Bir geri dönüş öyküsü…

Mart 26th, 2008

 

 

Bir geri dönüş öyküsü…
Dünya yıkıldı sanki…
Canımın acısı bundan mı?
Dünyaya karşı dilimi kestim aynı anda sesimi de…
 
Bir varmış dedim gece oldu,
bir yokmuş dedim…
Tıpkı sen gibi.
Bir vardın bir yoktun…

 

 

Öyküler eksik harflerle yazılırdı hep,
harfler tamamlandığında gerçek olurdu…
Sana dair son harfimi tamamlarken içinden kurt çıktı attım çöpe…
Ben yine yarım sen ise yar’sız kaldın…
Yazık!

 

 

Zamanın dili çözülse ruhum senden,
sen ise ruhumdan utanırdın.

 

 
Sustum konuşmuyor…
Bu yollarda duvarlarda hep oyunbozan… 

 

 

29.03.2007
Sınava beş kala…

Gecedeki yabancı…

Mart 26th, 2008

 

 

 

Parmaklarımın arasına hapsettim seni,
Her bulaşık yıkayışımda biraz daha yok oluyorsun
Ömrümden… 
Artık hiç bir şey hissetmiyorum ruhuna,
Bir gece aniden ölürsem,
Vasiyetimi geceye astım
Hilal çıktığında anlatsın size… 
Şimdi çıkıyorum bu evden
Şu kapıdan çıkınca
Bütün yaşanılan saniyeler kendilerini vuracaklar
Sakın ağlama gidişime
Çünkü biz bunu hak ettik
Eğer ağlarsan;
Erken ölür ömrümüz,
Ve ben çıkmadan kapıdan ölür ‘biz’
Sahi uzun zamandır ‘biz’ kaldı mı?
İncittiğimiz bakışlar
Kırdığımız gülüşler
Yarım bırakılan suskunluklar
Hepsi yok etti ‘biz’i… 
Aldığım kupa bardaklarını
Ömrümüzü koyduğumuz çerçeveleri
Annenin adlığı pelüşü sana bırakıyorum
Ben ise;
Ellerimde ve saçlarımda bıraktığın
İzlerini alıyorum
Birde,
Çaldığımız ömürlerin diğer parçasını… 

Avuçlarımda sıcacık parmakların,
Ruhum ise buz gibi… 
Yaşanmışlıkları daha rafa kaldırmadım
Çünkü hala sıcacıklar
Biraz soğusun
Onları da rafa kaldıracağım
Sen istediğini yapmakta serbestsin
Çöpe at istersen ki sana nefret bulaştırdıysam…

İnsan neden üşür ayrılınca?
Tanıdık olan iki insanın yabancı olmasından mı?
Söylesene yabancılık mı üşütür insanı? 

03.04.2007
Gecedeki yabancı…

Gece uzaklaştı benden…

Mart 26th, 2008

 

 

Zaman azılı bir hırsız ve kocaman uslanmayan bir yalancıydı… 
Mevsimlerimi çalıyordu benden,
Gülüşlerimi ipotek altına alıyordu… 
Ne zaman bir adım atsam ömrümden,
Geride kalan adımım canımı yakıyordu. 
‘dur’ demek isterdim akıp giden sevgiliye,
Ve ömrümü çalan karanlıklara ‘elveda’… 
Savaşçı ve uslanmaz bir ruhum vardı eskiden,
Oda beni terk edeli hayli uzun zaman olmuş,
Köşeye sinmiş, silik, suskun kalmış…
Yârimin yüzü tozlu çekmecelerde sessiz… 
Ben gece olmuşum gece ise ben,
Ayla gece dans ederken,
Ruhum seni doğurmuş,
Hilalli geceye armağan…
Sen ise özlemlerini yetim bırakmışsın bana.  

Vapurda; ‘deniz tutan’ biri nasıl olurda deniz tutkunu olabilirdi ki?
Bende öyle tutkundum sana,
Hem korkarak, hem de severek yaşadım seni… 
Adını ‘ olmayan gamzeme’ bağışladım
Pembe gülleri severim bilirsin
Gül kokusunda ölmeye gidiyorum…  

03.04.2007
Gece uzaklaştı benden,
Güneş ise yakınlaştı bana…
Sabaha karşı…

Bir ayrılık acısı

Mart 26th, 2008

 

Bir ayrılık acısı neden kabuk bağlamaz?
İnatla kanar ve hatırlatır kendini… 
Suskun yüreğim bu sana;
Uslanmaz gönül artık durulsan,
İndirsen yüreğini sakin limanlara
Deli limanlarda bir gün durulur mu acaba?

 

 

Yârimin bakışları avuçlarımda,
Gülüşü ise yüreğimin duvarında asılı hâlâ… 
Zaman bedenimi esir almış,
Yeminlerim ruhumda göçebe… 
Diline lal mı deydi eşkıya yüreğim
Sus oldun birden…
Yoksa saçlarına sonbahar mı vurdu?

 

 

Gidişler böyle mi dilsiz bırakır insanı?
Bir seher vakti ne güneş, ne de kuşlar
Uğramaz mı artık yüreğine?
Narçiçeğine düşmez mi artık çiğ taneleri?
Ömrünün iklimlerine yağmaz mı artık
Sevdanın gülüşleri?

 

 

‘ayrılıklar sevdalılar için’
Çek gözlerini geliş yollarımdan
Bırak her şey olduğu gibi kalsın
Sen yeniden tak saçlarına
Nazar boncuklarını
Yaz mısralarına en güzel yalnızlık hükmünü
Ve
Hapset kendini aynalara…

 

 

Ayrılıklar acıtmadan bırakmaz…

Gibiydi…

Mart 26th, 2008

 

 

 

 Acılarım sana emanet ben gidiyorum…
Ve onunla karşılaştım karanlığın en asi anında…
Çırılçıplak bir suskunluğu ve dokunulmamış tozlu rafa kaldırılmış bir yalnızlığı vardı…
Ve konuştum…
Ne kadar dokunursan dokun, ne kadar sararsan sar iyileşemeyen bir yaraya tutsak kalmış gibiydi…
Gitmek ister gibi konuşuyordu. Uzaklara hem de çok uzaklara…
Ama bacaklarının yüreğinin ağırlığını taşıyamayacağından korkuyordu…

Bağ bozumu sonrası mevsimi yaşar gibiydi ruhu…
Heyecanlarını doğduğu gün annesinin gözyaşlarına bırakmış,
ruhunu ise babasının son nefesine emanet etmiş gibiydi…

 Ruhunu geceye saklayıp, gündüzlerden kaçar mısın?
Söylesene hayatla dalgamı geçersin? Yoksa hayat mı seninle dalga geçer? …

Gecenin renginde, hilalin koynunda doğduğunda kaybettiğin denizkızını bekler misin? Her sabah denize onun gelmesi için umut atar mısın?
Yoksa sen masallara inanmayanlardan mısın?

 Zamanın bir yerinde bir melek göz kırpmış yamalı geceye, asi ruhunu bir buseyle alıp kaçırmış…

Her şey zamanın bir yerinde soru işaretleriyle yaşanıyor. Bazen anlamsız görünen şeyler hayatımızın en anlamlı anı oluveriyor…

29.03.2007(yağmur…)


ruhunun zindanlarına ulaşmayı denedim,
hani olurda ulaşırsam senin için Allah’tan bir melek dileyecektim.
Kanayan yaralarının kapanması için…
Bir avuç huzur bırakması için avuçlarına
sahi bir avuç huzurla yetinebilir misin?her ksa ış gibiydi…

Ruhsuz Bir Gün…

Mart 26th, 2008

  Hava mis gibi çıkıp dolaşmak vardı yâda güneşte uyumak…
Soluksuz kalıyor bedenim ruhumda aynı…
Sus diyorum içimdeki seslere.
Neden bu kadar çok konuşuyorsunuz?
Etrafta hiç ses yok.
Kalemimin kâğıda dökülüşünden bir de içimdeki sesten başka…
Bu kadar çok konuşmak zorunda mısınız?
Gerçekten bunalmışım bugün ben.
Kendimden ve kendimin içinde bulunduğu her şeyden…
Neden bir şeyleri anlamak zorundayız ki? 
Anlamıyorum işte hiç bir şeyi.
Kendimde dâhil…
Hem anlamak ne ki? Olayları birbirine karıştırmaktan başka hiçbir işe yaramıyor!
Sevmiyorum dünyayı. Eminim oda beni sevmiyordur. 
Hem kimse kimseyi anlamak da zorunda değil…
Neden bu kahve şekerli olmuş.
Annem bizim kız yine havalarda demeye başladı…
Kendimi uzaylı gibi hissediyorum.
Hiç zamana, hiçbir mekâna ait olamıyorum.
Küskünlüklerimi kimse anlamıyor. Zaten kimsenin de anlamasını beklemiyorum…
Aklımda milyonlarca sorular geçişte. İstanbul trafiği gibi düşüncelerim. Her gece rapor veriyorlar ‘ şuan 3 öldüğünü sanan düşünce, bir yarım yeni doğmuş fikir’
Beynim fırtınalarda… Neden?
Neden mi? Nedeni yok. Ben öyle istiyorum…
Zaten bu yazdıklarımın da hiçbir nedeni yok…
Ders çalıştığımı sanıyorum. Ama durum öyle değil. Okuduklarım havada kalıyor. Nefesimde onları yukardan indirmekle meşgul. Ama başaramıyor…Bir intihar vakası; okuduklarım kimse beni yakalayamıyor diye intihar etti… İyi olmuş…
Sonuç; elde var yine sıfır, sınav sonuçları berbat gelecek…
 

 

30.03.2007

 

 

Sevdamı Yakıyorum

Mart 26th, 2008

 

Ezanlar yankılanıyor gök kubbe de…
Güneş bir inişte bir çıkışta tıpkı yüreğim gibi… 
Zamanı perdeler arkasında bırakmak isterdim,
yâda annemin çeyizlik sandığına saklamak…
Çünkü zamana dair her şey sende başlayıp sende son buluyordu.
Ayakları yaralanmış yüreğim
kaç ayrılık hançeri battı o asi yüreğine?
 
İklimleri yakan yeminlerim şimdiler deYoksulluk çekiyor… 

Yâr’i yar’sız yaşamak en çekilmez alınyazısı olsa gerek. Özlemlerin yeşerdiği masum saçlarıma takılan sözlerin aklıma geliyor…

Sen usul, usul gidiyorsun ya kaderim noktalanıyor.
Oysa sen kaderim olmalıydın,
alınyazım seninle yazılmalıydı…
 
Şimdilerde çıplak ölümleri bekliyorum,
Ayrılıklar gece yaşanırdı,
Ya ölümler? … 
Asi bir çocuk düşüyor ayak yalın kör kuyulara
Neden bu kör ayrılıkların, sağır ölümlerin, doyumsuz özlemlerin
bir sonu yoktur…
 

Cehennem yoksa sevdalılar için mi?
Gözyaşı ateşi daha da mı güçlendirir? 

24.03.2007
Sevdaları yakıyorum
Olurda yargılanacak aranırsa
Beni öksüz bırakan yâr’i sorgulayın…

Gündüzlerin zulasında

Mart 26th, 2008

 

 

Bu gece hilalin koynunda
Birkaç kırılmış, incitilmiş masal yazıldı
Zamanın koynunda asılmış eski aşklar
Gündüzlerin zulasında kalan bir yarım hayat…  

Öylesine başladı tıpkı diğerleri gibi… Tıpkı kaderim gibi…

Her aşk incitir ve zamansız yaşanır…
Her kelime kırılmış bir aşkı anlatır. Her imzada bir özlem kokusu gelir…
Her notada kül olmuş sevda sesi…  

Gidiyorum… Dayanılmaz değil. Yerin dolmaz deme, kokumun olmayışına da alışırsın. Artık düşlerini bensiz kur.
Bir iki mısra yazmak istedim geçmişin koynundan sana…

  -          Her şey çok güzeldi ama gidiyorum ruhundan!
  -          O kadar basit söyledin ki içim acıdı…
  -         
  -          Neden sustun?
  -          Canını yakmak istememiştim
  -          Biliyorum ama acıdı. Sanki canımdan can gitti. Böyle olmasa, bildiğim gibi kalsa her  şeyin; kokun, gülüşün, avuçlarının sıcaklığı, çocuk bakışların… 
Gideceksen git ama gelecek gibi git, yeniden doğacak güneşler gibi git. Gideceksen git sessizce ruhunu bana bırak giderken. Ama akşam olunca sabah olacak diye umut bırakarak git…

  -          Böyle deme! …
  -          Ya nasıl söyleyim? Sen gidiyorsun kaderim noktalanıyor. Alınyazım artık siyak gözyaşları ile yazılacak mı söyleyim? Sen gidiyorsun gecelerim hilalsiz, gündüzlerim renksiz olacak… Sen gidince ruhumu zindanlara hapsedeceğim, söveceğim dünyaya, isyanların en sertini haykıracağım sokak ortalarında…
Sen gideceksin ve ben hiçbir eve hiçbir sokağa hiçbir şehre hiçbir aşka ait olamayacağım…
Senin gidişin benim bitişim olacak…
Böyle mi söyleyim?

  -         
  -          O zaman bırak geleceğini umarak gitmene izin verim.
Git ama bir sabah çiğ taneleri ile gel sabahlarıma…

28.03.2007(yağmur…)
Sil gözünden gitmeleri
Benim ol artık!

Gülüşlerinle birlikte…

Pazartesi Sendromları

Mart 26th, 2008

Zamanın içinde sana akıyorum
Ruhunun derinliklerine
Yüreğinin masumluğuna
Zamanın durduğu yerde
Tamamla beni…Yollar ikiye ayrılıyor
Beynimde kurtlar
Zaman dursun istiyorum
Eteğimde biriktirdiğim hırçınlıkları
Akarsuya atıyorum…

Sen geceye ben ise sana hayranım
Bıraksam yüreğimi avuçlarına
Yok, olur muyum iklimlerinde…

Rüzgâr uzak tepelerde
Bağı çözülüyor saçlarımın
Sen doğuyorsun uzak şehirlerden her bir teline.

Her erkek sen
Her kadın bana benziyor
Aynalarda seni görür oldum
Kaç sabahtır…

Saçlarımı tararken,
Sana gülüyorum
Bu serzenişler pazartesi sendromları mı?

Gökte güneş,
Saçlarımda nefesin
Her nefeste sen akıyorsun ciğerlerime…
Ey dünya;
Sarhoş oldum içmeden
Yârimin iklimlerinde…

26.03.2007
Ruhuma hiçbir ihtimal bırakmıyorsun…

 

Canım acıyor

Mart 26th, 2008

 

 

Canım acıyor,
Her nefeste bir cehennem
Hiçbir şiir yarama çare değil… 
Ne kadar şiir bastırsam yarama
Acım daha çok kanıyor

Gözlerimin boşluklarının tek sebebi sen… 
Ey dünya;
Yeter ne olur daha fazla dönme artık
Yüreğim bulanıyor… 

Zaman daha ne kadar acıtacaksın bedenimi
Ver içindeki bütün acıları
Daha fazla kanamak istemiyorum… 

Ölümüm erken, yaşamım kısa olacak
Bütün izlerim intihar sayfalarında kalacak… 

( annem yasakladı artık uyku haplarını Biliyorsun dünyayı unutmak için içiyorum onları… Birde sinir haplarını…) 

Ruhum yanıyor, canım acıyor,
Yeter ne olur bunu kaldıracak nefes yok bende
Yaşam acısının parmakları çok ağır… 
Kaderim siyah acı ile yazılmış,
Birde eksik harflerle…
Neye sığınım, …
Kime…
Her bir liman sürüklüyor iklimlerimi
Gözlerim kaldırmıyor artık bu kadar yaşı… 
Acım bu kadar ağır olamaz… 

18.03.2007
14.20Son anlarım…

Page 17 of 20« First...«1516171819»...Last »
blank