Yandaki şahsi muhterem bayan ben, daha o günlerden belliymiş, hayata şaşkoloz bakacağım. Arkadaki Musti, herzamanki gibi arkamda, ordada saçımı falan çekiyordu eminim.Bugünlerde bir susuyorum, bir gülüyorum. Yüzüm asılsada serde ’serserilik’ var inanmayın.
Bir ilkokul çağında çocuk edası ile yürüyorum yollarda, boynumda düğmesi kopmuş bir yaka haylazlık, Düşlerimin biri çıkmış gömleğim gibi belimden. Zornan taşıdığım, kendi kilomdan bile daha ağır bir okul çantası. Ne kadar aşk, umut varsa doldurmuşum içine, sürüyorum peşi sıram. Arada bir durup, ellerimi belime atıp,
-Yahu ne var bu kadar umut dolduracak diye kızıp başımı kaşıyorum.
Bilyelerimi sıralıyorum tozlu toprağa, diziliyoruz yaşıtlarımla sıra, sıra. Bir kaşımı kaldırıp yenebilecek miyim diye bakınıyorum. Ben yeşili kestiriyorum gözüme. Bütün cesaretimi yeşile gönderip gıdıklatıyorum, bu sırada ben neşemi atıp vuracağımı planlıyorum.
Atıyorum bilyemi, ‘yeşil yeşil’ diye bağırıyor içim. Vuramıyorum yanından sıyırıp geçiyor, sarıya çarpıyor.
-Peh diyorum, Ne oldu diyorum yüzü asık gelen cesaretime, neden vurulamadım,
-Meğer gıdıklanmıyormuş öyle bir huyu yokmuş diyor,
-Eee sarı neden vuruldu diyorum
-Uykusu gelmiş onun için vurulmuş, çıkıp kestirecekmiş.
-Yahu bu oyun eskiden böyle değildi…