Ah Bir Bilsen

 

Sen ömrünü eksi bir hüzünle boyadıkça, gökyüzüm kana bulanıyor.
ğındığım kalem utanıyor benden,

dudağıma taktığım türküler kilit vuruyor dilime.
Sen ömrünü eksi bir hüzünle boyadıkça asma yapraklı sokağın turuncu rengi soluyor.

Unuttuğun şiirler aklıma geliyor,
Sevdiğin kandırış öykülerin ve en çok kullandığın kelimelerin,

Alnına düşüne o siyah çarşaf ah bir tutabilsem, ah bir hatırlayabilsem senin yerine o türküleri…
Geceye dolunay düşer, kalabalıklar içinde yalnız kalışına üşürüm ben

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Belki Bir Gün


 
Belki bir gün… Diye kandırıyorsun kendini biliyorum. Çay bardağına bıraktığın dudak izinden akıyor hüznün, pencerede sallanan dalgınlığın ve

perdelerde unuttuğun kimsesizliğin bir gece vakti düşüyor yastığıma.

Saçlarımı tutup getiresim geliyor. Sarıl huzurla uyu diye.

Ama bilirim sevmezsin beni hayat gibi.

Elma şekerlerim erir, içim burkulur. Sonra bütün elma şekeri satıcıları uyuşturucu satıcısı gibi görünür gözüme,

yeni düşleri öldüren.

Senin kendini ‘belkilerle’ kandırdığın gibi kandırırım kendimi. Biliyorum acılarından saklanıştı bende var oluşun.

Buna rağmen hüznüne sevinç olamayışım,

İçimde uğultu olur

Ve ben dünyaya daha sağır olur,

Ağlarım…

 

 

 

 

 

 

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Ne Gelir ki


Yatıştırıcı rüzgârlar
şa vurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını
Saklar bizi,
Gözlerimizdeki hüzne ‘dinginlik’ adını verir
seni iyi gördüm’ diyenler,
Bizde iyi hissederiz kendimizi
Elimizden başka ne gelir ki…


Murathan Mungan

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Hadi Uyandır


Bir düşte karşılaşştık, bir düşte kaybolduk.
Hadi birimiz uyandırsın artık ötekini
Birbirinin karanlığına kapatılmış
Birbirinin içinde tipiyle tutulan
Her kozaya ayrı biçilen uzun kışlardan
Hadi birimiz uyandırsın artık ötekini



Murathan Mungan

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Sustum

’’Acıyla baş etmeyi öğrendim,
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?’’*
Diyor yazar,
Avucumun içine dayadım dudaklarımı,
Sustum sana artık…

*Murathan Mungan

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Beş Şıkta Hayat


 


 

  1. Bakkal amcadan alışveriş yaparken fonksiyonda ki kuralları kullanırsın
  2. İnsanlarla görüşürken fonksiyonun tecrübeli kuralları kullanırsanız çok işinize yarar.
  3. Bu gördüğün fonksiyon sana çok iyi yaşam imkanları verir Sıdıka.
  4. Burada kullanılan çözüm yolları hayatın her kesiminde kullanırsın Sıdıka
  5. Kes çeneni Sıdıka.
  6. Bir şık daha şans tanıyayım sana bunları söyleyen ne ilksin nede son.

 

Beş şıktan birini seçeceksin sınav bitecek Sıdıka. Hadi ama asma suratını!

Ne yani bu şıklardan birini seçersem bana hayat olarak mı dönecek? Mutlu bir iş, anlayışlı bir eş? Öyle mi? Daha bana gülmeyi beceremeyen şıklardan, bakmayı öğretmeyen, tat aldırmayan bu şıklar bana hayat verecek öyle mi? Peh! Şimdi bu şıklar;

 

-Kokmuyor, koklamayı öğretecek mi? Hayatın kokusunu mesela, şeftalinin başka kokusu olduğunu, toprak ıslanınca farklı güneşte farklı koktuğunu söyleyecek mi bana? Annemin kokusunu dünyanın hiç bir yerde bulamayacağımı mesela…

 

-Baktığımda,

gökkuşağını göstermiyor, bulutların arasında ki saklı şehri, suların görünmeyen renklerini, hayvanların duygularının titreşimlerini…

 

-Dokunduğumda,

hissetmiyorum bile, sert midir yoksa yumuşak mı? Bana köy yataklarını hatırlatmıyor. Ağaç gibi bana ölümsüzlüğü.

 

-Duyamıyorum,

bu şıklarda nerde bilye oynayan çocukların sesleri? Nerde yaprakların sohbetleri hani nerde cırcır böceklerinin zikirleri?

 

-Konuşmuyorlar,

neden ağladığımda ‘neyin var?’ demiyorlar. Sevdiğim sözleri benimle tekrar etmiyorlar? Hayatın şarkısını söyleyebilecek mi bana?

 

Hani nerde? Bu beş şık mı bana hayatı verecek? Bu şıklar mı aşkı verecek? Daha beş duyumla bile iletişime geçememiş şıklar mı? Peh! İlerde,

İyi bir iş imkanı sağlayacak,MIŞ. Yarın iyi bir aile ortamı kurmamı sağlayacakMIŞ. Bana rahat bir hayat sağlayacakMIŞ. Daha bana dokunamamış şıklar mı? İnanmış gibi görüneyim de boşa gitmesin bari!

 

Neden beş duyudan sınava almıyorlar ki?

-Sıdıka duvara dokun ne hissediyorsun?

-hocam kan pıhtılarını bu yüzden sıcaklar bazen. Şafak vaktinde kalpleri atıyormuş.

 

-Sıdıka yapraklarda ne görüyorsun?

-hocam Osmanlı kadınlarını. Alımlı ve asiller.

 

-geçtim mi? Otur az daha çalış.

Şu beş şık diyorum,

Sabah 05.30’da camiden çıkan insanların yeni gördüğü arkadaşına ‘hayırlı sabahlar’ dediğinde hem söyleyenin, hem de duyanın aldığı tadı aldırıyor mu?

 

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Bisiklet


   

Çok mu büyüdük acaba?

Önce olsa bisikletinin lastiği patlasa ağlardım senin için.

Şimdi ise hüznüne parçalanıyor ömrüm.

Hangi sayfada unutuldu o bisiklet?

Hangi gülüşümüzde parçalandı?

Ben,

O bisikletinde bana papatyalar getirmeni düşlemiştim hep.

Şimdi,

Bisiklet senin geçmişinde,

Papatyalar benim saklı düşlerimde kaldı…

 

 

 

 

 

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Kendime

 

kararlıyım’ dedim.

 

Salonun ortasına sanki bomba düştü. Kocaman bir boşluktu herkesi herkesten ayıran. Derin bir sessizlik, o boşlukta klavyelerin savaşı vardı. İlk defa bu kadar çok korkuyordum. Elimin ayağımın titremesinden kalbim düşecek ve paramparça olacaktı sanki.

 

daha fazla mutsuz olmak istemiyorum’ dedim.

 

Bunu duyan herkesin suratı düştü. Sanki gizli bir gerçeği halı altından çıkartıp karşılarına yani duvara asmıştım. Üstü örtülen mutluluk oyununu bozup, mutsuzum, mutsuzuz çığlıklarına cımbızla kulaklarına atmıştım. Gerçekleri saklama gibi olağanüstü bir durumumuz vardı unuttum!

 

Ogün babamla E–5 yolu üzerinde otobüs yâda taksi beklerken eve gitmek için, ilk kez bu kadar sert ve yüksek sesle konuşmuştum. Ben bile ürkmüştüm.

 

‘neden anlamak istemiyorsun, mutsuzum diyorum’

 

Bunun üzerine saatlerce susması ve derinine dönmesi

‘sende mi baba gerçekleri saklıyorsun kendinden’ dememe sebep oldu.

 

45 dakika geçti. Kocaman odada tek kalmışçasına her şey boşlukta sallanıyordu sanki. O sessizlikte, o koca boşlukta ben ölmüştüm, yâda birileri beni öldürmüştü ne fark eder ki?

 

Bu kadar yüksek sesle ilan etmem mutsuzluğumu, demek ki artık limitimin dolduğunu gösteriyordu. Bir şeyleri yer değiştirmek değil artık düpedüz değiştirme, zamanı gelmişti. Yeniden ‘en karanlık zaman şafak vaktidir’ sözünü hatırlayıp şafak vaktini getirme isteğimi durduramıyordum. Bunun içindi demek ki bu kadar cesaret.

 

Başkalarının kurduğu saatlerimi bozup atma zamanı, yüzümün ölü yarasını def etme zamanı. Nasıl birikmişti bunca mutsuzluk, mutlu pozlarına yatışımda artık işe yaramaz olmuştu. Bu maskeyle aynada nasıl gülmüşüm kendime?

 

O hayalini kurduğum mutluluk ülkesi,

Sanki haritadan silinmişti. Parmaklarımla izleyişim geldi aklıma, şimdi koysam parmağımı tekrar haritaya,

O silinmiş ülkeyi bulabilir miyim?

Adını mırıldandığım zamanlar,

Sandığım? Sandığım nerde benim?

 

Boğazım yanıyor. Sıkıntım hemen boğazıma vurdu. Bir saat oldu nerde ise. Kimseden ses çıkmıyor. Her sabah boş yere konuşmaktan yarışan onlar değil miydi? Şimdi mutsuzluğumu bitirmek istiyorum dediğimde neden sesleri çıkmıyor, neden bir Allah’ın kulunun kuracak bir cümlesi yok? Hepiniz mi ört pas ediyordunuz mutsuzluğunuzu? Yakalarından tutsam, ama korkuyorum. Her sabah sıcak ekmek kokusunu paylaşğım insanların buz gibi olmalarından.

 

Akşam özüm gibi sevdiğim biriyle buluştum.

‘hiç değişmemişsin’ dedi. (biliyorum dış görünüş açısından dediğini) ama ben kendimi değişmiş görüyordum, ellerime baktığımda en çokta. Bu aynada ki gözler sonra. Bıdı, bıdı çenem hiç durmadı. Sanki bir an sussam, etraf sessizliğe boğulacak ve ben papağan gibi ‘çok özlemişim sizi çok özlemişim sizi’ diye bağıracaktım. Sesimden korktum.

‘biraz olgunlaşşsın’ dedi.

Her zaman karşısında çocuk gibi hisseden ben şimdi kocaman biri gibi hissediyordum kendimi. Artık kendi kurallarını sabitlemiş, istediği şeyler için sesini yükselten…

 

 

Sanki deniz fenerini bulmuş balıkçı edasında bakınırken, iki saat geçti. ‘asabiyim ben’ modundan çıkmaya başladım. Deniz fenerini buldum, ona koşuyorum.

Artık gecemden hayalet korsan gemileri geçmeyecek. Kaç gündür bölük pörçük uyku aralarında gördüğüm, ‘terlik, sandalet’leri (çünkü rüya dilinde anlamı ‘darlıkmış’) görmeyeceğim için seviniyorum galiba. İki kere hapşırdım galiba bu rahatlamanın işareti.

 

Bugün hangi kitabı açtıysam ‘ne gelecek bahtıma’ diye,

Her seferinde şairler ‘balıklardan’ bahsetti. Balığın anlamı ‘kısmetti’ dimi? Böyle şeylere inanasım geldi bir an.

 

İliklerime kadar ısınıyorum dakikalar geçtikçe. Sanki senelerdir Sibirya ikliminde yaşamış ardından Afrika güneşine geçiş yapmış gibiydim. Güneşi görünce yavaş, yavaş erimeye başladım, buharlaşır mıyım ki?

Of bu eriyiş,

İşte kendine geliş.

Nerde, nasıl yaşamıştım bu dondurucu iklimde. Pusulam bile donmuşken, bu yol alış nereyeydi ya?

 

‘körüm, körüm gel de donduğunda yaptığın hataları gör’’

 

Kalbim… Eriyor gibi sanki…

 

Tozlu zamanın arasından biri;

‘iyi gördüm seni’ dedi.

iyiyim artık, güneş parlıyor sanki.’ Dedim

 

Gözlerim dalıyor uzak ve dört saat önce yaşanan her şeye. ‘artık uzak her şey’ diye anlam taşıyan gülümsemeler takıyorum dudak boşluklarıma. Iskaladığım, yaşayamadığım her şeye ‘beni bekleyin’ diyerek bakıp gülüyorum.

 

 

‘bitti’

‘bitirdim’

‘mutsuzluğa sürükleyen o beni öldürdüm’

‘mutsuzluğu o haritadan sildim’

Yüksek sesle söylüyorum bunu kendime. Fısıldamalarda tarih. Delicesine bağırıyorum. Duy beni ben.

 

Rüzgârgülünün sesi duyuluyor, dalgalar kayalara vuruyor. Bir balıkçı bağırıyor;

 

millet şafak sökmeden dönelim, daha yaşanacaklar için hazırlık yapacağız…’’

 

İçim ısınıyor…

 

Uzun süredir, hüzün vardı içimde dışında. Çevreye verdiğim hüzünden ve bu sıcakta yarattığım hararetten dolayı özür dilerim. Geçmişin kapısını kapattım artık.

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Yağmur’u Özlemişim


Burası mis gibi yağmur kokuyor, bugün plaklarda yağmurun sesi, koş, çamura bulanalım…

En çok ayçiçekleri sevindi galiba yağmurun yağışına. Kafam E-5 yolu. Yol kenarlarına çiçekçi çingeneler sıralanmış yine. Yağmur sonrası kadınları onlar. Yağmur toprağına kavuşunca, su altına sakladığım düşlerimi çıkardım. Öptüm parmak uçlarından. Yollarda kendimi görüyorum, göz kırpıp yıldızlarımı göndeririyorum…

Ayçieçeklerinden sonra çamaşır ipleri sevinmişlerdi en çok yağmura. En son saçaklara sığınırken, maşalarla dans ediyorlardı herşeyi unutmuşçasına. Mavi, kırmızı, turuncu, pembe çamaşır iplerine tam tamına 10 tane maşa eşlik ediyor. Aklımı maviye, kalbimi kırmızıya astım. Turuncu ve pembeyide sana ayırdım. Dans edeceğiz gel dünya telaşlarımızı unutup.

Güvercinler ıslanmaya aldırmıyorlar…
Onu bunu bırakta en çok ben sevindim aslında…

Dün Adana’ya yağmur yağdı…

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Örselenmiş Sevda Kokusu


Yüzü düşse, avucumun acıdığı Adam

Bu gece kediler koşuyor, evler daha şen sanki. Uzun süredir balkonumdan yasemin kokusu gelmiyordu. Çıktım geceye. Gözlerimi kapatıp yüzümü geceye çevirdim. Kokladım geceyi, iliklerime çektim. Bilmiyordun bu gece sen kokuyordu.

İçimi gıdıklıyor asma yaprakları, gecenin buğusu boynumu öpüp geçiyor. Delikanlılar sıralanmış yine, acılarına tütün sarıyor. Bu gece ay sanki kırmızı kokuyor. Televizyonlarda gece ölüm haberleri. Ben balkonda sen ömrümde. Ben senin bilmediğin bir şehirde. Geceye çiçekli oyalar örüyorum, ruhumda doğan her yeni umut için. Senli düşlerim için. Bugün diyorum düşlerim eflatun kokuyor.

‘’Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım/Unutma beni, unutama beni
Gözünden damlayamayan göz yaşın olayım/Unutma beni, unutama beni
Gölgen gibi adım adım/Her solukta benim adım/Ben nasıl ki unutmadım
Sende unutma beni, unutama beni’’

Alnımı alnına dayadım, gülüşünü gülüşüme. Sen hayatımın valsı. Neden elin bulunmaz elimde? Neden ruhun… derin bir nefes alış. boş ver.

Sana yazmadığımda bütün düşlerim kirleniyor. Sana yazmayınca, annemin yası rüzgarda yayılıyor.

Bir balık kayıyor düşlerimden, örselenmiş bir sevda

 

 

 

 

 

 

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS