Suskun Bir Masal
Evren’e Hitaben…(www.evrengunlugu.net/ yazarı kendisi)
‘Onu kırmış olmalı yaşamında birisi.
Dinledikçe susması, düşündükçe susması…
Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi,
Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası… Özdemir Asaf’

Zaman uzun uzadıya akar, ne kadar engel olsan da durduramazsın onu.
Derin bakar hayata. Derin olduğu gibi usulluğu. Konuşsan sanki kaçacak gibidir susuzluğu. Hayat sever onu, o da hayatı. Derin kesikler atar hayat dilsizliğine,
Küsmez, dönüp arkasına gitmez çünkü bilir kanayan yaralarını sarmaya mutlaka bir el uzanır. Bilir sırf bu eller yanında diye küsemez hayata. Varlıklarını hissettiği için.
Yalnız değildir.
Bilir yalnızlığın en iyi ilacı yüreğine yeni bir yürek eklemektir.
(SUS BANA… 26.11.2006 tarihli yazıdan izlenim…)
Büyütür içinde ki düşleri. Evren; evren kadardır. Çünkü matematik işlemlerini bile aşacak büyülüktedir düşleri. Bir çay kokusunda hayatın anlamını bulur. Onun kokusunu her yerde bulabilirsiniz. Mavide yeşilde. Maviye âşıktır, yeşil olur anında. Bazen yer değiştirir sıkıldıkça yeşile âşıktır, mavi olur. Yani onu her yerde hissedebilirsiniz. Yazılarında maviye müpteladır, yeşille anlamlandırır kendini. (Bana Yeter Küçük Bir Hayat 29.07.2007 tarihli yazıdan izlenimlerden…)

Yaşamın ağırlığında mıdır bilinmez susar. İster ki susuşlarında anlasın beni ben yapanlar. Sessiz, sessiz anlamlar gönderir gökyüzüne. Gök anlam olup yağar yüreğine. Anlar o zaman yol uzun, umut çok…

Yalnızlığını sever; bir çocuk yüreğini sever gibi. Kendine ait susuşlar gibi kendine ait yalnızlıkları vardır. Yaşar, yaşatır. Bazen acır yüreği, alıp yanına sus oluşlarını sığınır yalnızlığın denizine. Eline alır kalemlerini gökyüzünü maviye, denizi yeşile boyar, birde üstüne gök kuşağını ekledi mi yarasını sarar. Gökkuşağın sonunda hazine sandığı mı? O çoktan bulmuş hazineyi, sonsuzlukta ki sevgileri.

Bakmayın ciddi, ciddi konuştuğuma. Hala kedilerin 9 canı olduğuna inanıyor. Çiçekleri toprak yerine gökyüzüne çiziyor. Bir elinde çikolata parçacıkları ile bir yandan yakar top oynuyor. Ütüldüğünde küsüp, küsüp gidiyor sonra dudaklarını büzüp geliyor ve alıp kaçıyor renkli bilyelerini. Ama o hala en çok yeşil ile maviyi seviyor bilyelerinin içinden.9 kiremit’i dizerken bir düşe bir taş koyuyor daha sağlam olsun diye düşlerinin.( YALANLARIM 10.10.2007 tarihli yazısından esinlenilmiştir.)

Ayak yalın bırakın yapmayacağı haylazlık yok gibidir. Sessiz sanırsın, hani şöyle oturaklı efendi çocuklardan sanırsınız ama yanılgı çukuruna aniden düşüşe hazırlıklı olun. Böyle ağır çekimde sessiz, sessiz samanları yürütür suya. Şaşkındır. Hayata hep bir şaşkınlık içinde bakar.Kafasını bir sağa çevirir bir sola… Anlamadığına bir kaşını kaldırır ‘hey sende kimsin?’ der. Ve erkeklerin kronikleşmiş hastalığı; iğneden korkuyor sanırsam. İşte öyle… Hani herkesin içinde yaramaz bir çocuk vardır ya Evrenin içindeki çocukta evren kadar yaramazlık var. ( kendimi öyle kaptırdım ki sanki 50 yıldır tanıyor gibi yazdım. İTİRAFLARIM 20.12.2006 tarihli yazısından esinlenilmiştir.)

Zaman geçtikçe yüreğinde nasırlar oluşmuş. Ansızın trene binip hayatın içine atlayabiliyor. Rüzgâra el uzatıp yüreğini alıyor. Korkuyor korkutuyor. Büyüdüğünün farkında. Hayatın içinde hem oynuyor, hem karşısına geçip izleyebiliyor. Hayata itirafları çok, sorular soruyor cevapları buluyor. Ağır olsa da cevapları savunuyor… (ÖĞRENİRİM ELBET 13.09.2007, NE OLMAK İSTEDİM, NE OLDUM 13.12.2006 Tarihli yazılarından bende kalanlar.)

Annesinin avuçlarından içiyor her akşam, gücünü annesinin kokusundan alıyor.
Babası… Usul, usul uzandığı… Uzun, uzun cümleler kuramadığı yürek… Geceye bir pencere açıp yıldızları çiziyor ilk, sonra Ay’dan diğer yıldızlara ip atıyor. Hamak kurup babasına soru işaretlerinden arındırmış susuşlar gönderiyor her gece. (SAHİP OLAMADIKLARIM 10.02.2007 tarihli yazıdan bende kalanlar…)

Sevdi mi bütün kadınlar yüreğindekine benziyor. Sarıyor sarmalıyor. Uzaktan, uzaktan seviyor, gözü ile. Özlemi Kaf dağına çıktı mı yâr’in soluğunun dibinde buluyor kendini. Sevdi mi ne kendi kalıyor ne başka bir şey olan her şey yâr oluyor.
Sevdi mi susturuyor bütün sesleri,
Sevdi mi çıkarıyor bütün nefretleri yüreğinden,
Sevdi mi korkusuz oluyor yüreği,
Sevdi mi çırılçıplak seviyor,
Savunmasız kuruyor cümlelerini sevgi savunsun diye…
Biliyor sevmek özgürlüğün diğer adı. Sevmek özgürlüğün harfleri…
(Kalbime Her Mevsim Sen… 01.12.2006, BİR SEVEBİLSEK 19.12.2006 tarihli yazılardan bende kalanlar…)






Haziran 17th, 2008 at 16:07
Uzun ama güzel bir yazi, Evren in yazilarini sürekli takip eden biri olarak cok begendim bu belirtmek isterim, ama tuhaf olanda sizin sayfaniza ilk ugrayisim ve ilk ugradigim gibi Evren e ait böyle güzel bir yazi okumak güzel bir tesadüf oldu benim icin
Uzun diye yazdigima bakmayin siz öyle güzel yazmissiniz ki insan kendini kaptiriveriyor, diger yazilarinizi da okudum, gercekten yazilariniz okunmaya deger
Hoscakalin
Haziran 17th, 2008 at 22:39
ooo ne güzel bi tanıtım yazısı olmuş eline sağlık..
Evren’i ben de yaklaşık iki senedir takip ediyorum..
gerçekten değerli bir kişilik olarak görüyorum..
yazıları da bir okadar içten okunmaya değer..
Haziran 17th, 2008 at 23:44
Adam gibi adamlardandır.. Ve bu e-günlük olayını en iyi yapanlardan.. Bir de Hüso’su vardır, ki fotosunu da almışsın, ikisinin seyrine doyum olmaz..
Doğru adama doğru yazı..
Haziran 18th, 2008 at 13:39
Hassas ve duyarlı olduğunu sezinlediğim blog sahibinden doğru olduğuna inandığım tespitler.
Gri sayfalarda tanıdım ben de evreni ,yeşili ve mavisi yanında.Ama aranan kırmızıyı tutturamamıştı bir türlü, donuktu, lekeliydi belki de. Yan yana durunca mavisi ve yeşili ,ısıtamazdı güneşin aksine. Beyazı da bulamamıştı. Kırmızısı olmayınca, onda ki çoğu şey griydi .
————–
yüzyıllar önceki bir krala yakışırdı
o mekanik oyuncak. bir uçtan bir uca uçardı.
sahici beyaz saçıyla küçük bir sirk atıydı.
siyah gözleri parlaktı.
sırtında bir dansözü taşırdı.
dansöz ayak uçlarında dururdu ve dönerdi ve dönerdi.
yapay güllerden eğimli bir serpinti
eteğine ve gümüş şeritten korsasına dikilmişti.
başının üstüne yerleştirirdi
yapay güllerden başka bir serpintiyi.
yelesi ve kuyruğu saf chirico’ydu.
biçimsel ve melankolikti ruhu.
dansözün bedenini ve ruhunu delen
küçük direğin yanı başında hissederdi
dansözün pembecik ayak parmaklarını sırtında.
ve delerdi direk onu da, yeniden görünürdü
büyük bir kalay anahtar olarak, karnının altında.
üç adım eşkin gider, sonra eğilip selâmlardı,
tekrar eşkin gider, bir dizi üstünde eğilip selâmlardı,
eşkin gider, sonra çıtırdar ve dururdu, ve bana bakardı.
bu zamana değin sırtı dönüktü dansözün.
dansözden kat kat akıllıydı.
yüz yüze bakmak umutsuzca-
gözü bir yıldız gibiydi-
dikerdik gözümüzü ve “pekiyi, onca yol aldık” derdik.
Elizabeth bishops
Haziran 20th, 2008 at 00:56
Evreni anlatmayın,yaşayın…
Haziran 21st, 2008 at 02:05
çok derinden yaşıyor sanırım blog sahibi evren i,aşk kokusu var bu yazıda.ürperdim.kalbinize göre olsun her şey.
Eylül 27th, 2008 at 14:50
[...] 17 Haziran 2008. “Evren, Evren Kadardır” demiş Sıdıka, “Suskun Bir Masal” başlıklı yazısında. 9 ayrı [...]
Mayıs 25th, 2010 at 17:08
Gümüş kolye ile ilgili googleda araştırma yaparken websitenize girdim. Çok güzel paylaşımlarda bulunuyorsunuz. Her zaman uğrayacağım.