You are here: Home > Birde Kendime > Kıl Dedim Birde Ver

Nisan’da Olmasa

Özlediğim Su,

 

Uzun zaman oldu değil mi? Çektim kendimi yazmaktan, akmaktan, coşmaktan. Neden mi? Bilmiyorum. Kışlık kıyafetlerin toplanıp yerlerine kaldırılması gibi bende kelimeleri rafa kaldırmış gibiyim. Öyle hissediyorum. Bu kaçıncı mektup bilmiyorum. Yazı dilini uzunca bir süredir kirletmiş gibi hissediyorum, o’da bana kızıp kendini çekti sanki. Baharın gelmesiyle fark ettim bunu. Sonra kalkıp dışarıdaki yeşillere bakınca yazmalıyım aslında dedim, ne kadar küserse küssün. Önce naz eder biliyorum, ardında trip, sonrada dönüp barışacaktır eminim.

 

Yeşil yaprakların etrafı sarmasıyla birlikte gözlerim bayram yeri. Evimizin çevresi öyle ki nazlı dut ağaçları, sinirli incirler, alıngan limonlar, ağır hanımeli, on sekizlik akşamsefaları, nedime nergisler, âşık papatyalar. Hormonlu yiyeceklerden öcü görmüş gibi kaçan babamın diktiği diyetçi salatalık, sporcu domates, üzgün bamya, kontes yeşil fasulye fideleri. Ah birde filizlenmesiyle yeni gelin asma ağaçları… Dedim ya gözüm bugünlerde bayram yerinde, allısıyla ballısıyla, gönlüm de Nisan ile oyunda saklambaç da Görmelisin. Çay keyiflerine başladık bizim yeni doğum yapmış asma altında, akşam ezanından hemen sonra. Etrafı önce karanfil kokuları sarıyor, ardından çay kaşıklarının bardakla raksı. Sonra yavaştan pencerelerden koşup kaçan akşam haber sesleri, eve girmemek için ayak direten tıfıl oğlanlar… Bir de iş servisleri var. Ev reisleri otobüsten inip direk bizim bakkala giriyorlar. Bir elinde yoğurt diğer elinde ekmekler, hızlı adımlarla eve gidiyorlar, belli ki kurt gibi acıkmışlar. Dedikoduyu sorduğunu duyar gibiyim, olmaz mı? Çay, çekirdek, üzümlü kek ya da kurabiyelerle nasıl da tütüyor görsen. Akşam koyu lacivert örtüsünü sererken üstümüze, yorgun, unutulmuş solistlere benziyor sanki gece. Gündüz söylediği türküleri akşam kayıttan dinlemek gibi, cızırtılı cırcır böceklerinin sesi, huzurlu, sessiz ve unutulmuş…

 

 

Bizim köydeki o utangaç Dut Ağacı aklıma geldi birden. Sanki kına gecesi yapılan kız gibi utangaç, güzel, alıngandı. Uyku gibi sevdiğim Dut ağacı, şimdi biliyorum kimsesizsin, en önemlisi çocuksuzsun artık.

 

Dut ağacı üç katlıydı. Bizim köydeki ev iki katlıydı, e bizim dut ağacıda bizim evden büyük olunca üç katlı oluyordu. Yükseklik korkum vardı, hala var. Ama yüreğimi ağzıma getirmek her zaman tuhaf şekilde hoşuma gitmiştir korkumdan ölsem bile. Evcilik oynadığımız birinci mekândı dut ağacının üçüncü katı. Dallarımız kilimsiz, tabaksız bardaksız kesiklikle olmazdı. Hatta küçük dallara fotoğraflarımızı bile asmışlığımız vardı. O kadar yani. Menümüz çok zengindi; dut salatası, dut bastırma bazen dut kavurma, dut yahnisi de, birde özel yemek vardı ki dut böreği… Birinci katlarda gezmez hatta durmazdım bile, çünkü tenimde bir daha kertenkele gezdirmek istemiyordum. Dut ağacımızı saran asmanın O büyük üzümleri hala gözümün önünden gitmez. ‘hani hasta olmuyorum ki, kim demiş yalancı’ diyerek mideye indirdiğim yıkanmamış üzümler. Her yazı hastalanmadan yazı bitirirdim. Halam gerçekten yalancıydı galiba:) Dut ağacından sonra ikinci mekânımızdı Asma altındaki taştan yaptığımız evlerimiz. Çatısız ama içi muhteşem şekilde biz tarafından yapılmış evlerimiz. Çok teknolojiktik efendim:) o kadar ki televizyon kanalını değiştirmeye yarayan kumanda, aynı zamanda kapı açar sonra ocağı yakardık hem de oturduğumuz koltuktan. Ha birde çiçekleri sulardı kumandamız, vay be:) Biraz anormal çocuktuk galiba.

Kirliydik, çamurluydu paçalarımız, çakıllarla oynamaktan avuçlarımız renkten renge bürünürdü ama içimiz, kalbimiz tertemizdi, mutluyduk, ışıl, ışıl ve su gibiydik.

 

Şimdi?

Tertemiziz, aman çamur bulaşmasın eteklerimize diye cambazlıkta üstümüze yok. Toprakla oynamayı bırak, çiçek saksılarında bir avuç ancak görür olduk toprağı. O çakıl taşları ise yok bile. Ama içim, ya kalbim?

Onu da sen söyle Su olur mu?

 

NİSAN/2009

Gökkuşağın…

 

 

 

 

 

Tags: , ,

  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • Twitter
  • RSS

6 Responses to “Nisan’da Olmasa”

  1. pusarık Says:

    tadından yenmez olmuş bu yazı yahu :)
    o ne güzel tasvirdir, ne de güzel bahar…
    benim pantolon paçalarımdan çamur eksik olmuyor, dilimden de o eski türküler… arada bilmediğim dillerde ritimler tuttursa da bedenim dilim bilmediği kelimeleri telaffuz edemedi şimdiye değin…diyorum ki dondurma teklifin havada kalmasın, şöyle eskilerden bir türkü tutturalım yeşile toprağa ve dahi çamura gözkırpıp bir “merhaba” diyelim e mi rengine bakakaldığım güzel arkadaşım ;)

  2. oyumben Says:

    Su gibi akmalı…

  3. menekşe Says:

    yazamyı hiç bırakma küstürme masum satırları… bari masumluğumuzu satırlarda yaşayalım düşlerimiz düştü, ellerimizden kayıp gitti gülümsemelerimiz… Sabahın o en sessiz vakitlerinde bağıra bağıra şarkı söyleyip gezdiğimiz sokaklar yabancı oldu artık bize… biz olamadık/kalamadık bu kalabalıklar ortasında. Kirli elleri temizlemeye çalışan hizmetçileriz artık…

  4. Çağrı Konyalı Says:

    > Baharı seviyorum..Mis gibi bir havası var..Gündüzü farklı gecesi farklı.. Yaşasın.. bloglara da bahar gelmiş.. :]

  5. geceninsesi Says:

    görmek lazım!!kelimeleri aşk şiirlerinden ziyade,eger birde nisan geldiyse;nisanda kullanmak lazım..hayel ve gerçek arasında bazen hayele yürünücekse ,küçük adımlarla;ozaman yeni dogum yapmış asmayıda konuşturmak gerek.dut agacınıda:-),,görmek ve göstermek.. bak!! nisan geldi demek,kırlara ilk düşen papatyalar gibi,yanaklarınıza gülümsemeler düşmeli demek,insanlara.
    yazın çok güzel olmuş,yüregine hayal gücüne,klavyne(eskiden kalemdi:-)) sağlık.bu ruhun halin ve senin gibi insanlar,,,klavyelerden hiç uzak olmasın,,evet

  6. büşra Says:

    yine akmış coşmuş kalem.. gönül dökülüvermiş satırlara ooh ne güzel:)
    o dut da yok muu nasıl canım çekti ne güzel duruyor öyleee elimi uzatsam koparsam keşke :)
    sevgiler canım

Leave a Reply