Kelebekler

‘Aya bak’ dedin, ‘ruhumu hisset.’

‘Şimdi seninle aynı an’ı yaşıyorum. Ruhumun çoraklaşmış tarlalarına rüzgârını sal hadi’ dedin.

‘Serinleyeyim, ruhumu raflardan indireyim. Tozlarını al, yeniden canlandır. Ben, ben babamın ölümünde kendimi vurdum hadi sen yeniden dirilt.’

Sen konuştun ben nefes aldım.

Sen hissettirdin ben ruhumu soydum.

İnsan çıplaklığı ile sevmeliydi. Utanmadan, ulu orta.

Sessizliğime sessizlini eş eyledim, sevgiye yeni nesil getirdim.

Ruhunun koylarında ılık ikindiler vardı. Deniz; yanmış kızıla boyanmıştı.

Korkmadım, güneşlendim.

Korkmadım salındım.

‘Hissettin mi?’ dedin.

Gülümsedim.

Sessizce ‘Midemin az üstünde kelebekler geziniyor, kim koydu onları?’ dedim.

Sana en güzel cevaptı, gülümsedin, kalbini gördüm.

Ruhum hamağına kuruldu uyudu.

Ben! Koylarında salınıyorum bir ikindi vakti, ılık güneşinle sar beni…

….

Fotoğraf: Andrew Birch

Etiketler: ,

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Şimdi Sana, Yeniden

‘Yaz’ dedin, neyi nasıl yazacağım peki?

‘Yokluğumu yaz, bir insan benim yokluğumda ne hisseder, kalp atuşları nasıldır, teni nasıl soğur? Yaz işte, merak ediyorum’ dedin.

Yazıyorum işte!

‘varla yok arası gibi bir şeysin’ dedin.

O nasıl oluyordu ki? Araf’tan geldiğime dair izler mi vardı üstümde? Gözbebeklerimde?  Bilmiyorum… Hep kendi boşluklarımdan bahsederdim ama bu kadar yoklukta olduğumu bilmezdim. Ama vardım, bak burdaydım.

‘dokunduğumda hissedecek gibi ama sanki biraz sonra hiç gelmemiş gibi gidecekmişsin gibisinde. Sanki merkezime süzülecek sonra da bir damla gibi buhar olup yok olacak gibisin. Sen! Sen nasıl bir büyüsün söyler misin?’ dedin.

Gerçekliğime nasıl inandıracaktım seni? Varlığımı, elle tutulur yanımı nasıl hissettirecektim sana? Seni yeniden bir rahme atsam, ani bir doğum ile uyandırsam kendine gelir miydin?

… Hey! O dağlardan birinde, ateş başında kendi gerçeğini arayan!

Biliyorum diğerleri gibi gecenin ayazında uyutmayacaksın kendini! Gerçeğin sancılı kargaşasında sörf yapacaksın.

Ben, ellerinde ki yanık ve çalı kesikleri kadar gerçeğim. Ve her sabah dağların üstünde izlemeyi sevdiğin dumanlar kadar…

‘diğerlerinden ne farkın var? Neden bu kadar sessizsin, neden başında suskunluk var? Ben buna mı takıldım da hala eşiğinden geçemedim?’ dedin.

Güldüm geçtim. Ve anlatmamayı seçtim ve öğrendim. Anlatmanın sularında o kadar boğuldum ki boğulacak bir canım daha kalmadı.

Benim sessizliğim kutsaldır, erişilmezdir. Onu bozman savaş sebebimdir. Sakın yargılayarak, bozarak dokunma!

Açtım saç tellerimi gir içeri, sadece yaşa! Ve sadece hisset! Ve anla!

Dahası yok!

….

Fotoğraf: Mechtaniya

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

… Kadıköy…

Karanlığın içinde sessiz bir gemi gibisin.

Toprak gibi seviyorsun, memleketin gibi…

Kalbinde ki çatlaklıklardan dolayı mı severken içinde hapsediyorsun, susuzluğunu gidermek için mi?

Sen annenin avucunda mı doğdun yoksa

Babanın parmak uçlarında mı?

Hadi söyle severken ki şifreni çözeyim

Hadi söyle ruhunda ki karanlık tünelin ışıklarını yakayım.

Merak ediyorum kalbin yorulunca, yaralanınca ne yapıyorsun?

Anneni arayıp ‘dizlerinde uyut beni’ mi diyorsun?

Yoksa kadınının avuçlarından mı içiyorsun?

Ellerinde ki kan bulaşmasın diye mi

Kadınının saçlarından öperek seviyorsun.

Tanımıyorum seni,

Dünyanın bahçesinden hangi meyveyi seviyorsun bilmiyorum

Attım tuttum işte.

Seni annenin hayırsızı ilan edip vurdum içime.

Kitap arasında çocukken düştüğün

Hangi diz yarasına merhem sürüyorsun.

Film izlerken ya

Unutuyor musun çocukken çaldığın erikleri.

Gökkuşağını kaç kez kendine Armağan ettin bilmiyorum ama

Sen Karanlığın içinde gri bir gemisin…

Seni çözmeye çalışmadım,

Anlamak da istemedim,

Merak Da etmedim

Sadece aklıma gelen kelimeleri yazdım.

Sen toprak kokuyorsun

Üzerinde ekin başakları kızarmış…

Kalbin…

Karanlık bir gecede aydınlık olmayı bekleyen bir tünel.

Dilerim en çok sen sever hayat…

Dilerim en çok Nisan yağmuru sana yağar…

Dilerim en çok Mayıs saçlarından akar…

Anne ve babanın hangi arzusundan dünyaya geldin bilmiyorum ama

Sen hep karanlık bir gecede

Ege sofaları gibi ışıklı bir huzur ol…

Sağ tarafında sevdiğin kadın ve

Ona fısıldadığın türkülerin…

… Kadıköy…

 

Etiketler:

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Şehbalin


‘’Benim Şehbalim…

Rüyalarında ve hayatında

Çocuk parkına hep yer ver emi!’’

….

Özleniyorsun, farkında mısın?

Etiketler:

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Minik Kalp


Bir varmış bir yokmuş. Hayat gibiymiş.
Pencere önünde kargalar kendini unutmuşken.
Bu kış kar’a hasret kalmışken.
Pencere önünde durmuş bu kız elleri çenesinde kış perisini beklermiş.
Kafası yorulmuşken.
Hayatı çözemiyormuş ya, bırakmış öyle kendini.
Seçil’i özlermiş.
Annesini hiç aklına getirmezmiş
Çünkü getirirse kalbi uçup gidecekmiş.
Ezanlar gökubbede yankılanırmış. Kızın kalbide gecede kuş olup kaybolmuş.
Sarılmak istermiş küçük kız sevdiği bir insana. Sıkı sıkı.
Üşüyen kalbini ısıtmak için.
Niye üşür ki bir kalp.
Niye yorulur ki minik kızın aklı.
Bir kale gibi kapalıymış kızın kalbi.

Etiketler:

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Zeytin Ağacım


Kıymet… sen benim kıymetlim.
Sen bir zeytin ağacısın. asi, inat, gerçekçi.
Gerçek bu kadar mı parıldar gözümde.
Zeytin ağaçları zor yerlerde yetişir.
Dik yerlerde, kayalıklı yerlerde.
İnatçıdır ve meydan ojur rüzgara…
Yalnızdır…
Cesur bakar hayata.
Bakışta sevdirmez kendini
Toplattırmaz zeytinlerini.
Uzaktan nasılda sevimlidir, sevdirir.
Uzaktan nasılda çekicidir, çeker…
Sen zeytin ağacım.
Elini uzattığında yaralayan
Uzanmak istediğinde çeken.
Dik yerlerde yetişen…
Önce rüzgarın ile anlaşmak gerek.
Sana meydan okuyan, aslında en çok anlaşan rüzgarınla.
Sonra toprağınla… seni tıtan, seni barındıran.
Toprağın senin evin..
Sen zeytin ağacım.
Şimdi sen uzakta mevsimini bekleyen bir ağaç,
Zeytin ağacı…
Zamanı gelince toplanacak olan…

Etiketler:

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Bennn

Belki işe yaramazım.

Evet, oradan hiç de sevmiyor gibiyimdir,

Belki de nefret derecesindedir dünyaya nefretim.

Kabuğumu hiç soydunuz mu?

Siyah beyaz karelerin içinden ki umudumu gördünüz mü?

Ağacımın ucundaki kırmızı aşkımı?

Ben bir gökkuşağıyım. Her rengi barındıran. Dokundunuz mu? Yağmur tarafımı görmeyin, ellerinizi gezdirin renklerimin arasında. Yağmura, gri kış havasına kanmayın hemen. Evet, yağmurda fazla kaldım, üşüdüm. Evet, düşüp dizlerimi kanattım, yaralandım. Ama ben bir gökkuşağım. Gerçekten.

Pencereden düşen bir çocuk gibi saçaklara sıkı, sıkı tutunan çocuklar gibi.

Tutukluyum hayata.

Oradan asık suratlı bir çocuk olsam da…

Kabuğuma dokunun…

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

İs-tan-bul

Bunu sana üzerimde uyku hali hâkim iken yazıyorum. Tenim üşürken…

Aklımda bir yığın soru sandıkları ile…

Ne yapıyorsun oralarda, beni aklına hiç getiriyor musun? Kaçtır göremiyorum seni. Bunu hissediyor musun?

Geçtim her şeyden. Vurmadım dibine bu defa. Soyutlandım her şeyden. Bir şeylerin varlığı yâda yokluğu umurumun köşelerinden bile geçmiyor artık…

Sana kalbimi atayım, hadi tut. Ona masal anlat. Çocuk masalları… İçinde İstanbul ve deniz ve gemiler olsun… Üstüne de martıları ekle. Sende benim susamlı simidim olur musun?

Zaten denize, İstanbul’a, martılara en çok yakışan simit değil mi?

Masal değil, mi? İnana işte!

İs-tan-bul hecele hadi. İçindeki huzuru bul.

Sana deniz kabukları getireceğim. Korkma bu defa karanlık olmayacak içinde. İçinden deniz akacak, balık zıplayacak.

Korkma! Bende korkmayacağım…

Bir Ege’li Asma bulalım. Renkli ışıkları yakalım. Altında biz…

Rüzgârda olsun mu? Birde yıldızlar.

Işıkların yanına anıları da asalım mı? En güzellerini. En mutlularını, en huzurlularını…

İzleyelim mi ah çekip… Hasret dumanı katlasın etrafı.

Korkma tamam mı? Bende korkmayacağım, bir bardak suda kendimi boğmayacağım…

Etiketler: , ,

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Gülümse

Küskün bir çocuk gibi ne duruyorsun öyle?

Hangi dalda ki kirazı çaldın da yakalanıp azar işittin?

Hani nerde o yaramaz, parmak uçları ağzında ki kız çocuğu?

Düşüncelerin arasında hangi kara kedi geçmekte?

Yollarda mı kaybettiniz çiçek tacını?

Korkuların taklidini yaparak kargaları korkutan haylaz çocuk…

Gülümse!

Bir yıldız tutup, dualarını Ay’ın ucuna as.

Kabul olsun,

Gönlünde sükûn bulsun.

Gülümse!

Fotoğraf: Callu

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Gönlümün Yar’i

Gönlümün yâri misin bu kadar özlüyorum seni.

Suskuluğuna ihtiyaç duyuyorum.

İçimin boşluklarını doldururken, dostun anlamını öğretiyorsun bana.

Ah gönlümün Çocuk Parkı!

Nasıl da zor bu hayat.

Nasıl da tuzaklı bu sınav.

İmtihan, imtihan, imtihan.

Elbette O’na (c.c) güvenenler feraha erecekler,

Ama ben ne kadar dayanıyordum ki O’na?

Ah çocuk gözlerini avucumda taşıdığım,

Yollarımda ayak izini aradığım

Nasıl bir omuz arayıştır bu…

Denizi izlerken

Uyurken ki yüzünü özlüyorum.

Suskuluğuna suskunluğumu eklerken

Nasıl da arıyorum çocuk el çırpışlarını

Bir anda sarılıp yokluğuna eklemeni.

Annenden çaldığın merhamet bakışlarını.

Ben, en çok gönlüme deyişlerini özlüyorum.

Zaman en çok eksiklerime deyip acıtıyor.

Suskunluğumu parçalayıp açıklarımı istiyor

Nasıl da çıkayım kabuğumdan dışarı

Dışarı kıyamet iken…

Nasıl da çıkarayım başımı

Gözler bencil iken…

Ben, benden öte dostumu özlüyorum

Ben, benden parça, parçamı özlüyorum.

Kıskanıyorlar seni içimdeki devasa ihtişamını.

İçimin mavi koylarında gezinen, sandallarını, balıkçı teknelerini…

Kıskanıyorlar seni.

Ben, bana Rabbimin Esmasını hatırlatan,

Çocuk elleriyle esintisini kalbime koyanı neden özlemeyeydim ki

Gönlümün yâri misin de bu kadar özlüyorum seni…

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS