(((