Ocak çocuğu olduğumdan olsa gerek,
Kestaneyi ve yağmuru bu kadar çok sevişim.
Pencereyi tıklatan yağmur damlaları, sokaktaki parlak hınzırlık ruhumdan bir parça gibi.
Sokakların, sokak lambası eşliğinde hınzır bir çocuk gibi ıslanışı insana neden huzur verir ki? Hiçbir müzik, tını yağmurun o ince, işveli sesi gibi güzel olmuyor nedense.
’’Sanırsam kitap okumak en güzel kışa yakışıyor.’’
Tabi kışın ayrı güzelliğinin de hakkını vermek gerekir; kestane, mısır ve yağmur.
İnsan okudukça ruhunun, dinginliğinin yeni, yeni kapılarını keşfediyor. Dünyaca ünlü bir yemek ustasından farklı ve eşsiz tatların tadına varmak gibi bir şey. Bir kalbin kaç kapısı vardır söylesenize? Kendine has kokusunu taşıyan bir ruha kaç pencereden bakılır?
((NOT: Odama asık suratla girdiğimde, yatağımın üstünde beklemekten biraz ürkek ve haylice kırgın bir paketin beni beklediğini gördüm. Sol tarafta gönderenin büyük harflerle yazılmış ismi ve sağ tarafta doğum günü kızının ismi yazılıydı. Paketi açmadan önce bu iki ismin neden hep uzaktan birbirlerine baktığını düşündüm. Bazen bazı soruların cevabı yoktur… Doğum günü paketi için teşekkür ederim))










