Gülümsemenin Makyajı

Yağmurun yağması için dilekler gönderirken gökyüzüne
Ve rüzgar beni mutlu etmek için etrafımda palyoçuluk yaparken,
Karnımda uğultu şeklinde ağrılar gezerken,
Gülmek hiç içimden gelmezken
Ve ben sadece sevdiğim insanlar için dudaklarıma gülümse takarken,
Canım kahve çekti.
Ateşimde varken sıcak kahve ne kadar iyi gelir bilemiyorum.
Derler ki; Harareti hararet alırmış.’
Tartışılır.
Aynadaki yüzüm solgun, kendime çeki düzen vermem gerek derken
Aklıma Canan Tan’ın kitabından bir söz geldi aklıma;
-’En etkili makyajın ‘gülümseme’ olduğunu asla ‘unutma’!-
Gülümsememi soldurmamalıydım.

***
Fotoğraf: Alexandru Robert, Agrapine

» No Comments

Dost Var ki,

Dost vardır;
Kahve için.
Dost vardır;
Sohbet için.
Kimi dost vardır ki,
Kahve yanında sohbet içindir.

 

***
Fotoğraf: Vividlight

 

» No Comments

Aşk;

Aşk; 

Küreğini kaybetmiş çocuk, 

Aşk, 

Yüreğini kaybetmiş çocukluk 

Başka tarifi yok ki! 

Anlamları küreklerimizde saklı

Bulmak ümidi ile..

***
Fotoğraf: Violeta

 

» No Comments

Sevmek,

Bir insanı ‘öldürmek’
bu kadar kolayken,
Neden bir insanı ’sevmek’
bu kadar zor?..
Anlamını içinde saklayan cimri
Sevmek,
Ne zaman çıkacaksın karşımıza?

» No Comments

Çikolatalarımı Kovamda Saklarken

Kimin ne yaptığını bilmiyorum bugünlerde.
İlgi alanıma da girmiyor dersem yeridir yani.
İyi niyetlerimin limiti bitmiş. Almak için siparişte vermedim. Balkonumdan gelen menekşe ve papatya kokuları aklımı alırken,
Havlayan köpek bütün cesaretimi aldı geceye.
Sevmiyorum havlayan köpekleri, sanki uğursuzluk getirecek gibi.
Annemin ayaklarına sığınmak gerek…
Gözlerimi kapatıp,
Aklımı bu şehirden kaçırmak istiyorum.
Usul, usul rüzgârın estiği bir tepede, ahşap bir evin terasında gözlerimi açmak geliyor.
Önümde sonsuzluğuna inandığım deniz
Ve -hadi gel oynayalım- diyen ve beni baştan çıkaran kumlar.
Ayaklarım gıdıklandı gibi sanki.
Ben hiç kumdan kaleler yapmadım.
Hiç küreğimle kovam olmadı.
Ne zaman televizyonda kumlarla oynaşan çocuklar görsem aklımın yarısı o çocuklarda kalır.


Eksikliğini hissediyorum, çocukluğumun.
Hiç bebeğim olamadı, yâda ne bilim oyuncağım. Babam eve gelirken hiç çikolata getirmedi. Zaten onu da çocukluğumda hiç görmedim.
Belki de bu yüzden çocukluğa bu kadar açlığım,
Belki de bu yüzden nerde bir ayıcık yâda alımlı bir bebek görsem saldırışım.
Marketlerde ilk çikolataya saldırışım.
Kim bilir belki de çocukluğum eksikliğidir.
Avazım çıktığı kadar şarkı söyleyip,
Çenem ağrıyasıya kadar konuşmam
Sonra utanıp
Avazım çıktığı kadar susuşum.
Bağışlayın gelgitlerimi…
Şimdi çocuk olmak var,
Ahşap bir evin terasında,
Rüzgâr saçlarımda,
Karşımda sonsuzluğuna inandığım deniz
Bir kovam ve bir küreğimle,
Çikolatalarımı kovamda saklarken

 

» No Comments

Hayat,Deneme

‘‘Yeniden başlayalım mı dedim/kendime…/Nazlsandı sonra sustu/…Gözlerini kaldırdı…Bütün yaşanılanları sildi…

Bu sayfa gibi boştu hayatım.Anlamlarım bile boştu…/Boş bir anlam/anlam olurmuydu?

Yeniden başladım/…Sus oluşlarımıda susturdum bu sefer/…Bu sefer bir adım attım/Tek ayağımla /sek sek oynar gibi…Dünya/Hayat duyuyor musun beni Düş Düş Omuzlarımdan…

Hayat Düşe Düştü Omuzlarımdan…Ve ben başlıyorum kendimden…Hayat bütün bildiklerini öğrenmeye geldim…

 

» No Comments

Bazı Anlar

Yazmaktan ‘vazgeçtiğim’ anlar oluyor bazen,
Hani o ‘yazmak sihrinin’ oluşturduğu bulutu ‘yırtıp’ kaçtığım anlar.  Ve –susmak- için bir sürü –nedenler- sıraladığım anlar.

Nedenlerime bile –neden diye –soramadığım- zamanlar. 
Kendimden kaçıp, kaçıp-
-Karanfil kokularına- sığındığım zamanlar Bildiğim,
Öğrendiğim,
Ezberlediğim
Yâda zorla ezberletildiğim.
Her şeyin –yalan- olduğunu yeniden, yeniden -anladığım-

-Kandırma- zamanları… 
… 
Bugünlerde ruhumun kimsesi yok/kimsesiz.
Susuşlarım bile
Nedenlerim bile kimsesiz…  Hadi uyandır beni -bu kaçıştan-
Hadi tut elimden –çek- beni -kalabalıksız yalnızlıklarımdan-
Hadi –sustursana- -sana olan sus oluşlarımı- da
Hadi…
-Kimsesizliğimi sen ile kimselendirsene!- … Gözlerimi açsam da –sen- çıksan ömrüme Çıkacağım bütün yolculuklara –seni- alsam yeter -bir avuç yaşamıma-
Buralardan öylece yolculuklara –seni- alıp -kaçmak geliyor içimden-
Karanlık sorular peş peşe peşimde iken.
Bir notaya takılıp -akmak geliyor sana.-
-Senin için- bir avuç dolusu -karanfilli düş kurmak-.-İçimin senden geçesi geliyor.- … -çile kokladım, karanfil niyetine- Battım dünyaya sonra çıktım.

Yine -senin adınla- başladım günceme.
Dünyadan çıkmış insan gibiydim.
Suretini kaybetmiş.
-Sen varsın- diye yeniden –daldım- anlamını yitirmiş dünyaya.
Oysa kendi masalımı ben çoktan yazmıştım. Ben kendimi anlamıyorum ya
Sen anla beni anlamadığım yerden .…( gözlerin neden bu kadar derin? Bakma bana bir daha öyle derin, derin. Bakma diyorum sana. Baktıkça içimdeki buzullar eriyor. Ben içimdeki erimişliklerimle, ruhumun ıslaklığı ile gözlerinde boğulacağım birazdan. Bakma bana öyle derin, derin)…  Sana uzak şehirden yazıyorum bu gece.
Yalan inanma kendimi kandırıyorum
Ve süslü kelimeler kurmak için palavralar atıyorum. 
Bu gece intihara hazırlanıyor,
Sensiz geçen bütün saniyeler.
Teker, teker varlığını esir edilecek yakamozlu bu gecede. Bütün gün bekledim.
Bir saniyelik nefes sana ait.
Nefesini aradım gül kokularında.
Bulamadım, bu koca şehir esir alırken beni yine monotonluğuna.  Kim bilir?
Hangi sokaklarda koşturmaca oynuyordun.
Gözlerimi camlardan ayıramadım.
Sonra gökyüzüne dilekler uçurdum
Hep sana ait. 
Biliyorum fark etmedin ama ben
İlk kez bu kadar umutla doldum.

Ve ben ilk kez bu kadar hüzünbaz. Sana gitme demeyeceğim,
Ama ayak seslerin kalsa olmaz mı?  18 Nisan 2008
04.19 —23.59
Nisan adamı çarpar
Aman dikkat.. 

***
Fotoğraf: Serhat Demiroğlu

 

 

» 1 Comment

Sesimde ‘aşk’ geliyor bugünlerde…

30 MART 2008 PAZAR…/…23.16 

Hiçbir kalpte kalamam içinde ‘iyilik’ yoksa.

Beklemeden ‘giderim’ kalbim ‘git’ diyorsa…

Ben ‘küsmem’ hayata

Başkaları küsüyor…

Bir gün ‘ışıklar’ bana da ‘yanacak’ nasıl olsa…

Rüyanda kendimi ‘yonca bahçesinde koşarken’ gördüm

Çocukluğuma ‘geri dönmek’ istedim

Saçımı ördüm

Ne ‘yük’ vardı omuzlarımda

Ne derdim ‘oyundan’ başka…

Büyüdükçe kendime ‘duvarlar ördüm’… …Gülben Ergen-Yonca Bahçesi…  

 

Bütün şarkı sözlerini unuttuğum an/ve

Geri sarmak isterken, İplerin koptuğu sahne

Belki de yanlış replikleri okumuştum Hayata… Kim bilir… 

Kaç gündür sesim çıkmıyor/sitemlerime

Kaç gündür bakışlarımı değiştirdim/uzak şehirlere

Konuşmuyorum

Bakmıyorum/aynadaki bana

Dünya dönüyor/ben susuyorum Çünkü sesimden ‘aşk’ geliyor… Korkuyorum… 

 

Gün doğdu yeniden/suskun,

Yeni günü yaşamaya gücüm var mıydı bilmiyorum

Gücüm olsa bile bunu becerebilecek miydim? —hadi bismillah Bir çırpıda attım üzerimdeki karanlıkları/ve kalktım güneşe

Perdeler arasıdan beni çağırıyor penceremdeki güvercinler

Onlara da gücüm yok bugün… Tek, tek seni arasına ördüğüm saçlarımı topladım Sonra vazgeçtim serbest bıraktım… Ellerimle cilveleşen su/yüreğimin yandığı gibi/yakıyor tenimi 

Aynadaki bir çift kahve göz boşluklarla dolu

Nerde bu gözlerde okyanus

 Hani diyor ya Burçin ‘okyanus gözlüm’ Hani nerde?

Gözlerim bana bakıyor ben onlara/anlamsız/—hadi gülümse, hadi gül diyorum.—yoksa bütün saatler o/nsuz dar gelecek sana hadi…

Güldüm kendime/ demek ki ‘hala’ gülebiliyorum ‘kendime’

Dudaklarımı yanaklarıma iğneliyorum ‘gülüyorum bak işte’ 

Tam kendimi yerin dibine atarken/karanlığa-kimsesizliğe/ atıyorum kendimi sokaklara Benim gibi sessiz sokaklara…

Usul, usul geziyorum sevdiğim şehrin yüreğinde.

Usul, usul yağıyor yağmur beyaz tenime. 

Tenimdeki sana ait bütün lekeleri silmesini diliyorum gökyüzünden

Sonra geri alıyorum dileğimi…

 Seviyorum be şehir seni-yaksan da canımı- 

Bir adım atıyorum,

Bir adım da ‘seni’ çekiyorum içime Yüzümde yağmur izleri… Tenimde saplanmış sözlerin… Saatlerin ileri alındığını unutmuşum

Keşke yaşamlarda bazen ileri/geri alınsa!

 Kimse yok sokaklarda/tıpkı ruhum gibi-sessiz/

Kendi ayaklarımın sesi/yüreğimde ise yâr’in sesi//kokumda-bilinmeyen kokun/ İçim soluyor be şehir/Bahar geldi sana da

Turunç ağaçların çoktan giydi gelinliklerini

 Kokun sardı sokağımı

Kokun ‘eşdeğer’ ruhumdakiyle… 

 

Yüreğim! Dili lal yüreğim

Şehrin gibi yanık yüreğim… 

Seviyorum bugün yüreğimi de be…

Şehrimin hatırına. Ellerimi atıp yüreğine

Seve-sim geliyor yüreğini/ama olmuyor

Gözlerimi dayayıp derin gözlerine

Dalıp gide-sim geliyor uçsuz bucaksız çöllerine/ama olmuyor.

Gözlerimi açsam da,

Sen çıksan bir ikindi vakti

Kendimi esir ederken /asma yapraklı sokakta/ gün bitimine

Sen azat etsen beni sana… 

Tam ellerimi kaldırıp gökyüzüne

Gülümseyip şarkı söyleyecekken Korkup susuyorum…

Çünkü sesimde ‘aşk’ geliyor bugünlerde…

 

***
Fotoğraf: Serhat Demiroğlu

 

» 1 Comment

Aşk,Yeniden

Yüreği ah’larla dolu/şehir/sana yanıyorum bu gece…
Yolumun üzerinde binlerce kelime
O/na batırıp, batırıp çıkardığım
Ve
Ben her kelimeyi yoluna asıp geçiyorum gece/n/den…
Son durak;
Yine o…
Bu gece umuduna leke getirdim
Hadi bekliyorum/namusunu temizlesene…
Annemin duvaklığında mı kaldı med-cezirlerin
Söyle ne zamandır yüreğinde yangınlar var?
Benim ellerime bulaştı bile ateşler…
Seviyorum seni şehir/biliyorsun aklım İstanbul’da
Seviyorum seni şehir/umutsuzluğum İstanbul’dayken
Toprağında var senin vahşilik
Sen erkeksin İstanbul kadın
Senin yanık yüzün var İstanbul’un yüzü makyajlı…
Makyajı soyununca ah o güzellik
Nasılda doyulmaz…
Sen hayran ona/ben hayran ona…
Ellerin büyüktür yüreğin gibi
Yüreğin yanar toprağın gibi
Umudun beyazdır senin pamuk tarlaları gibi
Hiç yorulmaz mısın söylesene yanmaktan?
Bu şehirde sevdim ben karanlık sokakları
Bu şehirde düşündüm ben onu sokak lambalarının altında
Bu şehirde baharda tam on ikide vuruldum
Seviyorum be seni şehir
Baharın tehlikeli olsa da…
Binlerce tadı var kaldırımlarının.
Güneşin yakarken beyaz tenimi
Kaç kez kaçmak istedim senden bilmiyorum
Ama sen hiç bırakmadın tenimi…
Şimdilerde yeni mevsim yürüyor parmaklarımda/şehir
Söyle yanmakta güzel değil midir onun için
Haber saldım bütün şehirlere
Avuçlarımda kırmızı bir koku
Ruhum çoktan firar etti…
29.03.2008…/…00.20



Yasemin o/nun türevini alıyorum hala ben. Gözlerini bir azaltıp elleri ile çarpıyorum. Sesine katıp kendimi geceye yeniden katıyorum biz/i…
(…)
Hani olurda sonucu bulursam/ki sonuç bulmak her şeyin sonudur/
Ben çoktan ruhumu satmış olacağım kimliksiz kaldırımlara…
/O/ bilmese de…
Gözlerimden uyku akıyor/bütün gün/bütün gücümü emmişken
Direniyorum yastığıma kapatmamak için gözlerimi
Ya giderse gözlerimden…
Ne tuhaf bugün Aşk’ın tarifini değiştirdim Yasemin;
Aşk; olduğun yerde say/ıkla/mak,
Hadi gözlerimi kapattım çık ortaya…
Körebe…
Bu oyunu herkes oynuyor dimi?
Peki, kazanan oldu mu bu oyunda?
Ben hiç hatırlamıyorum
Sonu nasıl bitti bu oyunun?
Sonu yok mu yoksa bu oyunun?
Ne güzel!
Hadi Aşk’ın adını Sonsuzluk koyalım…
(…)
Yasemin bütün kontörlerim bitti.:)
29.03.2008…/…01.29

 

***
Fotoğraf: Leonid Afremov

 

» No Comments

Masal bitti, masal kahramanın da öldü!

’’Herhangi bir geminin limandan ayrılmasına bile ağlar oldum
Sonra akşamların gelişi gündüzlerin vedası üzdü beni
Sayende yaşadığıma bile efkârlanıyorum
Artık gerisini sen düşün…
Ceyhun Yılmaz’
 

Hangi mısralara kondurmalıyım seni/sahiplenmen için beni?
Yâda hangi buğulu cama yazayım da yok olsun
Bu içimdeki senli sebepli fırtına?

Gidiyorum sensiz zamansız karanlıklara,
Ağlıyorum hıçkırıklarımın sesleri kaybolmuş…
Esip durdun iklimlerimde…
Şimdi
Sen mi gittin yoksa ben mi kaçtım senden anlayamadım
Ama şimdi olmaktan korktuğum yerdeyim
Yani diplerdeyim…
 

Hani diyor ya Ceyhun Yılmaz ‘Adam demesinler bana sensiz’
Söylesene ben neyim şimdi sensiz?

Artık ne kadar keder dolu şarkı varsa hepsi benim içimde,
Senden sonra kur/amadığım/duğum hayatta yaşamak için…
Artık ne kadar yağmur varsa içimde,
Senden sonra sessiz, sessiz ağlamak için…
Artık ne kadar sensizlik varsa hepsi içimde…
Haberin var mı yoksa haber göndereyim mi?
 

’’Üzerine yatamadığımız bir yatak gibi kaldı aşkımız
Ne denir ki bu aşka…
Çarşafı bozulmayan bir sevdamız var şimdi!
Ceyhun Yılmaz’’

Oysa ben razıydım her sabah yok ettiğin ruhunu ilaç olmaya
Biliyordum çünkü senin gülen gözlerin iklimlerime güneşti
Ve ben biliyordum gülen gözlerin olmadan güneşsizdim.
Ne zamandır güneş ne yönden doğuyor bilmiyorum?
Batıdan mı?
Doğudan mı?
Yoksa güneşi de mi (ç) aldın sebepsiz giderken?
 

Ne tuhaf!
Sana gelirken ömrümün kestirme yollarını kullanıyordum
Gözlerinin dönemeçlerinde soluklanıyordum
Dudaklarında güneşin batışını seyrediyordum
Oysa şimdi…

‘’beni sorma sevgisiz sokağın sakinlerine
bilmezler içine atılarak büyütülen kayıp âşıkların adreslerini
Ceyhun Yılmaz’’
 

Şimdi sorma bana nasıl olduğumu
Seni gözlerimde sakladığımdan beri
Gözlerimi açmaya korkuyorum
Hayatımda olduğu gibi
Ya gözlerimden de gidersen?

Özledim seni…
Anlayabiliyor musun bunu?
Saçma sapan bir sevdadayım
Yüreğim yine hoyrat,
Yüreğim yine suskun.
Gölgemi kaybettim ömür yolunda
Sokağım ışıksız.
 

Köşe başlarında bekleyenim yok artık.
Kapımı çalan bir umudum yok.
Ben yine sevdanın yokluğundayım.

Yeminlerim azılı bir hırsız
Benden seni çalan…
Gece kapımda,
Çaresizlik 12’yi vuruyor
Kalbimde yine sen…
Eskisinden daha acı vererek,
Eskisinden daha kanayarak,
Eskisinden daha da eskiyerek… ‘’Bir sensizlik ki sorma
Neyi sevsem sana acıkıyorum
Yastığa yorgana sarılmadan uyumaz oldum
Seni sevmek yetti artık unutmaya acıkıyorum
Ceyhun Yılmaz’’ 

15.03.2008(23.23Ben nerde olduğumu biliyor muyum?
Bana hangi sokakta olduğunu soruyorsun!
Masal bitti, masal kahramanın da öldü!

 

 

» No Comments