Gül

Şimdi şarkılar söyle bana,
En sevdiklerinden.
Ben anlatayım sen gül, ama gül.
Gül, dikene rağmen.
Gül, toprağına rağmen.

Bir ıslık dağılırken dar bir geçitten,
Hani nasıl engel tanımazsa
Öyle dağıldı o gülüş.
İşte öyle,
Sınır tanımadan beynimin dar geçitlerinden geçti gönül yoluna…

Fotoğraf: steel

» 1 Comment

Nisan’dan Eylül’e

‘’Ben seni tek bir ben ile sevmemiştim ki, şimdi benden tek bir gidişine sessiz kalmamı bekliyorsun. Kadın gibi sevmiştim mesela seni, zarafetine düşkün. Çocuk gibi, isteklerine âşık. Sonra bir de yabancı gibi sevmiştim, anlaşılmayan. Biraz da dalıp dalıp kaybolduğum kuyularda şizofren gibi de.

 

Haksızsın. İçimdeki yangına bir ses ararken de sevildin. Koynumdaki çocuğu meydanlarında koştururken de kayıtsız. Umutluyken de, umutsuzken de. Yorgun ve yaralıyken de. En çok da olumlu ve olumsuz eklerle birlikte. En gereksiz konuları bile ciddiye alırken de sevildin mesela. Tablada yığın yığın soru işaretleri arasındayken de. Ortak takvimde aynı ayı göstermezken de. Aşkların neden bittiğini çocuksu bir telaşla anlamazken de.

 

Kadındım ama kanı deli, delikanlı gibide sevmiştim. Anladığını hayata renk ve tat olarak karıştıran yemek düşkünü bir kadın gibi de. Evine ekmek parası yetiştirmeye çalışan elleri nasır olmuş kadın gibi de. Çocuklarına şemsiye olmuş şefkat abidesi kadın gibi de.

   

 Eski tek bir ben ile değil, yeni, yenilenen ben’lerle hep sevilmiştin. Şimdi bana, içimdeki ben’lere tek bir gidişini anlatmamı bekliyorsun. Ben seni tek bir ben ile sevmemişken, hangi ben’e gidişini anlatayım?

 

                                                                                  20.Nisan.09’’

 

O zamanlar aylardan Bahar’dı,

Can acımın ağaç yapraklarında yeşermeye başladığı andı.

Şimdi aylardan Sonbahar. Acımın yapraklardan dökülmeye başladığı mevsim.

Filmlerden filmlere dalıp, karakterler denizinden yüzüp çıktım. Karar veremedim hangisinde karar kılmalıydım, kılamadım. Hepsinin içinden yüzüp tek bir ben olamadım. İlle de bir ben mi olmalıydım? Arlanmadım.

 

**

 

Gittiğim her yere huzursuzluğumu taşıyorum. Sevmiyorum bunu. İpi kopmuş, sahibine düşkün bir köpek gibi huzursuzluğum. Gitsene işine! Ama yok!

 

**

 

Gece otobüse binenlerin pek yolcu edeni olmuyor nedense. Gece yolculuğunu kendinden kaçanlar mı, kendine kaçanlar mı tercih eder? Bilmiyorum. Saat 23.00. çok şey barındırıyor aslında bu yolculuk. ‘telefonları kapatıyor muyuz?’ dedi çocuklu bir bayan, belli ki kocasının aklı onda. ‘her şey serbest’ dedi kıvırcık gözleri fır dönen adam.

 

Koltuk 20. koltuk 21 boş.

20/yaşımın başlangıcı. Yan koltuk/ hayatımın boşluğu.

 

Gelecekte ki gelecek olan;

Nerelerdeydin? Vardın biliyordum ama nerede? Gözlerim seni aradı yeni güne hazırlanan otobüste. Ön koltukta mıydın, tercihinden kaçındığım. Arka mı hiç nasip olmayan. Yoksa benim gibi orta koltukta mıydın?

  

İçimin ve bedenimin ağırlığı ile önce gözlerini çizdim küçük bir gülümseme ile. Deniz gibi huzur mu verirdi gözbebeklerin? Yoksa zeytin gibi dinginlik mi? Belki de kahve gibi yorgunluk bilemedim.

Sonra dudaklarını çizdim, yarı baygın gözlerle. Papatya gibi mi gülerdin, duru? Yoksa karanfil gibi, hüzünlü? Belki de Begonvil gibi muzip ve gamzeliydin? Onu da bulamadım.

Kaşlarını, burnunu, çeneni ve kulaklarını daha sonra çizerim. Saçlarını da… Ve ellerini de…

Olmaz mı?

 

***

Fotoğraf(lar): Fırat GÜRGEN

 

» 4 Comments

Ve sen…

Şimdi kalbini aç ve beni dinle.

 

Dün burada biri öldü. Kim olduğu, yakın uzak, tanıdık yabancı olduğu hiç önemli değil. Öldü işte. Buraya kadarmış diyerek çekti gitti teniyle. Artık bu fani dünyada sevdiklerinin hayatında, sevinçlerinde, kızgınlıklarında olmayacak. Her gün alışveriş yaptığı bakkala uğramayacak ayakları. Kokusu her gün geçtiği sokağa yayılmayacak, akşamüzeri çay demlenmiş türkülerle dalmayacak uzun uzun…

 

Bu kadar koyuşunu anlamıyorum. Her zaman ölüme buz dağı gibi sert duran ben, eridim işte. Açtım telefonu babamı aradım.

‘baba seni seviyorum.’ Sessizce soludum. ‘iyi ki varsın. Bunu dış elbisemle değil iç bahçemden söylüyorum inan. Ben aslında dünyanın en güzel varlığına sahibim.’ Dedim kapattım.

Buz gibiydim üşüdüm. O kelimeleri söylerken aslında ona ne kadar kızgın ve ne kadar kırgın olduğumdan habersiz dinledi, dinledi. Vardı, hayatımdaydı, kırgındım ve seviyordum onu.

 

Ve sen…

Hayatımın en güzel rengi. (Bunu anlamıyorsun değil mi? Anlama zaten. Anlaman için söylemiyorum. Bunu istediğim için söylüyorum, sevmeyi seviyorum ben.)

 

 

 

Seni her görüşümde avuçlarımın içi terliyor. Ve ben o tuzlu suda balıklarımı yüzdürüyorum. Gıdıklanıyor avuçlarım gülüyorum. Sonra beceriksizce biriktirdiğim heveslerim gibi biriktiriyorum senide. Sağ cebime koyuyorum, çantamın gizli bölmesine, hı birde sol tarafımdaki gizli bölmeme. İşte öyle biriktiriyorum seni. Bir bakıyorum içimde kocaman sen, yığın yığın…

 

Saydam bir kalbim var benim bilirsin. İçimdeki sevgimi herkes görür ve yığınla dağıtırım. Hiç bıkmadan ve hiç tükenmeden. Bu yüzden çabuk yoruluyorum galiba ve suskunlaşıyorum. Kızgınlığımda var kırgınlığımda ve çözemediğim sorunlarımda… Her batan günle yolcu ettiğimden olsa gerek sabah bir bakmışım kaybolmuş. Kaybolduğundan işte yüzümdeki o kocaman gülümseyiş.

 

Yarın…

Kim garantisini veriyor ki? Sevdiğin insanlar yarında kolunun altında? Kim sözleşme yapmış ki her gün varlığınla yanında özlediklerin? Korkuyorum işte. Korktuğumdandır belki de bu kadar renkli oluşum, korktuğumdan beklide bu kadar fıkır fıkır oluşum. Ve sevdiklerimin gözlerinin içine içine bakışım…

 

Ve sen;

‘içimin güzel yanı, bu yazdıklarımı ne köşeye sıkışmışlığımla yazıyorum ne de saplandıklarımla nede dış görünüşlerle… İç bahçemden yazıyorum işte. İyi ki varsın, burada bir yerlerde kalbimin gizli yanındasın. Anlasan da anlamasan da; Senin içinde her sabah gözlerimde balonlar uçuruyorum hem de mavi. Çünkü sende hayatımın en güzel varlığısın…’

__

Fotoğraf: cecil & cecil

 

 

 

 

» 2 Comments

Bu Benim Dibe Vuruşum

Sahneler de biz. İki yabancı. İki bir…

Yazdan kalma bir sevinçle seviyorum artık seni. –öyle üzeri tozlanmış yani.-

Sen ise, kocaman bir valizle, ayaküstü gitmeye hazır seviyorsun. –öyle gel git’li yani.-

 

Tıpkı hayat gibi seviyoruz artık birbirimizi. Maskeli, ayaküstü, alelacele, gitmeye yakın. Bu yüzden mi açım ben sana? Bu yüzden mi açım ben gülüşlerine?

Kimseye söyleme, bilmesinler; valizinde taşıdığın kaprislerimi…

 

 

 

Bu sefer ağır geldin hayat. Bu sefer fazla… Dolma artık içime, istemiyorum. Uzayan yolların, büyük engellerinde umurumda değil. Adım da atma bana, sana gelmem için. Batıyorsun, için için. Ne martıların bir anlam veriyor, ne de İstanbul’un adaları. Çay yanındaki kurabiyelerinde umurumda değil.

 

Al işte vazgeçiyorum. Eğer bu dibe vuruş ise, evet dibe vuruyorum.

Aynadaki ben, içimdeki bana karışıyor.

Sen hayat, karışma bana.

Dokuma, kulağıma sesini de fısıldama.

Bu benim dibe vuruşum.

Acı da benim.

Cananım da…

***
Fotoğraf: Krzysztof Adamek

 

» 4 Comments

Belki… Kimbilir…

İçimde ki bu savaş biterse sana gelirim belki.

Dosyamda biriktirdiğim köşe yazıları, kuruttuğum kitap arası çiçeklerimle…

Akasyalar, fesleğenler, hanımelileriyle…

Saçlarımda taşırım iyot kokusunu, avuçlarımda güvercinler için ekmek kırıntıları.

Kadınları anlatırım sana, ama anne olan kadınları.

Sonra ekmek parası kazanan babaları,

Belki yazdan konuşuruz uzun akşamlarda,

Belki bir ara mavi kelebeklerden.

Sen bana papatyalar getirirsin, köşede ki vazom için,

Ben sana çekirdek alırım…

Yâda en iyisi susarım,

Susarız…

 

 

 

 

Aklımıza gelmez arsız zamansız geç kalışlar, kendini kandırışlar, birde kalbimizi örseleyenler…

 

Diyorum ya,

İçimdeki bu savaş biterse sana gelirim dinlenmeye,

Yâda sen bana gelirsin yeniden başlamaya,

Olmaz mı?

 

 

 

***
Fotoğraf: Fırat GÜRGEN

 

» 7 Comments

O Yar

 

Şimdi anmaz mı beni o yar?

Şimdi yanmaz mı bana o yar?

 

Unutmuş mudur o yorgun bakışlı yârim, silmiş midir aklından sevdiğim hilal gecelerini.

Şimdi biz geçmiş olmuşuz ya en çok ona yanarım ben,

Ben ondan,

O benden geçmişiz,

Biz bizden geçer olmuşuz…

 


Unutmuş mudur gülüşünü sevdiğim, böğürtlen kokusunu? Aklına gelir mi hiç meyve dilimlediğim akşamları? Ya tek kişilik battaniyedeki iki kişiyi? Dudağındaki çekirdek tuzlarını, patlayan mısırları?

Söylesenize unutmuş mudur, gece kaçılan balıkçıları… Dinlenilen 70-80lı şarkıları?

Şimdi o filmi izleyemiyorum biliyor musun mideme kocaman bir taş oturuyor yürütmüyor da ağlatmıyor da, kocaman bir taş şimdi senden kalan bana…

 

Özlemez mi o gözlerini öptüğüm, cilveleşen salata renklerini, adlarını, gece masallarını… Ona seçtiğim Pelin Onay, Nazım Hikmet şiirlerini hiç mi hatırlamaz? Ekmek arası (…) kahvaltısını, söylesene yüreğine taş oturmaz mı hiç (…)’de Cuma ezanları okunurken? Cami çıkışlarında sevindirmek için çikolata verdiğin çocuklar hiç mi gözlerine, kalbine batmaz?

Söylesene o çıkmaz sokak da ki kalbin hiç mi özlemez, bu sakin kalbimi?

İçin, için ağlar gibisin, zamanı ne zaman geldi de gittin?

 

 

Söylesene, ben gerçekte senin neyin oldum…? Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim. Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim..? Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda. Sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk… Kalbime henüz söylemedim gittiğini. Öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum. Seni hala benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum. Gittin… Sevdamın öksüzlüğüne alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi. Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni. Ben alışkınım kendi yaralarımı kendim sarmaya. Asıl acı olan ve kanatan unutulmak aslında. Söylesene, unutulmak kime yakışıyor..? Unutan sen olsan da, sana bile yakışmıyor..Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor. Görüyorsun işte, aşka ve sana ihanet etmiyorum ben ki kırgınlığım aşka. Sen üstüne alındın… Bir sonbahar’da, güneş hala daha ısıtırken bedenimi seni çıkarttı karşıma. Sen “bitti” dediğinde yağmur yağıyordu, aşkın canı sıkıldı, seni aldı…”

 

***
Fotoğraf
: Bendis Child

 

 

 

 

 

 

 

» 5 Comments

Kaçtım İşte

Kaçtım

bu şehirden,
Gözlerine dokunmak içindi bütün çabam.
Arkamda sam yeli taşırdım 

Öznesini içine saklamış,

Birinci tekil şahısta kişiliğini kaybetmiş bir cümleydim.

 ‘seni’ çıkardım serdim bütün çamurdan evlerin damlarına.

Güneş vurduğundan beri kirpiklerime,

 

Birinci tekil şahıstan kurtulup

‘biz’ şahsına büründüm şimdi.

 

Şimdi yine kaçtım bu şehirden

Parmak uçlarına dokunmak için yine bütün çabam.

Arkamda bahar sevinci bulaştı saçlarıma.

***
Fotoğraf: andy phe

» 6 Comments

Hadi İnandır Beni

 

 

 

‘bitmedi ki aşk, geçmedi ki lekesi’

 

İçimdeki uzun kestane saçlı kız,

Postacı çantasındaki bütün yılbaşı hediyelerini dağıtmış,

Çikolatalarını kendine saklamış.

Kulağında kulaklığı,

Ayağında ördekli terliği,

Şarkı söylemeye başlamış yıldızları sayarak.

Saklambaç oynamaya karar vermiş,

Sen, saklambaç oynamayı bilir misin?

Hadi, sen ebe ben saklanan…

 

Hadi inandır beni, kalbimi,

Çıkayım saklandığım yerden

Hadi, unutayım bütün köşe başlarında ki saklambaç yerlerini

Ve saklanmayı planladığım şehirleri.

 

Öyle inandır ki

Hiçbir sığınak kabul etmesin beni,

Sen dışında…

 

27.12.2008

‘If you want me…’

 

» 1 Comment

e-cektim a-caktım

 

 

Sana kocaman, kocaman şeyler anlatacaktım, ama seni gördüğüm anda dut yemiş bülbül olacaktım. Hep sana dilekler tutacaktım, senin yerine de…

‘ne tuttun?’ diye sorup gözlerin gözlerime deydiğinde ‘unuttum’ diyecektim.

 

Hiç ansızın durduk yere gülecektim ‘ne oldu, hayırdır?’ diyenlere ‘bitanem aklımdan geçti’ diyecektim…

 

Hayat,

Kadınlığımdan soyunuyorum.

Kapı eşiğine bırakıyorum; beni ve onu…

 

Hayat;

Sondan yazılmaya tekrardan başla!

Ama bu sefer sıcak kalbimi çıkart oyundan.

Öyleymiş ya insan iki kalp taşırmış bir soğuk bir de sıcak kalp…

Şimdi,

Soğuk kalbim oyunda ve pess…

 

 

» No Comments

Yusuf Düşmüş


 

Şimdi biz neyiz biliyor musun?

İki kuyu, karanlık ve renksiz,

İçimize Yusuf düşmüş…

Gül kokusu sarmış ruhumuzu,

Kalbimizi aydınlatmış

Ve göz göze gelmişiz…

 

Gittikçe bana benzerken fark ettim, gülüşün dokunsam kırılacaktı sanki

Dokundum, benim oldu…

Dedim ya bana benziyorsun diye gördüğüm aslında bendim,

Gittiğin anda sen oldum…

 

» 2 Comments