Browsing Category: "Yüreğime Eklediklerim"

Bir Dilek Tut

Yüreğime Eklediklerim Ağustos 15th, 2008

Hadi bir dilek tut…
Dedim,

”Çocukluğumu istiyorum, kırmızı küflenmiş bisikletimi. Mahallemde erkek arkadaşım olmadığı için ip atlayarak büyüdüğüm ve kadınları bu kadar iyi tanımama vesile olan kızları istiyorum. Oya örmeğe çalıştığım çivimi =) Erik çaldığım bahçeleri, orman üzümlerini, plastik jopla beni iyice benzeten bekçiyi ve en masum çağımda aşk ile tanıştığım küçük kadınlarımı. Bide bir kez olsun düş olup dalmanı istiyorum her hangi geceme. Ve o gecede hiç bir karabasanın beni rahatsız etmemesini…”

Dedi…

 

 

Ritim Üç

Yüreğime Eklediklerim Temmuz 4th, 2008

Yasemin’e,

Önce tango yapacaksın sonra salsa sen yorulursun ama o yorulmaz ardından Hint müziklerine takılır Fatih Yürekten bile güzel tıs yapar. Yeliz’in daha sakini, İstanbul gibidir yasemin dersem yalan inanma o şehir gibi suskundur ama taştı mı?

Biz önce Mısır’a gideceğiz onla ardından Fas’a belki oradan Hawaii’ye. New York’ta sonbahar geçirdikten sonra Giresun’da güneşin batışını izleyeceğiz. Ömrümüz yeterse tabi. İstanbul’da bir kitapçı, Otantik ve ormantik olacak kendisi ot doktoru da. Konuşmak yerine telefonda mesajlaşırız bu yüzden pek kontörümüz olmaz telefonumuzda. Arada birbirimize çağrı atarız o atarsa ‘Sıdıka ben hâlâ yaşıyorum merak etme kontör yok’ anlamında atar ben ise ‘Yasemin İlhami abi geldi şiir modunda yaşıyorum merak etme’ türünde atarım. Erkekler konusunda benden kalır yanı yok. Malum erkek gibi kızlar olduğumuzdan erkekler pek bizden hoşlanmaz. İlk önce neden sevilmiyoruz diye sızlanırız sonrada aman çok mu lazım onlar kaybetti diye diklenir kendimizi bir şey sanırız.

‘Acı’ de bize anında kafamızı bulur içmeden sarhoş oluruz sonrada zaten oradan çal bize Orhan Amca çekil de izle.

Önce Orhan Amcadan; Çile benim hayat senin olsun, ben daha ne çile dertlere yolcuyum. Fark etmez yaşamak sen mesut ol yeter’den gireriz… Sonra; hatasız kul olmaz hatamla sev beni, dermansız dert olmaz dermana sal beni, kaybettim kendimi ne olur bul beni… Der içine dalarız dünyanın.

Ardın daha sert dalarız Emre Aydın’dan; bir sen bırak beni, unut gittiğin bir yerde, kim kaldı ki, çok büyüdüm sayende, tabiri caiz değil numaram yok, sende kalsın aslım, müstakil bir masaldı bitti işte, ben aynı haytayım deriz…

Sonra özgür kız Nil’e takılırız; selülüt kremi ve nemlendirici sabun sürme asitli jölede saç döker… Gülümse erkekler pozitif kızları sever, fark etmez zaten ben erkekler yüzünden meşgulüm ay kaşım marketteyim küsmüşüm bilemem manikür pedikürüm, işsizim güçsüzüm sahtedir gülüşüm o sahte diyetler erkekler yüzünde… Diyerek her şeyi erkeklere yükleriz. Biz sütten çıkmış ak kaşık oluruz.
Sonra coşarız; sağ eller havaya pırlantalar buraya tek taşımı kendim aldım. Tek başıma kendim taktım girmesinler havaya. İyi kötü kazanırım para ama kalptir asıl kumbara bir sevgilim yoksa kollarımda ne yapim pırlatayı parmağımda, sağ eller havaya pırlantalar buraya tek taşımı kendim aldım tek başıma kendim taktım girmesinler havaya…

En sonunda Cem Usta ile kapanışı yaparız; bindik bir alamete gedeyoz kıyamete, amaninnnnn yol dediğin yol gibi ulaşmalı bir yere ıslık baba dönelim geleyoz aynı yere bu döngü kısır döngü başı varda sonu yok dönüyon dönemiyon sonunda bir çıkış yok amaninnnnnnnn

Ritim İki

Yüreğime Eklediklerim Temmuz 3rd, 2008


Yeliz’e,

‘Adım yelizdir kalbim temizdir beni hafife alanı vallahi yeriz.’
Yaf ben bu kıza romantik, romantik yazı yazacaktım ama bana Yeliz dediğin anda kopuyorum yok böyle bir şey. Böceklerle uğraşmaz böcek ilacını döker kıvırtmadan gider. Anlayan anlar. Dellendi mi çingeneler gibi atar kendisini sahneye ama öyle çiftetelliyle falan uğraşmaz. Hint müzikleri çalar sıra, sıra gider. Sıra, sıra gelir. Harbidir, gözünün içine sokar kelimeleri zaten o zamanda dayak yemene gerek yoktur. Dayak bile okşama gibi gelir. Şimdiye kadar sadece şen şakrak tarafını gördüm ama kendini kapattığı pencere kenarı vardır hep. Kimseye göstermez usul, usul çekilir köşesine yaşar yasını çıkar yas odasından. Sevdi mi kendisinin dediği gibi ‘tarife tutmuyor’ sevdası ama hep kırmızı ışıkta trafik polisine yakalanıyor.

Gözünün üstünde kaşı var yüreğinde kim var bilinmez. İster gelir isterse gelmez hesap vermez soldan kalktı ise yaklaşılmaz seni Marsa gönderir ona göre. Susar sonra yaşar yaşarken dalga geçer içinin yaralarını örtsün diye. Kapatır gözlerini ‘Ezberlenmiş birkaç cümle’ der yarasını temizlerken ‘süslenmiş bir kaç yalandan ibaret bu hikâye’ diye söylenir kendine yeni bir (hayat) dalga ararken, … Malum İstanbul dalgası adamı çarpar. Yeliz’de kendisini kızdıranı çarpar.

Seviyorum kızım seni ya

Ritim Bir

Yüreğime Eklediklerim Temmuz 2nd, 2008

Şeytan çek git diyor olur olmadık zamanlarda aklımızı çeliyor.0 Bir ara elime almam lazım şu şeytanı benimle oynamak neymiş göstereceğim. Önce dansöz kıyafeti giydirip sonra Hawaii’ye göndereceğim az kaldı.0Yeter dedim ne bu kızım ritim lazım bize ritim birazcık. Çingeneler gibi sahneye atmak lazım kendimizi. Yani sahne de şart değildir. 0Kafamı düzelttim. Sağdan kalktım bugün.0




 Serap’a,0 Nette tanıştık ve bir ay dolmadan hadi bulaşalım dedik birden ikimizde birbirimizin hayatında olduk. Hiç ummadığın anda hiç ummadığın şeyler olabiliyor.

Korku filminde bile gülmeyi becerebilen, 0olayları tamamen ters açıdan görebilen biri ki bu ters açı ona farklı bir tat veriyor.0Deli misin dedim yok ona yakınım dedi sonra durdu yok o benim yanımda toz gibi kalır türünde konuştu.0

Film aldım onunla izlemeye gideceğim cipsleri ve kolaları alıp. Oda bana mısır patlatacak ardından da kilolarımızdan yakınacağız.0

Ara, ara gelen durgunluğu var, yıksa duvarları neler olacak diye kendide merak içinde. Sustu mu derin, derin soluyor. Aniden çıkışları yok mu bu kızın az önce ki kız bu mu 0demeden geçemezsin.

Onunla karşılaşacak arkadaşlar lütfen bu uyarıyı dikkate alınız. Ani çıkışlar yapılır ona göre önlemler alınız.0 Hayat zor desen ona eline alır fotoğraf makinesini hayat’ın fotoğrafını çeker sonra alır o kareyi inceleme yapar ondan sonra o kendine has kaşlarını kaldırma hareketi ile hani zordu bak yakaladım diyip dalga geçecek kadar haylazdır kendisi.00

 

Suskun Bir Masal

Yüreğime Eklediklerim Haziran 17th, 2008

Evren’e Hitaben…(www.evrengunlugu.net/ yazarı kendisi)

 

‘Onu kırmış olmalı yaşamında birisi.
Dinledikçe susması, düşündükçe susması…
Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi,
Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası… Özdemir Asaf’



Zaman uzun uzadıya akar, ne kadar engel olsan da durduramazsın onu.

Derin bakar hayata. Derin olduğu gibi usulluğu. Konuşsan sanki kaçacak gibidir susuzluğu. Hayat sever onu, o da hayatı. Derin kesikler atar hayat dilsizliğine,
Küsmez, dönüp arkasına gitmez çünkü bilir kanayan yaralarını sarmaya mutlaka bir el uzanır. Bilir sırf bu eller yanında diye küsemez hayata. Varlıklarını hissettiği için.
Yalnız değildir.
Bilir yalnızlığın en iyi ilacı yüreğine yeni bir yürek eklemektir.
(SUS BANA… 26.11.2006 tarihli yazıdan izlenim…)

 

Büyütür içinde ki düşleri. Evren; evren kadardır. Çünkü matematik işlemlerini bile aşacak büyülüktedir düşleri. Bir çay kokusunda hayatın anlamını bulur. Onun kokusunu her yerde bulabilirsiniz. Mavide yeşilde. Maviye âşıktır, yeşil olur anında. Bazen yer değiştirir sıkıldıkça yeşile âşıktır, mavi olur. Yani onu her yerde hissedebilirsiniz. Yazılarında maviye müpteladır, yeşille anlamlandırır kendini. (Bana Yeter Küçük Bir Hayat 29.07.2007 tarihli yazıdan izlenimlerden…)

Yaşamın ağırlığında mıdır bilinmez susar. İster ki susuşlarında anlasın beni ben yapanlar. Sessiz, sessiz anlamlar gönderir gökyüzüne. Gök anlam olup yağar yüreğine. Anlar o zaman yol uzun, umut çok

Yalnızlığını sever; bir çocuk yüreğini sever gibi. Kendine ait susuşlar gibi kendine ait yalnızlıkları vardır. Yaşar, yaşatır. Bazen acır yüreği, alıp yanına sus oluşlarını sığınır yalnızlığın denizine. Eline alır kalemlerini gökyüzünü maviye, denizi yeşile boyar, birde üstüne gök kuşağını ekledi mi yarasını sarar. Gökkuşağın sonunda hazine sandığı mı? O çoktan bulmuş hazineyi, sonsuzlukta ki sevgileri.

Bakmayın ciddi, ciddi konuştuğuma. Hala kedilerin 9 canı olduğuna inanıyor. Çiçekleri toprak yerine gökyüzüne çiziyor. Bir elinde çikolata parçacıkları ile bir yandan yakar top oynuyor. Ütüldüğünde küsüp, küsüp gidiyor sonra dudaklarını büzüp geliyor ve alıp kaçıyor renkli bilyelerini. Ama o hala en çok yeşil ile maviyi seviyor bilyelerinin içinden.9 kiremit’i dizerken bir düşe bir taş koyuyor daha sağlam olsun diye düşlerinin.( YALANLARIM 10.10.2007 tarihli yazısından esinlenilmiştir.)

Ayak yalın bırakın yapmayacağı haylazlık yok gibidir. Sessiz sanırsın, hani şöyle oturaklı efendi çocuklardan sanırsınız ama yanılgı çukuruna aniden düşüşe hazırlıklı olun. Böyle ağır çekimde sessiz, sessiz samanları yürütür suya. Şaşkındır. Hayata hep bir şaşkınlık içinde bakar.Kafasını bir sağa çevirir bir sola… Anlamadığına bir kaşını kaldırır ‘hey sende kimsin?’ der. Ve erkeklerin kronikleşmiş hastalığı; iğneden korkuyor sanırsam. İşte öyle… Hani herkesin içinde yaramaz bir çocuk vardır ya Evrenin içindeki çocukta evren kadar yaramazlık var. ( kendimi öyle kaptırdım ki sanki 50 yıldır tanıyor gibi yazdım. İTİRAFLARIM 20.12.2006 tarihli yazısından esinlenilmiştir.)

Zaman geçtikçe yüreğinde nasırlar oluşmuş. Ansızın trene binip hayatın içine atlayabiliyor. Rüzgâra el uzatıp yüreğini alıyor. Korkuyor korkutuyor. Büyüdüğünün farkında. Hayatın içinde hem oynuyor, hem karşısına geçip izleyebiliyor. Hayata itirafları çok, sorular soruyor cevapları buluyor. Ağır olsa da cevapları savunuyor… (ÖĞRENİRİM ELBET 13.09.2007, NE OLMAK İSTEDİM, NE OLDUM 13.12.2006 Tarihli yazılarından bende kalanlar.)

Annesinin avuçlarından içiyor her akşam, gücünü annesinin kokusundan alıyor.
Babası… Usul, usul uzandığı… Uzun, uzun cümleler kuramadığı yürek… Geceye bir pencere açıp yıldızları çiziyor ilk, sonra Ay’dan diğer yıldızlara ip atıyor. Hamak kurup babasına soru işaretlerinden arındırmış susuşlar gönderiyor her gece. (SAHİP OLAMADIKLARIM 10.02.2007 tarihli yazıdan bende kalanlar…)

Sevdi mi bütün kadınlar yüreğindekine benziyor. Sarıyor sarmalıyor. Uzaktan, uzaktan seviyor, gözü ile. Özlemi Kaf dağına çıktı mı yâr’in soluğunun dibinde buluyor kendini. Sevdi mi ne kendi kalıyor ne başka bir şey olan her şey yâr oluyor.
Sevdi mi susturuyor bütün sesleri,
Sevdi mi çıkarıyor bütün nefretleri yüreğinden,
Sevdi mi korkusuz oluyor yüreği,
Sevdi mi çırılçıplak seviyor,
Savunmasız kuruyor cümlelerini sevgi savunsun diye…
Biliyor sevmek özgürlüğün diğer adı. Sevmek özgürlüğün harfleri…

(Kalbime Her Mevsim Sen… 01.12.2006, BİR SEVEBİLSEK 19.12.2006 tarihli yazılardan bende kalanlar…)

Masal bitti, masal kahramanın da öldü!

Yüreğime Eklediklerim Mart 28th, 2008

’’Herhangi bir geminin limandan ayrılmasına bile ağlar oldum
Sonra akşamların gelişi gündüzlerin vedası üzdü beni
Sayende yaşadığıma bile efkârlanıyorum
Artık gerisini sen düşün…
Ceyhun Yılmaz’

 

Hangi mısralara kondurmalıyım seni/sahiplenmen için beni?
Yâda hangi buğulu cama yazayım da yok olsun
Bu içimdeki senli sebepli fırtına?

Gidiyorum sensiz zamansız karanlıklara,
Ağlıyorum hıçkırıklarımın sesleri kaybolmuş…
Esip durdun iklimlerimde…
Şimdi
Sen mi gittin yoksa ben mi kaçtım senden anlayamadım
Ama şimdi olmaktan korktuğum yerdeyim
Yani diplerdeyim…

 

Hani diyor ya Ceyhun Yılmaz ‘Adam demesinler bana sensiz’
Söylesene ben neyim şimdi sensiz?

Artık ne kadar keder dolu şarkı varsa hepsi benim içimde,
Senden sonra kur/amadığım/duğum hayatta yaşamak için…
Artık ne kadar yağmur varsa içimde,
Senden sonra sessiz, sessiz ağlamak için…
Artık ne kadar sensizlik varsa hepsi içimde…
Haberin var mı yoksa haber göndereyim mi?

 

’’Üzerine yatamadığımız bir yatak gibi kaldı aşkımız
Ne denir ki bu aşka…
Çarşafı bozulmayan bir sevdamız var şimdi!
Ceyhun Yılmaz’’

Oysa ben razıydım her sabah yok ettiğin ruhunu ilaç olmaya
Biliyordum çünkü senin gülen gözlerin iklimlerime güneşti
Ve ben biliyordum gülen gözlerin olmadan güneşsizdim.
Ne zamandır güneş ne yönden doğuyor bilmiyorum?
Batıdan mı?
Doğudan mı?
Yoksa güneşi de mi (ç) aldın sebepsiz giderken?

 

Ne tuhaf!
Sana gelirken ömrümün kestirme yollarını kullanıyordum
Gözlerinin dönemeçlerinde soluklanıyordum
Dudaklarında güneşin batışını seyrediyordum
Oysa şimdi…

‘’beni sorma sevgisiz sokağın sakinlerine
bilmezler içine atılarak büyütülen kayıp âşıkların adreslerini
Ceyhun Yılmaz’’

 

Şimdi sorma bana nasıl olduğumu
Seni gözlerimde sakladığımdan beri
Gözlerimi açmaya korkuyorum
Hayatımda olduğu gibi
Ya gözlerimden de gidersen?

Özledim seni…
Anlayabiliyor musun bunu?
Saçma sapan bir sevdadayım
Yüreğim yine hoyrat,
Yüreğim yine suskun.
Gölgemi kaybettim ömür yolunda
Sokağım ışıksız.

 

Köşe başlarında bekleyenim yok artık.
Kapımı çalan bir umudum yok.
Ben yine sevdanın yokluğundayım.

Yeminlerim azılı bir hırsız
Benden seni çalan…
Gece kapımda,
Çaresizlik 12’yi vuruyor
Kalbimde yine sen…
Eskisinden daha acı vererek,
Eskisinden daha kanayarak,
Eskisinden daha da eskiyerek… ‘’Bir sensizlik ki sorma
Neyi sevsem sana acıkıyorum
Yastığa yorgana sarılmadan uyumaz oldum
Seni sevmek yetti artık unutmaya acıkıyorum
Ceyhun Yılmaz’’

 

 

 

15.03.2008(23.23Ben nerde olduğumu biliyor muyum?
Bana hangi sokakta olduğunu soruyorsun!
Masal bitti, masal kahramanın da öldü!

İçimden Seni Aldılar Annem

Yüreğime Eklediklerim Mart 28th, 2008


     

 Gece ıslak çıktım hayata,
Anne bak avuçlarımda yenildiklerim
Bak korktuğun başıma geldi…
/annenin kaderi kıza/
 

Of annem of yüreği bin parça taşıyan annem
Of annem of yüreğinde cam parçaları taşıyan annem
Sana yanıyorum
Sana susuyorum
Sende sus oluyorum
 

Korkuyorum annem
Gözlerindeki umutsuzluğunda korkuyorum
Gözlerine karanlık çökünce hayatım kararıyor
Korkuyorum annem…
 

Avuçlarım her zamankinden çok üşüyorum
Gözlerim her zamankinden çok yanıyor
Kış var artık iklimlerimde
Bir daha açar mı güllerim söylesene?
Bükme boynunu öyle mezarsız
Bükme boynunu öyle yersiz yurtsuz
Korkuyorum annem ne olur bükme boynunu…
 
 

 

Sana söylemedim annem
İçimin günlüğünden adını çaldı /baba-m/
İçimin enkazından umudunu çaldı /baba-m/
İçimin varoşlarından avuçlarımda ki kimliğini çaldı /baba-m/
 

Sabrı zirveye ulaştı
Hıçkıramadı bile/Öyle sessiz, sessiz…
 

İçim sana yanıyor annem
Dokunamıyorum sana
Buz oluşundan korkuyorum
Gözlerimi gözlerine değiremiyorum
Uzakları görmekten korkuyorum…
 
 

Seçtiği/n/miz hayat/lar/ mıydı?
Hangi türküde duraklasa sığmıyor benliği hiçbir notaya
 

Sığmıyor hiçbir zamana
Sığmıyor bu şehre… 
Annem bu yaralar bereler sana bil…  

22.03.2008
Hangi şarkıda ‘annem’ geçse ben o notaya takılıp gidiyorum…
Dedi; senin gibiler hayatta genç yaştan ‘ah’lar
Yutkunup, sustum hasastı ruhun
Onarmak çok mu zor hayatından giden parçaları… 

Gece üşütür dedi…

Yüreğime Eklediklerim Mart 26th, 2008

 

 

Gece üşütür dedi

Al göz yaşlarımı üşüme…

 

Gözlerinin çektiği neydi böyle

Yüzün solmuş, ellerin çökmüş be annem

Yıllar mıydı seni yıpratan yoksa bitmeyen yollar mı?

Yoksa sinene yapışan hüküm mü?

 

Söylesene neden yine gözlerinde çiğ taneleri var?

Kader neden yıprattı seni bu kadar? Neden, neden alın yazında hep hıçkırık melodisi gelir?

 

Alsam seni yüreğime yüreğinin kekemeliği son bulur mu?

Ah gözleri  sus, yüreği sus annem

Yokluğunda yok olduğum annem

Korkun ‘annenin kaderi kıza’ sözünden mi?

 

Ellerimi yüreğine atsam oradaki yangınları söndürebilir miyim? Yoksa ellerimin yanmasından korkup razı mı gelirsin yangınına?

 

Neden kelimelerinde hep bir vazgeçiş var? Söylesene cümlelerin neden hep bir varmış bir yokmuş gibi?

 

Kırık bakarsın hep camlara ellerin çenende

 

Hayallerin var mıydı desem gözlerini devirir

Mutlu musun desem susardı ölümüne…

 

Bir yazgı yazılmış sinesine

Oda razı olmuş ölümüne susarcasına…

 

(yağmur…)

Eşarbını yan bağlama

Ben söylerim sen ağlama annem…

 

Kaderine yazılmamış bir yalnızlık…

Yüreğime Eklediklerim Mart 26th, 2008

 

Onunkisi kaderine yazılmamış bir yalnızlıktı… Konuşmak ister gibiydi bakışları. Çok yeltendi ama konuşamadı. Sus oluyordu gözleriSus oluyordu sözler… Emanet bir yalnızlığı v..amadı. çok ızlıktı…ardı… Gidenler hep emanet bırakmıştı. Kimi izlerini, kimi kırgınlıklarını, kimi lâl oluşlarını…Söylesene onları taşımak zor değil mi? Hele de lâl oluşları… Her gidişlerde bin parçaya bölünmek istedi,Oda gitmek ve gelmemek istedi…Sustu… Zaman akıyordu,Sustu.Ayrılıklar büyüyordu,Sustu…Yarım kalmış bir yalnızlığı bütünlemek için geceye koştuAma gece kabul etmedi onu.Çırpındı hilalde,Yalvardı saman yoluna,Olmadı yarım kalmışlığına gecede tam olamadı.Çünkü kadere yazılmamıştı onun yalnızlığı.Sustu…Ve ölümü bekledi…Azrail geldiğinde Yarım kalmışlığı toprakla bütünleşecekYalnızlığı kadere yazılacaktıSustu… 03.04.2007(yağmur…)Gece ay ve ben…

Gibiydi…

Yüreğime Eklediklerim Mart 26th, 2008

 

 

 

 Acılarım sana emanet ben gidiyorum…
Ve onunla karşılaştım karanlığın en asi anında…
Çırılçıplak bir suskunluğu ve dokunulmamış tozlu rafa kaldırılmış bir yalnızlığı vardı…
Ve konuştum…
Ne kadar dokunursan dokun, ne kadar sararsan sar iyileşemeyen bir yaraya tutsak kalmış gibiydi…
Gitmek ister gibi konuşuyordu. Uzaklara hem de çok uzaklara…
Ama bacaklarının yüreğinin ağırlığını taşıyamayacağından korkuyordu…

Bağ bozumu sonrası mevsimi yaşar gibiydi ruhu…
Heyecanlarını doğduğu gün annesinin gözyaşlarına bırakmış,
ruhunu ise babasının son nefesine emanet etmiş gibiydi…

 Ruhunu geceye saklayıp, gündüzlerden kaçar mısın?
Söylesene hayatla dalgamı geçersin? Yoksa hayat mı seninle dalga geçer? …

Gecenin renginde, hilalin koynunda doğduğunda kaybettiğin denizkızını bekler misin? Her sabah denize onun gelmesi için umut atar mısın?
Yoksa sen masallara inanmayanlardan mısın?

 Zamanın bir yerinde bir melek göz kırpmış yamalı geceye, asi ruhunu bir buseyle alıp kaçırmış…

Her şey zamanın bir yerinde soru işaretleriyle yaşanıyor. Bazen anlamsız görünen şeyler hayatımızın en anlamlı anı oluveriyor…

29.03.2007(yağmur…)


ruhunun zindanlarına ulaşmayı denedim,
hani olurda ulaşırsam senin için Allah’tan bir melek dileyecektim.
Kanayan yaralarının kapanması için…
Bir avuç huzur bırakması için avuçlarına
sahi bir avuç huzurla yetinebilir misin?her ksa ış gibiydi…

blank