Bu şehir ve ben…
Bunaldık, arlanmadık ama biz kendimizden bıktık.
Getirsen artık yağmur mevsimini. Biz dudaklarımıza Nar lekeleri bulaştırırken, sen getirip koysan avucumuza yağmur tanelerini. Hani diyorum toprak yeniden özüne dönse. Ağaçlar yeniden ıslanıp aynada ıslak saçlarına bakıp ‘ne kadar güzelim’ dese. Akşamları bir yağmur iltifatına açsa bütün kokularını Akşamsefaları.
Bir avuç martıydım hani. Yanar döner kaçardım. Uçsuz bucaksız uçardım. Yüreğimi tırnaklarımda taşırdım.
Bu deniz ve martılar. Bu şehir ve ben. Bu şarkılar ve bu naz makamı. Bu kitaplar ve şairler. Bunaldık… arlanmadık ama biz kendimizden bıktık. Hani diyorum getirsen yağmur mevsimini de ıslanıp, ten değiştirsek, öz değiştirsek, benlik değiştirsek.
Hani utanmadan kansak yeniden çamur toprağına. Bir martı sarhoşluğunda ömür bitmeden bir damlaya kanıverip yeniden bitiriversek umudumuzu. Seni görselim de alıverelim omzumuza masumiyetimizi. Ayaklarımıza geçiriverelim çocuk heyecanlarımızı. Bir sıcak çayda yüzdürelim erimez tükenmez tebessümlerimizi.
Dudağımıza Nar taneleri, tırnaklarımızda gelincik suretleri. Biz ıslak Papatyaları da özledik aslında. Hani beh desen bize yeniden gülüverse kirpiklerimiz. Şimdi sen gel, ben sana sakladığım mavi bilyelerimi vereceğim. Sen bir başla akmaya, ben başlayacağım sana kanmaya.
Ben bir karış çocuktum ve hala bir avuç martıya kanardım. Yanar döner gülerdim. Uçarı kaçarıydım.
‘Toprağın yüzünü özler’ bilmez misin?
—
Fotoğraf: Turgay Şahin









