Adı Adımdan Sonra Soyadım

Bugün biri ile tanıştım. Adı adımdan sonra soyadım…

Kendi varlığında, kendini arayan, ama bir türlü bulamayan.

Korkuları mağaraların da. Hayatın boşluk izleri var gözlerinde.

Anlamların yolsuzluğu yolunu kesmiş.

Bugün biri ile tanıştım. Gözlerini saklayan, elleri güzel…

Çocukluğunu gülüşlerinde taşıyan, ellerinde dağ kadar ateşler…

Ben göçebe idim, o benden daha göçebe.

Ben vurdumduymaz, o benden daha duymaz.

Aitsizliğini sürüyor arkasında, beş yaşında arkasında tekerliğini kaybetmiş arabasını taşıyan çocuklar gibi… Ürkekti, yolunu kaybedişi gibi.

Korkaktı, hasretleri kadar.

İstediği hayat bu değildi biliyordum, girdiği yollar kendine ait değildi. Savurmuştu rüzgâra kendini. Sormuyor artık ‘neden’leri ‘niçin’leri. Var bir köşe de ‘keşke’leri…

Öyle Biri işte…

Fotoğraf: Öner Batur

Etiketler:

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Heyt

Kendimi en son martılara atmıştım, bir parça simit olarak.

Aynada ki lekeler insana neler anlatır?

Gözlerinin altında şişlikler ya?

‘Dert benim dert’ size ne diyemiyorum, aynada ki ben ile herkese çatasım geliyor.

Heyt dokunmayın bana yakarım sizi diyesim de. Ama en çok her şeyi parça parça edip yok edesim. Yok olunca ne olacak ki? Hiç bir şey…

Sıkılıyor işte canım.

Ben bu şehirde olunca rahat durmuyor, sol yanımı dağlıyorum.

Ben acil heyt çekilin gidiyorum demeliyim.

Fotoğraf: Can Su Boguslu

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Aşıktım

Sen bana baktığında toydum. Daha ilkokul sıralarında aşkı öğreniyordum.

Aşk tahta kalem ile sıralara ad yazmaktı.

Aşk saçını çekmekti…

Bilmiyordum dünyanın bu kadar karanlık olduğunu.

Bilmiyordum yolunu kaybedene sağır dilsiz olunduğunu bu dünyada.

Ama bildiğim bir şey vardı oda aşktı.

Şeker gibi bir şeydi, tatlı.

Bizim az aşağıda ki nehir gibi kocaman…

Başka şeylerde biliyordum

Mesela kirazın portakaldan daha güzel olduğunu,

Bisikletin misketten daha heyecanlı sürüldüğünü.

Ben var ya ben, dünya kadar adamdım.

Sana âşık olacak kadar doluydum…

Etiketler:

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Muz Sesleri

Ece Temelkuran- Muz Sesleri’nden…

‘Nasıl biliyor musun Flipina? Büyüyünce güneşe bak, anlayacaksın. Işığın izi kalır gözde; kendi kadar, kendi biçiminde. Bir kör leke bırakır neye baksan. Annen benim gözünde bir ışık lekesi gibidir. Gözlerimi kapatınca o leke zonkluyor göz karanlığımda. Açınca her bir kıpırtısında gözümün, oraya buraya, gördüğüm şeylerin üzerinde hercai, kara mor bir damga olarak beliriyor. Geçmesin istiyorum. Baktığım her şeyde kara mor bir yara gibi açılsın istiyorum. Yoksa oda bu savaşta kaybettiğimiz her şey gibi, hiç olmamış gibi olacak.

Annen bende bir ışık lekesidir tatlı kıbbem, çıkmaz.

Etiketler:

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Çocukluğunu Çabuk Özleyen Çocuklar

Şimdi gelse babam taşısa okul çantamı, vücudum hafiflese,

Gelse annem elma, muz, çilek koysa ‘yemezsen büyümezsin’ dese beslenmemi tıkıştırırken…

Biz çocukluğumuzu çabuk özleyen çocuklarız…

Fotoğraf: Öner Batur

Etiketler: ,

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Garip Olanlar

Senin garip hayallerin oldu mu? Hani olmaz dediklerinden.

Senin garip arzu ettiklerin oldu mu? Hani ‘ya bir git’ dediklerinden.

Senin garip ulaşmak istediğin şehirlerin oldu mu? Hani ‘nerde?’ dediklerinden.

Şimdi benim var. İnanmıyorlar. Olacağını ummuyorlar.

Ne garip ben inanıyorum…

Fotoğraf: Vaggelis Fragiadakis

Etiketler:

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Dünya Meşakkatli Bir Yoldu

‘Dünya batıp giden bir aydınlıktı. Geçiveren bir gölge, yıkılıveren bir direkti. Dünya meşakkatli bir yoldu. Görünüşü ise hoştu. Bu yüzden insanı helak ediyordu.’

Mustafa Ulusoy – Nietzsche ve Babaannem kitabından…

Etiketler:

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Darwinizm Ödevi

Cuma yine vurdum kendimi sokaklara.
Aklımda bir sürü cümle
‘Zübeyde’nin doğum günü pastası, hediye,
Kimsesiz çocuklar için atkı bere malzemeleri,
Sınav telaşı,
Annemin aklımdan çıkamayışı,
En son İstanbul’a gelirken sırtıma saplanan bıçağın acısı,
Otogardaki annemin babamın yanındaki öfkeli fotoğrafı,
Çözemediğim problemler,
Yaşamın anlamı,
Habire koşup bir türlü aradığını bulamayan içimdeki çocuk,
Darwinizm ödevi…’

Metro’da yanımda; eşofman takımlı, sırtında sırt çantası, tamamen normal olmayan tipin elinde ki tespihe tip, tip bakıp
Her haline kulp bulurken Hüda’nın cimciklemesi,
‘Uslu duracaksın’ dimi?
‘Bilmem, galiba’
Derken ki muzipliğim.
O Zeytinburnu’nda inerken, ben Aksaray’a koşturuyorken,
Yağmurda hızlı, hızlı Fatih’e geçerken;
Yasemin’e Kasımpatı alma niyetim varken.



Akşam ‘Once’ filmini izlerken,
Yine acıyacak sanırken ‘geçmiş’ dedim. Hatta içimde buz gibi bir soğukluk hissettim.
Ne tuhaf. Hani İclal Aydın diyordu ya ‘Geçiyor, hem de fark etmeden, geçtiğini bile fark etmeden’
Geçmiş, sonrada gitmiş işte…
2010′da geliyor. Ocak da… Yani yeniden doğuşum.
Ben Ocak da doğmuşum, kestanelerin ve nergislerin etrafta yayılırken ki zamanında, bu yüzden kokularını çok seviyorum olsa gerek birde yağmuru.
Geçen Doğumumda ettiğim dua kabul olmuştu,
Bu defa avucuma hangi Yusufçuğu koysam?

__

Fotoğraf: Mechtaniya

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Aynalar Yolumu Kesti

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;

İşte yakalandık, kelepçelendik!

Çıktınız umulmaz anda karşıma,

Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,

Benmişim kendime en büyük ceza!

Ey dipsiz berraklık, ulvî mahkeme!

Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.

Kutsî emaneti yedim, bitirdim.

Doğmaz güneşlere bağlandı vâde;

Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, günah, hasad yerinde demet;

Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!

Olur, mu, dünyaya indirsem kepenk:

Gözyaşı döksem, Nuh Tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.

Bakamam, aynada, aynada vicdan;

Beni beklemeyin, o bir hevesti;

Gelemem, aynalar yolumu kesti.

1958-Necip Fazıl Kısakürek

Yasemin seviyormuş, bende sevdim…

Etiketler:

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Nisan’dan Eylül’e

‘’Ben seni tek bir ben ile sevmemiştim ki, şimdi benden tek bir gidişine sessiz kalmamı bekliyorsun. Kadın gibi sevmiştim mesela seni, zarafetine düşkün. Çocuk gibi, isteklerine âşık. Sonra bir de yabancı gibi sevmiştim, anlaşılmayan. Biraz da dalıp dalıp kaybolduğum kuyularda şizofren gibi de.

Haksızsın. İçimdeki yangına bir ses ararken de sevildin. Koynumdaki çocuğu meydanlarında koştururken de kayıtsız. Umutluyken de, umutsuzken de. Yorgun ve yaralıyken de. En çok da olumlu ve olumsuz eklerle birlikte. En gereksiz konuları bile ciddiye alırken de sevildin mesela. Tablada yığın yığın soru işaretleri arasındayken de. Ortak takvimde aynı ayı göstermezken de. Aşkların neden bittiğini çocuksu bir telaşla anlamazken de.

Kadındım ama kanı deli, delikanlı gibide sevmiştim. Anladığını hayata renk ve tat olarak karıştıran yemek düşkünü bir kadın gibi de. Evine ekmek parası yetiştirmeye çalışan elleri nasır olmuş kadın gibi de. Çocuklarına şemsiye olmuş şefkat abidesi kadın gibi de.

Eski tek bir ben ile değil, yeni, yenilenen ben’lerle hep sevilmiştin. Şimdi bana, içimdeki ben’lere tek bir gidişini anlatmamı bekliyorsun. Ben seni tek bir ben ile sevmemişken, hangi ben’e gidişini anlatayım?

20.Nisan.09’’

O zamanlar aylardan Bahar’dı,

Can acımın ağaç yapraklarında yeşermeye başladığı andı.

Şimdi aylardan Sonbahar. Acımın yapraklardan dökülmeye başladığı mevsim.

Filmlerden filmlere dalıp, karakterler denizinden yüzüp çıktım. Karar veremedim hangisinde karar kılmalıydım, kılamadım. Hepsinin içinden yüzüp tek bir ben olamadım. İlle de bir ben mi olmalıydım? Arlanmadım.

**

Gittiğim her yere huzursuzluğumu taşıyorum. Sevmiyorum bunu. İpi kopmuş, sahibine düşkün bir köpek gibi huzursuzluğum. Gitsene işine! Ama yok!

**

Gece otobüse binenlerin pek yolcu edeni olmuyor nedense. Gece yolculuğunu kendinden kaçanlar mı, kendine kaçanlar mı tercih eder? Bilmiyorum. Saat 23.00. çok şey barındırıyor aslında bu yolculuk. ‘telefonları kapatıyor muyuz?’ dedi çocuklu bir bayan, belli ki kocasının aklı onda. ‘her şey serbest’ dedi kıvırcık gözleri fır dönen adam.

Koltuk 20. koltuk 21 boş.

20/yaşımın başlangıcı. Yan koltuk/ hayatımın boşluğu.

Gelecekte ki gelecek olan;

Nerelerdeydin? Vardın biliyordum ama nerede? Gözlerim seni aradı yeni güne hazırlanan otobüste. Ön koltukta mıydın, tercihinden kaçındığım. Arka mı hiç nasip olmayan. Yoksa benim gibi orta koltukta mıydın?

İçimin ve bedenimin ağırlığı ile önce gözlerini çizdim küçük bir gülümseme ile. Deniz gibi huzur mu verirdi gözbebeklerin? Yoksa zeytin gibi dinginlik mi? Belki de kahve gibi yorgunluk bilemedim.

Sonra dudaklarını çizdim, yarı baygın gözlerle. Papatya gibi mi gülerdin, duru? Yoksa karanfil gibi, hüzünlü? Belki de Begonvil gibi muzip ve gamzeliydin? Onu da bulamadım.

Kaşlarını, burnunu, çeneni ve kulaklarını daha sonra çizerim. Saçlarını da… Ve ellerini de…

Olmaz mı?

***

Fotoğraf(lar): Fırat GÜRGEN

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS