Çocukluğunu Çabuk Özleyen Çocuklar
Şimdi gelse babam taşısa okul çantamı, vücudum hafiflese,
Gelse annem elma, muz, çilek koysa ‘yemezsen büyümezsin’ dese beslenmemi tıkıştırırken…
Biz çocukluğumuzu çabuk özleyen çocuklarız…
Fotoğraf: Öner Batur
Şimdi gelse babam taşısa okul çantamı, vücudum hafiflese,
Gelse annem elma, muz, çilek koysa ‘yemezsen büyümezsin’ dese beslenmemi tıkıştırırken…
Biz çocukluğumuzu çabuk özleyen çocuklarız…
Fotoğraf: Öner Batur
Adana’ya gidip geldim ya bahar kaçtı içime, kaçtı içimdeki bütün hüzünlü şarkılar. İçimi gıdıklayıp duruyor ayak yalın toprakta gez çağrısı.
Delilik bu bütün çilekli şarkıları kendime armağan ettim, diğerine kaldı hüzünlü şarkılar. Diyorum ya bahar kaçtı içime.
Ben değilim inan, bahar bencil!
Birde bütün Karadeniz türküleri benim olsun. Denizlerin mavisi,
Rüzgârların serinliği…
Annemin çeyizlik sandığını da istiyorum ama kaderinden korkuyorum. Olsun, bahar bulaştırırız ona da çıkmaz oda benim olur.
Bütün kelimeleri sıralayıp kaçasım var. Var da Nisan gelip kelimelerimin önüne oturuyor başlıyor;
‘benden güzel kelimemi var’ diyor.
‘Nisan; deniz, kum. Nisan; çocukluk, Nisan; çilekli dondurma, Nisan akşamsefaları, Nisan; aşk…
Şimdi söyle benden güzel kelime mi var?
Nisan her şeyde, her şey Nisan’da’
Ben değil, Nisan bencil. Ben değil Bahar kaçık…
Dedim ya içime bahar kaçtı.
Çarptı, bundan bu ayaklar…
___
Fotoğraf: Oer-Wout
Bugün bir çikolata fabrikasında kaybolmak istiyorum. Tamam, tamam bu cümleyi kitaptan yürüttüm ama orda çikolata fabrikasında çocuk olup kaybolmak istiyordu. Ama ben çikolata fabrikasında çikolata olmak istiyorum…
Şöyle akacaksın, gerileceksin, yayılacaksın, dağılacaksın. Of!
Deli miyim ne?
Ah bir de sorumluluklarım… Ah!
Ya oynamak istemiyorum bu sorumlu kız rollerini…
___
Fotoğraf alıntı.
Ben bu oyunu beceremedim en iyisi sen devam et. Ben kendime yeni oyun bulacağım.
Güneş çıktı, çiçeklerde duydu ya Nisan’ın geleceğini
Hepten çıktılar toprak üstüne.
Şöyle baktım da yazdıklarıma birçok şey yazmışım.
Artık gelmiyor yazmak içimden. Yâda yazdıklarımı başkasına okutmak…
Gezmek dolaşmak geliyor içimden.
Eğer yazarsam özleyip
Boğaza karşı içime okurum bende.
Denizlerde fon verir arkamdan.
Sorular yok artık, hüzünlerde yok.
Kapıyı açtım kapı dışarı ettim Aşk’ı
Git dedim beni bulmada kimi bulursan bul. Ben seni istemiyorum sende beni isteme dedim
Oysa bunu söylerken sırılsıklam âşıktım Aşk’a, aptal kör olduğundan fark etmedi.
Gitti.
Onun yerine Bahar geldi. Aşksızda yaşanmıyor be şu Bahar…
…
Heyecanımı kaybetmekten bahsediyorum ya hep! Peki ben ne kadar ısrar ediyorum? Ne kadar keçi inatçıyım?
Tamam belki yıldızlara ulaşamam ama ağaçların tepeleri hala benim! Küçük tepecikler, eski köy evlerin toprak çatıları…
…
Her gün bir uğraşla, Yaradan biraz daha uzaklaşarak Yar’e biraz daha yaklaşarak dünyanın merkezinden uzaklaşırsın.
Şarkılar bazen buzdolabında dondurulmuş yemekler gibi tad vermez,
Şiirler gönül havuzunu doldurmaz…
…
…
Arkanda bıraktığın enkazın rüzgarda nasıl parça, parça dağıldığını görüyorsun değil mi?
Dağılmışlığımı toplayamayışımı,
Hiçbir yere ait olamayışımı,
Görüyorsun değil mi için, için burkulmalarımı?
Nerden bileceksin ki,
Bıraktığının ne olduğunu görmezken.aslında oyalanmış zamanmışım ben görmemişim ben.
Keşke farkında varabilmiş olabilseydim,
Hoş bu saatten sonra boş!
Hayaletlerini gör, hiçbir odaya ait olamayan hayaletini.
Ne suretine sahip kalabiliyor, ne sıretine.
Ben; korkunç bir korkuluk gibi etrafımdaki güzellikleri kaçırıyorum…
…
…
Eski çoğu zaman ağır gelir bana. Eski çoğu zaman yıpranmışlığı hatırlatır bana. Eski, yerine oturmayan, unutulup gideni, değersizliği, körlüğü… ben böyle olurum arada. Dibe vurmak gibi. Dibe vururum bazen ben. Rüzgarda savrulmaktan daha çok severim ben dibe vurmayı. Çünkü biliyorsundur ne olduğunu. Bu sıkılganlığın, hiçliğin, mutsuzluğun ne olduğu bellidir. Dibe vurmuşundur. Ve yine bilirsin dibe vurmuşluğun sonrası yeniden çıkıştır. Yeniden güneştir, yeniden yıldızlar yeniden masmavi gökyüzü… ben işte arada vururum böyle dibe. Kendimi yenileyebilmek için. Sabır tazeleyebilmek için.yeniden umut edebilmek için.
…
….
bütün şarkılar sahiplerini buldu.
Bütün kitaplar okuyucusunu.
Bir tınıya takıp çoğalıyorum ya, her şey geçip gidiyor işte…
…
…
hep istiyorum ki hayat umuttan önce bitsin. Ama olmuyor. Umut bitiyor, hayat kalıyor, küsüyorum. Önce olsa bir maske bulup oynardım oyunumu, şimdi maskelerimde kırık, suratım da asık…
Geçen zamanlarda Yasemin ‘Ben bu sene gideceğim’ dedi Yalın heyecanını kaybetmişsin derken, sanki ayarlanmış bir şekilde oraya yapıştırılmış gibi.
‘önce gitmek için gemilerin olmalı dedim.
Şimdi bende başladım o gemiyi yapmaya, ben gitmeye meyilli…
Maskelerim kırık ya, hangi yüzde ben varım ki?Hangi şehirde kaldım?
Seni bana yazılmış şarkı sanırken…
….