
‘Bugün son günmüş’ gibi düşününce, yataktan kalkmak daha kolay oldu sanki. Ama sıcak ayağımın soğuk zeminle tanışmasından hemen sonra ‘ne sonu be yat, yat ıvvvv’
diye bir sözlü gaflet yüzümden geçti. Ama kaybeden yine yatak, kazanan soğuk gün oldu.
Burnumu çeke, çeke sokaklardan geçtim, soğuk rüzgâr yüzüme çarptıkça üşümem sonunda hem burnumun kızarmasına şahit oluyorum hem de yaşadığımı hissediyorum. Evet, evet yaşıyorum çünkü hissediyorum. 25 dakika beklenen otobüs ve içimden geçen bir sürü öfkeli cümle bilirsiniz bir insanlık halidir. Başımın üstünde duran selvi ağacının dalları ve ben titreme modundayız. Isınmak için küçük her harekette dallara çarpmam sonucunda ‘ne çarpıyon kız?’ cümlesini hep zavallı ağaç duydu. İşin tuhaf tarafı 25 dakika içinde onun kız olduğunu nasıl anladım orasını ben bile anlamadım.
Hastanenin klimalı girişine adım atıp, Torosların soğuk rüzgârını arkamda bırakmamla burnumun ısındığını hissetmem birlikte oldu. ‘Nirde benim peçetem?’
Önümde 15 kişi var. ‘Yuh!!!’ Bu sıra işi atalarımızdan mı kalma bilmiyorum ama ömrümü yedi bu genç yaşta. ‘ekmek sırası, çanta kontrol sırası, hasta sırası, otobüs sırası’ (ne kadar küçük şeyler için şikayet ediyorum farkındayım.) o değil de merak ediyorum annem beni dünyaya getirirken de sıra bekledi mi ki?! Kung!! Ben 7 aylık doğmuşum. Ne alaka bilmiyorum ama beklediğimi hiç mi hiç sanmıyorum.
Bu sıraların en çok da gırgır şamata keyf-i muhabbetlerini seviyorum. Ahanda boş koltuk derken kendimi yaşlı bir amcanın yanında buldum. Kitabı açtım, karşımda hafiften doğan gün, sıcak ortam ve kitabım daha ne istenir ki?
10. sayfaya gelmedim ki amca başladı belediye geçidi gibi hareketlerine; önce ayaklardan başladı sonra kollarını hareket ettirdi tik midir nedir anlamadım ki; o geçti, saçları ile oynamaya başladı ‘ee amca pes’ yani derken, birde bir iki tur attı tam önümde. Pofurdana, pofurdana kitabımı kapattım, normalde 50-60 sayfa bitiren ben amcanın hatırına 20-25 sayfa okudum. Amca sağ oldun derken, bir yaşlı amca daha geldi. Bunlar başladı ‘emeklilikten, yaşlılıktan, ekonomiden’ konuşmaya. Hey yavrum dedikodu diye ben buna derim.
‘fabrikaların kapanmalarından, bir fabrikadan 75 işçi çıkarılmış, 20 servis arabasını bağlamışlar, emekliye kömür yardımı yokmuş, elektriğe %60 zam gelmiş, su fiyatı bu olmuş’
Sonradan gelen adam ‘bize müstahak abi birçok şey. Her şeyi yedik talan ettik, birçok şeyi unuttuk. Şimdide söyleniyoruz. Önceden her şey ne güzeldi. Küçük bir evde herkes bir arada yaşardı. Şimdi kocaman evlerde iki kişi saklambaç oynuyor her şey son model… Vs.’
Diğer taraftan yaşlı bir kadın ‘saat 7 oldu mu mahalleden 10-15 kızlar kadınlar evlerinden çıkmaya başlardı fabrikaya gitmek için şimdi bakıyorum kimse çıkmıyor ya… Vs.’
Uzayıp gidiyordu konuşmaları bense kuzu, kuzu dinliyordum. Aslında herkesin söylemleri, sıkıntıları ne kadar birbirine benziyordu. Ne kadar tanıdıktık birbirimize, oysa şimdi ne kadar uzak ve yabancıyız artık.
Konu sonradan gelen adamla yanımdaki adam arasında gelişiyor tabi bu arada. Askerlikten, iş hayatından falan bahsederken yanımda oturan yaşlı adam ‘ne kadar rahat bir hayat geçirdiğinden’ bahsetti, ‘askerlik olsun, evlilik, iş hayatında hep şanslı torpilliymiş gibi iyi yerlerde olduğundan’ bahsetti derken,
Sonradan gelen gözlüklü amca ‘ulan bu dünyada hep rahat torpil falan derken hadi bakalım yaşadın öteki dünyada ne yapacan len orda nerden torpil bulacan’ diyerek milleti derin uykusundan uyandırdı.
Bindik bir alamete gideyok kıyamete hadi baam:)
Tv’lerden soğuk hatunlardan dinlediğim haberleri, yaşlı, görmüş geçirmiş insanlardan dinlemek neden bu kadar güzel olduğunu hala çözebilmiş değilim. Ben her zaman her yerde yaşlı insanların muhabbetlerine kulak misafiri olanlardanım. Dileyen ayıplasın…
Haa, bu arada o yanımda ki kıpırdayan adamın sohbet esnasında bir gıram hareket ettiğini görmedim,
Demek ki sohbetmiş ilacı.











Ocak 13th, 2009 at 15:47
ortaya karışık bir gün…
içinden öfkeli cümleleri aldım.. pek sık varoldular şu sıralar içimde..
hala terketmek bilemediler..
Ocak 13th, 2009 at 20:18
Çok güzel bir tasvirleme olmuş…Sıkılmadan okudum hayatın içinden olanları,gerçekleri.. :))
Ocak 14th, 2009 at 00:13
vay dedikoducu vay
Ocak 15th, 2009 at 12:19
Dedikodu başlığını görünce atladım hemen tabi,ayy dedim kim kimle nerede ne yapmış ögreyim eee kadınızya dedikoduyu severiz:)
hayatın içinden çok güzel bir yazıydı sıcacıktı her ne kadar sen üşümüş olsanda:)
sevgiler…