Sevgili Dost,
sana hani mevsimleri anlatmalı ki? yada sakladığım mevsimleri mi? kiraz ağaçlarını mı? meyveli şekerleri mi?
‘ben kuşlardan da küçüktüm’
kimsenin kuş olduğumu bilmediğini mi? yollarda serseri gibi dağıldığımı mı? neyi anlatmalı dost? bir kuşu kaç gün beslersen yanına durduğunu mu? sen bu kuşu kaç gün besledin de uçup gitti yanından?
‘bir gece vaktiydi aşk tuttu ellerimden benim…’
aşka sığındığımı mı sana? kimsesiz kaldığımda, dost ısıtmadığında aşk sardığını mı? dost, dost sarmazsa aşk korunağına alır, araya yol girer bilmez misin?
‘geçtim düşler sokağından’
ben oldum düş dost. sığındım düşlerime. düştüm de düşüm kaldırdı. düştüm uykulara da uyandırdı düşlerim. sıkıldım, sığamadım odalara, düşlerim söndürdü. öfkelendim, öfkeden alevlendimde düşlerim serin oldu bana. mahzunlaştım, suskunlaştım da düşlerim şefkat oldu. pencerede gelenim oldu, saçlarımı tarayanım.
ey dost, ey can dost nerelerdeydin? düştüm kaldırdın mı? bana şimdi vazgeçişlerimden bahsediyorsun?
‘bir gece vaktiydi ceplerimde hacıyatmazlar’
oyun olup, oyuncakken dolanıp durdum. ceplerimde ki bilyeleri önüne serdim ‘hadi oynayalım’ diye, topladım da bütün elmaları paylaşmak için. sakladım kirazları seninle küpe yapmak için. oyuncak trenleri bekledim bir gün seninle o hayal ettiğimiz köylere gitmek için. o bütün oyuncaklarımla seninle oynarken, uzaklara gittim çok uzaklara bulutlara, ördekli şehre belki de, kimbilir papatyalı diyarı buldum. şimdi söyle ben gittim de sen niye gelmedin? bir kez kağıttan uçak gönderip haber salmadın?
şimdi anlat bana vazgeçişleri?
‘aklım çıkıverdi yerinden’
bir bakıp kalakaldığım yokluğunu mu anlatayım? kalbinin kalbime uzak düştüğünü mü? yoğunluk ağacında takılıp kalmış aklını ve yanından ayrılmayan kalbini mi? o kalp unutmuş dost kalbini de ‘çabuk vazgeçiyor o kalp dostalarından’ deyip kırmış dost kalbini… ey dost ne zaman tuttun da bıraktım kalbini?
‘bir gece vaktiydi sevdiğim başka sevenim başka’
bir rüyada karıştı herşey. yerini yollara bıraktı. uzaktan bakar oldu. o dost uzaktan bakmış, bu dost içine kapanmış. sevdiği karışmış, seveni parçalanmış. yine de… bu dost bırakmazmış çabuk, karşıda uzak düşen dost tanımazmış dostunu. tanımamışta. uzak düşmek, vazgeçmek de bu dost mu bilmezmiş? dostun aynasına, dost aynasını yaklaştırsa da görsün dostun gönülde ki yerini…
‘yağmur yağsa, uykum kaçsa, bir kuş konsa badi parmağıma ağlardım bir başıma’
bak bana çoğul muyum tekil miyim? aynalara ne kadar tanıdığım? ellerim ne kadar sıcak? kalbim ne kadar uzun? parmakalrım ne kadar şekerli?
ey dost, ne kadar tanıyorsun beni söylesene? ne kadar avuçlarımı hissettin? şimdi bana vazgeçişlerden bahsediyorsun?