You are here: Home > Birde Kendime > Kıl Dedim Birde Ver

Otobüste Stres Atma

Ne zaman canım sıkılsa atıyorum kendimi kaldırım taşlarına. Nerde selvi ağacı nerde defne ağacı varsa diplerine, diplerine giriyorum Beni sakla beni yok et der gibi. Birde çam ağaçları var ki varlığını ve yokluğunu bilemediğim. Japon güllerinin yanından rüzgâr gibi geçiyorum. Sonra akşamsefalarının kokusunu üstümde taşıyorum, aşk merdivenlerle dolu bahçeler. Sonra aklıma düşüyor kaktüsler. Bir o kadar tatlı ve bir o kadar vahşi. Neden kendini sevdirmez ki kaktüs. Ama oda çiçek neden hep köşede unutulur ki? 

Sokakta yürüyordum aklımda boyumu bile geçen düşünceler ve sinir çömlekleri vardı. Aklıma taktım mı yani demir yollarından bile daha uzundur düşüncelerim. Atmalıyım dedim bu karanlık karabasan düşüncelerimi atmalıyım.Gözlerim havada gökyüzüne bakıyorum. Malum belki aklımı bulurum.  

Hep otobüslere binip kollarımı çeneme çekip akıp giden mekânları izlemek istemişimdir bu durumlarda. Akıp giden zaman gibi akıp gitmeliydi bu mekânlar. Ben başka mekânlarda başka benler bulmalıydım.  Gözlerini sımsıkı kapatmalısın. Kolların çenende sarkıyorsun otobüs camlarından. Şoför bakıyor sana sarkma der gibi. Aldırmıyorsun rüzgârın yüzünü okşamasına izin veriyorsun. Önünden geçiyor mısır tarlaları sanki acelesi varmış gibi koşuyorlar ardı ardına, sonra doyamadığın pamuk tarlaları. Sana el sallıyor pamuk işçileri aklın seni terk edip yanlarına gidiyor başına bir yazma bağlıyor. Sonra başak tarlaları hızla geçiyor gözlerinin önünden. Yeni yetme delikanlılar gibi toprak, altın sarısı başak kızlarını gözlerine kestiriyor. Ayak parmaklarının arasından kayıyor toprak. Gıdıklanıyor ve gülüyorsun. Hışırtısını yanağında bırakan kamışlar. Dere uzayıp giderken… Sen seni terk edeli çok olmuşken sımsıkı kapatıyorsun gözlerini rüzgâra izin verir gibi. 
Ama hep hayaller yarım kalır. Daldığım hayallerden soyunup gerçek kimliğimi yeniden giydim.

 

Bir selvi ağacının dibine girdim belki defnede olabilir bilmiyorum ama çam olmadığı kesin. Belki de yakışıklı ve güçlü olan çınarda olabilir. Kim bilir. Kocaman gövdesine ne zaman dokunsam bütün kötü düşüncelerimi alırdı. Sırtımı dayadım ağaca, kabukları kadar sert değildim ve güçlü. Neden hep en zayıf duvarlarla ördüğümü düşündüm kişiliğimi?Sırtımı dev yaşlı çınara verirken avuçlarımın içini ona teslim ettim. Gözlerimi kapattım sımsıkı.  Güçlü olmak zorundaydık. Savaşmak için vardık. Fırtınaların kaptanıydık.  Kendimi avutan bir yığın sözlerle açtım gözlerimi. Kıpırdamadan,Gözlerimi o dev cüssesi ile beni kendine alan ağacın dallarına baktım. Dönme dolap gibi dönüyordu her şey. Dallar etrafımda Mevlana rolüne soyunmuştu. Aklımda sadece serçelerin müzikleri, yapraklar hışırdıyor Ben dönüyor dallar dönüyor avuçlarım çınarın vücudunda iken.                       

Ve ben senin kadar güçlü olmalıyım dedim. Duydu mu bilmiyorum ama giderken karanlığımı ona vermiştim… 

 

 

***
Fotoğraf: Leonid Afremov

 

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

Leave a Reply