Ruhsuz Bir Gün…

Hava mis gibi çıkıp dolaşmak vardı yâda güneşte uyumak…
Soluksuz kalıyor bedenim ruhumda aynı…
Sus diyorum içimdeki seslere.
Neden bu kadar çok konuşuyorsunuz?
Etrafta hiç ses yok.
Kalemimin kâğıda dökülüşünden bir de içimdeki sesten başka…
Bu kadar çok konuşmak zorunda mısınız?
Gerçekten bunalmışım bugün ben.
Kendimden ve kendimin içinde bulunduğu her şeyden…
Neden bir şeyleri anlamak zorundayız ki?
Anlamıyorum işte hiç bir şeyi.
Kendimde dâhil…
Hem anlamak ne ki? Olayları birbirine karıştırmaktan başka hiçbir işe yaramıyor!
Sevmiyorum dünyayı. Eminim oda beni sevmiyordur.
Hem kimse kimseyi anlamak da zorunda değil…
Neden bu kahve şekerli olmuş.
Annem bizim kız yine havalarda demeye başladı…
Kendimi uzaylı gibi hissediyorum.
Hiç zamana, hiçbir mekâna ait olamıyorum.

Küskünlüklerimi kimse anlamıyor. Zaten kimsenin de anlamasını beklemiyorum…Aklımda milyonlarca sorular geçişte. İstanbul trafiği gibi düşüncelerim. Her gece rapor veriyorlar ‘ şuan 3 öldüğünü sanan düşünce, bir yarım yeni doğmuş fikir’
Beynim fırtınalarda… Neden?
Neden mi? Nedeni yok. Ben öyle istiyorum…
Zaten bu yazdıklarımın da hiçbir nedeni yok…Ders çalıştığımı sanıyorum. Ama durum öyle değil. Okuduklarım havada kalıyor. Nefesimde onları yukardan indirmekle meşgul. Ama başaramıyor…Bir intihar vakası; okuduklarım kimse beni yakalayamıyor diye intihar etti… İyi olmuş…
Sonuç; elde var yine sıfır, sınav sonuçları berbat gelecek…


Fotoğraf:
Steel

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Yorum yazın