Manada Sen

 

 

Özledim işte.

Yağmurun bir anda toprağa düşmesi gibi,

Gökyüzünün renkten renge girmesi gibi.

Özledim. Taa şuradan, kalbimin ortasından. Ortasında sen, senin içinde yine ben…

Senden çıkıp, bana gelesiye kadar bütün yollarda. İzlediğim her surette. İdrak ettiğim her manada.

 

Yol uzun, anlam katı. Bulamadıklarımla sen, bulduklarımla ben. O kadar kayboluyoruz ki evrende… Edepten mana çıkıyor, mana da sen. Karanlıktan, kayboluş çıkıyor. Kayboluşta ben. Anladım ben; edepte mana buluyorum, mana da seni.

 

Kalbim diyorum bir buğday tanesi.

Buğdayın özlediği gibi yağmuru,

Kalbim diyorum, bir dua.

Dua’nın özlediği gibi avuçları.

Öyle bir şey işte.

Ben işte, özlüyorum.

Özlem benimle, senden kaçmış bir manada.

 

 

» No Comments

Kalbim Firari

İstanbul geceleri…

Peltek dilli bir çocuğun hangi rüyasına saklandın?

Kurumuş bir uzaklıktan ne fayda var ki bu uzaklığı uzatıyorsun?

Görmüyor musun sızlıyor sol yanım.

 

Avuçlarımda ki dua,

Söylenmeyen sözüm,

Görüyor musun kalbim firari…

 

Fotoğraf: norah-m

» No Comments

Dünya Meşakkatli Bir Yoldu

 

‘Dünya batıp giden bir aydınlıktı. Geçiveren bir gölge, yıkılıveren bir direkti. Dünya meşakkatli bir yoldu. Görünüşü ise hoştu. Bu yüzden insanı helak ediyordu.’

 

Mustafa Ulusoy – Nietzsche ve Babaannem kitabından…

 

» No Comments

Haddi Aşmak

 

O gün Neslihan hoca ne güzel dedi: ‘Aşk haddi aşmamak demektir. Züleyha nefsi ile Yusuf as’a sahip olamadı, ne zaman gerçek, hakiki aşkı öğrendi o zaman kavuştu Züleyha Yusuf’a…’’

 

Ne kötü âşıktım da aşmıştım haddimi. Edepsizlik çukurunda boğulmuştum.

Daha kendimi tanımazken, başkasını tanıdığım gafletine düşmüştüm.

 

» No Comments

Bir Kuş

Bir kuş, boşlukta kalmış, kendi dairesinde kendi esirliğinde. Sol’a gitse geçmişin ağırlığı çirkinliği. Sağ’a gitse gelecek, sanki hiç gelmeyecek olan sanki açılmayacak olan sayfa.

Önüne gitse şimdi;

Bulanık sularda, fırtınalarda.

 

Bir kuş, boşlukta asılı kalmış, kendi dairesinde dönüp duran, kendi esirliğinde kurtulamayacak gibi duran… Bir kuş. Ben. Kanadında o üç denklem.

 

‘Hayatını daha canlı kılan çırpınış ve muhabbetlerdir;

Hayatı kanatlandıran da aşktır!’

 

 

» No Comments

Sabırsız Bu Fani

 

Doluyum. Yük gemileri gibi…

Boşaltsam boş olmuyor, yarılasam yarılmıyor. Bildiğin doluyum işte. Hani önümdeki engeli kaldırsan akacağım kanı deli şelaleler gibi.

Çözsen ipimi, uçup gideceğim izsiz uçurtmalar gibi.

‘doluya koysam almıyor, boşa koysam dolmuyor’ hesabı ama sen var bil dolu kısmını.

 

Hani diyor ya ‘Yere göğe sığmam; ancak Ben mü’min bir kulumun gönlüne sığarım’ diye. İşte O dışında her şeyi dolduruyorum da dolduruyorum. Sonrada böyle deli taylar gibi taşıyorum işte. Ne fena!

 

Sabırsız bu fani hemen olsun, bitsin, sonuçlansın istiyor bazı şeylerin. Bunalıyorum, boğuluyorum. Çekip gitmek istiyorum. Bazen duramıyorum dar geliyor her şey. Oysa niyetim vardı bol olmaktı. Niyetlere sabır lazımmış ben anlamazmışım.

 

O gün yağmur damlaları pencereden tek, tek akarken, hep yollarını buluyorlardı. Sıra, sıra. Kimdi onlara bu yolu öğreten? Eee o miniciğe yol belirleyen bana da yolumu vermiştir daha 120 günlükken değil mi? Atalarımızda görüp geçirip boşuna dememişlerdir değil mi?

‘Su akar yolunu bulur.’

 

Bilmiyorum. Bu günlerde dar geliyor bu evren genişlemem lazım. Sabrı öğrenmem lazım…

 

 

 

» No Comments

İki Çocuk

 

İki çocuk…

Hala kumdan kale yapma derdinde. Sen ve ben, iki çocuk. Oysa deniz dalgalı rüzgâr sert. Gözlerinde ki pırıltıyı hissedememek, ne acı!

Yıkık bir kalede tek edilmiş, savaş mı vardı, sel mi basmıştı? Bilmiyorum. Darmadağın kalede, sadece birkaç kum kovası iki minik kürek.

Ya o iki çocuk?

 

30 Ekim 2009

 

Fotoğraf: norah-m

 

 

 

 

» No Comments

Darwinizm Ödevi

Cuma yine vurdum kendimi sokaklara.
Aklımda bir sürü cümle
‘Zübeyde’nin doğum günü pastası, hediye,
Kimsesiz çocuklar için atkı bere malzemeleri,
Sınav telaşı,
Annemin aklımdan çıkamayışı,
En son İstanbul’a gelirken sırtıma saplanan bıçağın acısı,
Otogardaki annemin babamın yanındaki öfkeli fotoğrafı,
Çözemediğim problemler,
Yaşamın anlamı,
Habire koşup bir türlü aradığını bulamayan içimdeki çocuk,
Darwinizm ödevi…’

Metro’da yanımda; eşofman takımlı, sırtında sırt çantası, tamamen normal olmayan tipin elinde ki tespihe tip, tip bakıp
Her haline kulp bulurken Hüda’nın cimciklemesi,
‘Uslu duracaksın’ dimi?
‘Bilmem, galiba’
Derken ki muzipliğim.
O Zeytinburnu’nda inerken, ben Aksaray’a koşturuyorken,
Yağmurda hızlı, hızlı Fatih’e geçerken;
Yasemin’e Kasımpatı alma niyetim varken.



Akşam ‘Once’ filmini izlerken,
Yine acıyacak sanırken ‘geçmiş’ dedim. Hatta içimde buz gibi bir soğukluk hissettim.
Ne tuhaf. Hani İclal Aydın diyordu ya ‘Geçiyor, hem de fark etmeden, geçtiğini bile fark etmeden’
Geçmiş, sonrada gitmiş işte…
2010′da geliyor. Ocak da… Yani yeniden doğuşum.
Ben Ocak da doğmuşum, kestanelerin ve nergislerin etrafta yayılırken ki zamanında, bu yüzden kokularını çok seviyorum olsa gerek birde yağmuru.
Geçen Doğumumda ettiğim dua kabul olmuştu,
Bu defa avucuma hangi Yusufçuğu koysam?

 

__

Fotoğraf: Mechtaniya

» 2 Comments

Susmak, Susmak Yine Susmak

Kendimi aslı değiştirilmiş domates gibi hissediyorum. Orda öylece gereksizce duruyor gibiyim.

Kaktüsler gözüme güzel görünüyor, ne kadar az bilgimiz var onlar hakkında. Nazlı bir Hindistan gelini gibi duruyor, asi güzel.

 

Ben arada çıldırtan bir sessizlikte olmak istiyorum. Çıldırayım, sonra da düştüğüm karanlıktan kurtulayım istiyorum. Bu aralar pek bir uslu izleyiciyim, susmak, susmak yine susmak istiyorum.

 

Şimdi ben gitmek istiyorum desem, mümkün değil.

 

***

Adresini kaybetmiş, bir zarf gibiyim. Gereğimi kaybetmişim. Yani atsam kendimi kaldırımlara bir susam kadar değerli olmam güvercinler tarafından.

Beynimde koca bir bilgi işlem masası var. 7/24 aktif. Resmi tatil, bayram tatili yok! Biri gidiyor biri geliyor. Sanki yapmaları üzerine farz olan şeylerin eğitimini almış gibiler.

 

—Geçenlerde Balmumcu/Beşiktaş civarlarında kayboldum. Yağmurda yağıyordu. Küfürde ediyordum. Kendime de güveniyordum. Bu güveni hangi akıldan aldıysam! İstanbul’da kaybolmak da güzeldi. En azından bir sandviç ekmeğin ve bir bardak çayda kaybolmaktan iyidir.

 

Galiba ben o gün Beşiktaş da kaybettim bir şeyleri. Kim bilir şimdi kimde? Kim aldı?-

 

Yasemin yaşamayı seviyor, girdiği ortamlara önce rengini salıyor. Herkes onu görünce gülüyor ‘aa gülen güzel insan’ diyor. Bense köşede renksiz bir tablo, kesilişi bile yamuk bir kâğıt parçası. Hiç olmasa önemli bir kâğıt parçası olsaydım!

 

***



Bir balıkçı teknesinde lamba olmak istiyorum.

*

Ah ben şimdi bir gemi olsaydım, minicik ufacık. Tuzumu rüzgârda savuraydım da köpükte deli olaydım.

*

Bir mısır olaydım da asılsaydım evlerin girişlerine de gelip geçeni izlese idim.

*

Şimdi de bir duman olmak istiyorum sabahı karşılayan.

*

 

Yasemin diyor ki ‘sonlandırmamışsın bu yazıyı’

‘evet’ dedim. Sonra dedim ki ‘fark ettin mi son cümleler hep suskunlukla ilgili.’ Onay verdi.

‘sen bir şeyleri sonlandırmamışsın ki, yazıyı sonlandır’ dedi. Haklıydı sevdim bu cümleyi.

 

 

 

 

 

» 3 Comments

Aynalar Yolumu Kesti

 

 

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;

İşte yakalandık, kelepçelendik!

Çıktınız umulmaz anda karşıma,

Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,

Benmişim kendime en büyük ceza!

Ey dipsiz berraklık, ulvî mahkeme!

Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.

Kutsî emaneti yedim, bitirdim.

Doğmaz güneşlere bağlandı vâde;

Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, günah, hasad yerinde demet;

Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!

Olur, mu, dünyaya indirsem kepenk:

Gözyaşı döksem, Nuh Tufanına denk?

 

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.

Bakamam, aynada, aynada vicdan;

Beni beklemeyin, o bir hevesti;

Gelemem, aynalar yolumu kesti.

 

1958-Necip Fazıl Kısakürek

 

Yasemin seviyormuş, bende sevdim…

 

 

 

» 3 Comments