Kendimi Kandırmışlığım

Ekim 24th, 2008

 

‘’Kendimi kandırdığımı anladığımda, ağlıyordum.’’

 

Ve anlamaya başladığım o kadar şey… Susup, gömülmekten, sesli şarkılar söylemekten de çözüm bulamadığım zamanlarda çoğaldı. Sevdiğim ne kadar şarkı varmış öyle. Susup sonra küsüp, kötü sesime aldırmadan bağıra, bağıra söylediğim şarkılar şimdi öksüz. Sevdiğimi anlamam için onları, kendimi kandırdığımı fark etmem mi gerekiyordu?

 

Hayal ettiklerim, içimde dolanan uğultulu rüzgâr hep yolun sonunda. Ben ise daha yolun başında bile değildim. Belki de bir yolum bile yoktu…

 

‘’Yaşanacak varsa yaşanır. Sen istesen de istemesen de.’’

 

Ama ben, yaşamamayı dilemiştim, yaşadım.

Şimdi yeni bir dilek tutmak gerek, bu dileğin süresi doldu ve artık vitrin camlarında satışa sunulmuyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                                   

Bazen

Ekim 24th, 2008


 

Bazen,

Gitmek isterken, gidememek hayat olur.

Bazen,

Susmak isterken, kanayarak konuşmak olur hayat.

Bazen,

Unuttuğun anda, sana unuttuklarını hatırlatan biri hayat olur.

Anlatamazsın…

 

Her şeyi unuttuğun anda,

Biri gelir;

Yollara tebeşirle çizdiğin çiziklerin hala orada olduğunu söyler.

İnanmazsın, inanamazsın,

Oysa sen;

Üstünde çok araba geçtiğine inanırsın,

Oysa sen;

Üzerine çok yağmur yağdığını ve bu yüzden silindiğini düşünürsün.

 

Bazen olur,

Etrafında ki hiçbir şeye gülemezsin,

‘buda geçer yahu’ diyemezsin,

Titreyişine, soluk soluğa kalışına ‘yaşlanıyor muyum ne?’ diye dalgalar geçemezsin,

Sevdiğin insanları gördüğünde saçmalamadığını fark edersin,

‘yeter bu ne hüzün’ diye kapıyı kapatıp başka kapıya geçemezsin.

Bazen olur ya,

Kendini dört duvar arasında artık sen, sen olmadığını hissedersin.

 

Hızlı, hızlı çıkarsın hayat sandığın merdivenleri. Arkada bıraktığın izleri unutarak her adımda, seni hüzünlendiren, mutlu eden anları unuttuğunu sanırsın, oysa bilmezsin görmek istemediğini. O koşuşturma arasında birden bakarsın;

Bir ışık görürsün, hani şu uzun, uzun daldığın zamanlarda, hani şu ellerinin arasına başını aldığın zamanlarda, seni içine alır uyuşursun, bırakmak istemezsin. Sanki bıraksan üşüyeceksin sanırsın, sanki bıraksa 3 yaşında çocuk gibi taş kaldırımlarda dizini kanatacağını sanırsın.

 

Ama öyle olmaz işte,

Gider o ışık bir gece ansızın, birkaç gece kollarında uyutur seni, bir anne gibi önce seni uyutur.

Sabahları Ay’ı arar bulursun, öğle vakti güneşin ne kadar sevimli olduğunu hisseder, paylaşmanın içinde ki sırları yeniden bulursun.

Notaların arasında ki cilveleşen perileri, muhabbetin içinde ki cırcır böceklerini, ekmek arasında tebessümleri, birde Ortaköy havasının yeniden ne kadar güzel olduğunu hatırlarsın.

Aslında yağmuru ne kadar özlediğini, uzun, uzun boğazı ne kadar zamandır izlemediğini, martı çığlıklarında simit, çayı hangi anlama katma telaşında ki zamanları, karanlıkta yalnız ay ışığında yürüdüğün zamanları… Hatırlatır işte…

 

Anlatamadığın çok şey vardır bazen ve bazen de anladığın anlatamadıklarının yanında ne kadar fazla olduğunu hissedersin.

Yorulduğun anda, biri gelir seni dinlendirir sonra çeker gider,

Giderken, onda ne kadar dinlendiğini, ne kadar demlendiğini fark ettirerek gider…

Dedim ya bazen, hayat bir başka akar.

Sonra anlarsın ‘tek değilsin’dir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ortada Biryerlerde

Ekim 11th, 2008


 

İyi miyim, iyiyim, gerçekten iyiyim ya.

Gözümü kapattığım anda binlerce insan yüzü seline kapılıyorum. Saatlerce tanıdıklarımı tanımadıklarımı ayırıyorum, ofluyorum, pufluyorum. Saatlerce tavana bakıyorum, hafif soyulmaya başlamış. Bu gece ay çok güzeldi. Anlamadıklarımda güzel aslında, Bilmiyorum da demek güzel bazen. Arada saçmaladığımda oluyor,

—aşk mı düştü gıı gönlüne diyor şalvarlı kadınlar,

Aşk düşer mi ki? Yoksa biz mi aşka düşeriz. Tanımlar karışıyor hepten.

Hayat’ı tanımla diyorum,

Muz kokusu, elma kabuğu, sen ben o işte. Kalabalık bir aile hayat diyorum.

Bu aralar Edip Cansever okuyorum sık, sık;

 

Ortalarda bir yerdesin -öylesin-
Bir kavşaksın nedense - bir şeyle her şey arasında-
Günün her saatinde -duyuyor musun-
İmgeler birbirinden korkuyor.

 

Hayat kısa diyorum,

Ama ertelemekte yine usta birer oyuncuyuz.

Ölümü diyorum erteleyebilecek misin?

 

Bu aralar,

Mutluyum diyorum, huzurluyum, deliyim, doluyum. Ama suskunum birazda karışığım, olsun.

Karışıklıklar içinde anlam daha güzeldir değil mi?

Hı, hı.

 

 

Yaz Bitmeden

Ekim 8th, 2008

Evet yaz bitti derken, bir miktarı kapımı çalmışta haberim yok. Asma yaprakların dökülüşüne üzülürken, güneşin hala yanımda tenimde olması beni mutlu etti bu sabah.
Evin damına çıktım, asma yaprakları baygın baygın baktı bana,
terliklerimi çıkartıp ayak yalın unuttuğum zeminin tadına çıkarmak istedim, oturdum. Yüzümü güneşe döndüm bir ayçiçeği gibi. Uzun, uzun nefes aldım.”yaşıyorum be işte” dedim. Kulaklarımın yanışına güldüm. Kim demişti ki kış geldi diye? Gizlice cebime doldurduğum cevizlerin yemenin keyfi ayrı bir güzel oldu. Son zamanlarda herşeyden şikayet etmek sinirimi bozuyor. Kendi kendime ceza veriyorum ”şikayet yok!!” diye. Dinleyecek mi bilmiyorum ama zorunda.

İşsizim, ay doldu hala yataklarda köstebek gibi.
Sürekli birileri ile görüşüp onların ardından -bööö yapmak, sonrada buna kis kis gülmek, ben ne zaman büyüyeceğim diye sorular sorduruyor kendime.
Sonra içimde çocuğun biri ”-büyümeyecem işte” diye tutup annemin gözü gibi koruduğu yatakta zıplıyor, annemde onu kovalıyor.
Yeni tınılar, yeni tıngır mıngırlar. Komşu torununa ördek almış sabahları ”vak vak” sesi ile uyanıyorum. Bende istiyorum diye aynalara notlar yazıyorum.
Herkes bir telaş, bir hırs içinde. Elimin tersi ile ittim herşeyi, gökyüzüne bile para için bakan insanlardan olmaktansa, ben böyle mutluyum.

Bazen bilmek istemiyorum hiç birşeyi, kitaplarla kovalamaç oynuyorum,
İstemediğim bir bölümde okumanın cezasını tekrar tekrar yaşamak, kimsenin umrunda olmadı. Ama artık benim umrumda!! Bu kadar dedim ve soyundum istemediklerimden.

Güneş mi Doğdu Ne?

Ekim 6th, 2008

Biraz Farid Farjad, Biraz Yann Tiersen, Biraz Edith Piaf,
Biraz Ezginin Günlüğü, Biraz Düş Sokağı Sakinleri, Biraz İncesaz, Biraz Süper star, Biraz nilüfer, Biraz Minik Serçe
Biraz muzlu pasta, Biraz tuzlu kraker, susamları parmakla, Biraz kahve yanında çikolata, Bol, bol limonlu soda,
Birkaç kutu peçete, Biraz burnunu çek, salya sümük ağla, Bir düzüne film cdleri…
Birkaç gün ördekli terliğin tekini arama, yerde sürünen pijama,
Birkaç gece yastıksız uyuma eylemi, Biraz boya ranzanın tavanını gökkuşağına boyamak için,
Uykusuz geceler, biraz kitap, hava da asılı cümleler ve uyumak için sayılan ördekler vık, vık

Evet, Depresyonun yeni tanımını yukarda sıralamış bulunuyorum…

Kabul hala muzlu pasta yapmasını öğrenemedim, paketin sonundaki susamları yemekten vazgeçmedim ve çikolata yoksa kahvede yok cümlesi hala aklımda,

İyi bir senaryoda yazamam -bakmayın ileri geri konuşmam yönetmenler, senaristler hakkında huysuzluğumdan. Filmlerde salya sümük ağlayışımı açıklayamam, gözümü ekrana yapıştıranda bendim, defalarca izleyişim aslında çekim hatalarını bulmak içinde değildi,
Müzik kulağım hiç yok –ıyyyy müzik derslerini nerden öğrendin- derken de kendime kızıyorum farkında olmadan.

Aynaya baktığımda, elektrik tellerinden yeni çıkmış saçlarımı, yerlerde sürünen pijamalarımı açıklamak için birini bulun lütfen.
Kayıp bir şeyleri bulma konusunda ne kadar berbat olduğumu söylemiş miydim çünkü hala terliğimin tekini bulabilmiş değilim.
Hele, hele yastıksız tövbe uyuyamıyorum –bunu saatlerce tavana bakıp ellerimi şişko göbeğimde birleştirdiğimde anladım.
Kitap baskı konusunda söylendiğim kelimeleri saymayın.
Ranzamın tavanını gökkuşağına benzetmek isterken aslında karalama tahtası yaptığımı da bilmeyin.

Birkaç aydır kötü zamanlar geçirdiğimi, kurumuş çiçeklerimde pekâlâ çok iyi anlatıyor. Tamam, kabul mazeretim yok fazla. Ha daha da kötü zamanlarım olacak düşüncesinde hiç değilim. Bu benim suçum değil, yaşanacakların olması bilakis çok güzel. Hala yaşanacakların olması hala hayatta olduğumun en güzel göstergesi galiba, yaşamak yine de her şeye rağmen güzel.

Kafanda bit gibi çoğalan sorunlar varsa film izle! Aslında sorunların varsa, bir süre ondan uzak dur ve -tamam şimdi- dediğinde geri dön kökten hallet. Bildiğim bir şeyi tekrar öğrendim böylelikle.
Ve bir şey daha sorunun varsa benim gibi kesinlikle evde kalma! Çık, dünyada neler olduğunu gör. Evde kalırsan kafanı duvarlara vururken, birinin seni durdurma olasılığı daha azdır. Yaşamak istiyorsan bunu yap.

Bunlarda depresyondan yeni çıkmış birinin ilk sözleri.

Burada Safiye’ye şükranlarımı sunuyorum efendim,(yabancı film izledim çok mu belli ne? Ne o be sükran mükran çık çık! Tesekürler Safiye) Umudunu Kaybetme güzeldi. Veeee gün, gün başının bitlerini yediğim minik kıza film destekleri için teşekkürler. 31 film 30 gün. Halen gelecekleri saymıyorum (Ümit buradan sana gönderme yapıyorum.)

Aslında

Eylül 23rd, 2008

 

Aslında;

Çok da yanmıyor canım,

Yağmur da…

Eylül Geldi Çoktan

Eylül 9th, 2008


Aylar geçiyor.
Temmuz’da deniz, kum, güneş derken, karpuzdan insan yüzleri yaptık. İnsanlardan geçtim.
Otobüslerde unuttum yüzümü.

Ağustos, geldi. Sancı oldu içimde ateş oldum tenimde.
İmkânım olsaydı kaçar kurtulurdum Ağustostan dedim. Sustum susturdum içimdeki sesleri.
Rüzgâr bile iştahsız esip,
oynaştı asma yapraklarıyla.
Karıncalar sonra,
şlık erzak telaşından uzak, serin ve gölgeli bir yer bulma telaşındaydı.


İşte geldi Eylül. Geçmiş, okul, kaldırım taşları, limon ağaçları, köşedeki simitçi, şalgam kokusu,
stadyum kö
ş
eleri.
Sıralara kazınan a
şklar, üniformadan kurtulma eylemi.

Eylül geldi. Ben farklı ben,
Aklıma de
ğip geçenler yine aynı. Okul ve aklımda sörf eden hesapsız düşler.

Hepsi diyorum bir zamanlar hayatımda ve
aklımın ba
şşesindeyken, şimdi sadece değip geçen trenler gibi.

Geçen ay kavun kokusu yayılırken etrafa,
Bu ay havuç kokusu yayılıyor,
Birde okul sancıları…

Yağmurca

Eylül 9th, 2008

Cırcır böcekleri geceyi seslerinde taşırken,
>unuttu beni> dedim.
Sıcak, turuncu sokaktan sessizce akarken,
Asma yaprakları sessizliğimi saklarken,
Sana düş’süzlüğüme ay bile çekip gitti…

>unuttu beni> dedim pencerede asılı kaldı uykusuzluk.
Çarşamba yağmur yağacakmış bugün otobüste yanımda oturan silinmiş siluet dedi.
Bende senli yağmur öncesi sessizlik var…

Çarşamba diyorum >yağmurca> konuşacağım teninde.
Aklımın iplerini saldım.

 

 

 

 

 

 

Gerçek

Eylül 9th, 2008

Kapı arkasında kalan düşlerim sıkılgan bakıyorlar artık yüzüme.
Aynadaki yüzüm ‘daha gerçekçi’ yazsan ne olur diyor.
Gerçek?!
Takvimlere harf, harf adını yazdım.
Gazoz şişesinde saklanan sana dair heyecanlarım var. Korkuyorum açmaktan.
Açınca ya asidi kaçarsa?
sabah olsun ben giderim sen rüyamda…’

 

 

 

 

 

 

Akşam Geç Düşüyor

Eylül 9th, 2008

Sana ulaşamayacağını bildiğim, kâğıttan gemiler yapıyorum.
Sen susuyorsun, yaptığım gemiler kâbus olup geceme giriyorlar.


Akşam geç iniyor buralara,
Aklım pencerelerde kalırken,
Perdeleri örtüyorum sıkı sıkıya.

 

 

 

 

 

 

Page 3 of 20«12345»...Last »
blank