Aslında
Düşüme Düştün Eylül 23rd, 2008

Aslında;
Çok da yanmıyor canım,
Yağmur da…
Yağmurca
Düşüme Düştün Eylül 9th, 2008
Cırcır böcekleri geceyi seslerinde taşırken,
>unuttu beni> dedim.
Sıcak, turuncu sokaktan sessizce akarken,
Asma yaprakları sessizliğimi saklarken,
Sana düş’süzlüğüme ay bile çekip gitti…
>unuttu beni> dedim pencerede asılı kaldı uykusuzluk.
Çarşamba yağmur yağacakmış bugün otobüste yanımda oturan silinmiş siluet dedi.
Bende senli yağmur öncesi sessizlik var…
Çarşamba diyorum >yağmurca> konuşacağım teninde.
Aklımın iplerini saldım.
Gerçek
Düşüme Düştün Eylül 9th, 2008
Kapı arkasında kalan düşlerim sıkılgan bakıyorlar artık yüzüme.
Aynadaki yüzüm ‘daha gerçekçi’ yazsan ne olur diyor.
Gerçek?!
Takvimlere harf, harf adını yazdım.
Gazoz şişesinde saklanan sana dair heyecanlarım var. Korkuyorum açmaktan.
Açınca ya asidi kaçarsa?
‘sabah olsun ben giderim sen rüyamda…’
Akşam Geç Düşüyor
Düşüme Düştün Eylül 9th, 2008

Sana ulaşamayacağını bildiğim, kâğıttan gemiler yapıyorum.
Sen susuyorsun, yaptığım gemiler kâbus olup geceme giriyorlar.
Akşam geç iniyor buralara,
Aklım pencerelerde kalırken,
Perdeleri örtüyorum sıkı sıkıya.
Sen, Toprak
Düşüme Düştün Eylül 9th, 2008

Islak istasyon duraklarında kaldı sohbetlerimiz,
Ve ıslak terk edilmiş bir bank öpüşün.
Nefes, nefese kurduğumuz hayallerimiz sessizlikte bozmuş orucunu.
Şimdi geriye ne kaldı? Söylesene?
Bende,
Martılara atılmak için simit kırıntıları
Birde,
Buğday gördüğümde aklıma değen teninin görüntüsü,
Sen, toprak kokardın ya…
Hayal Ettiğim Gibi
Düşüme Düştün Eylül 9th, 2008

Uykumun içinden geçiyorsun, parmaklarım kırgın uyanıyor.
Gözlerim senin dalgınlığında kalmış, bilmiyorum belki de bilerek unuttum.
Film karelerinde oynayan kahramanları kovup, bizi sahneye koyduğum zamanlar ellerimin çizgisinde unutuldu.
Okuduğum/ yazıldığı gibi değil de hayalimdeki gibi okuduğum romanları raflara kaldırdım.
Küstüm.
Güvercinler korkup kaçtılar.
Senin Niyetine
Düşüme Düştün Eylül 9th, 2008
Senin niyetine şiirler tutuyorum, gecenin bir yarısı,
aynaların küstüğüne anlamlar yüklediğim bir anda.
Duvara kimliksizliğin yansıyor,
duvarlara hapsediyor uzaklığın beni.
Kahve falları açtırıyorum sana.
Papatyalar alıyorum kendime sen almışçasına.
Seni düşünüyorum, sonra sen düşünmüşçesine kendimi de düşünüyorum.
Aynalara bakıyorum/ kendimi kandırışımı gün gibi gösteriyorlar
Kirpiklerime yağmuru takıyorum.
Senin niyetine şiirler tutuyorum,
gecenin bir yarısı, aynaların parçalandığı bir anda,
’’ gün biter gülüşü kalır bende,
Anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
Yarım kalan bir şiir belki de’’*
*Ahmet Telli
Ah Bir Bilsen
Düşüme Düştün Eylül 9th, 2008
Sen ömrünü eksi bir hüzünle boyadıkça, gökyüzüm kana bulanıyor.
Sığındığım kalem utanıyor benden,
dudağıma taktığım türküler kilit vuruyor dilime.
Sen ömrünü eksi bir hüzünle boyadıkça asma yapraklı sokağın turuncu rengi soluyor.
Unuttuğun şiirler aklıma geliyor,
Sevdiğin kandırış öykülerin ve en çok kullandığın kelimelerin,
Alnına düşüne o siyah çarşaf ah bir tutabilsem, ah bir hatırlayabilsem senin yerine o türküleri…
Geceye dolunay düşer, kalabalıklar içinde yalnız kalışına üşürüm ben
Sustum
Düşüme Düştün Eylül 9th, 2008

’’Acıyla baş etmeyi öğrendim,
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?’’*
Diyor yazar,
Avucumun içine dayadım dudaklarımı,
Sustum sana artık…
*Murathan Mungan
Bisiklet
Düşüme Düştün Eylül 2nd, 2008
Çok mu büyüdük acaba?
Önce olsa bisikletinin lastiği patlasa ağlardım senin için.
Şimdi ise hüznüne parçalanıyor ömrüm.
Hangi sayfada unutuldu o bisiklet?
Hangi gülüşümüzde parçalandı?
Ben,
O bisikletinde bana papatyalar getirmeni düşlemiştim hep.
Şimdi,
Bisiklet senin geçmişinde,
Papatyalar benim saklı düşlerimde kaldı…
