Ben

 

Kalabalığın içinde yalnızken, sana ısmarladığım şarkıyı dinlerken. Sen bittin bitmesine bende de, bir ben bitiremedim kendimi. Bir ben getiremedim gittiği yerden kendimi… Bir ben kendi gönlümü yapamadım, alamadım.

Bu yeryüzünde aşk var ya, bitmez bu hüzünler, mutsuzluklar.

Çocuklar misketlerini unutur mu?

» No Comments

Ömür geçiyor da

Biter mi?

Kavuşulunur mu?

Bilmiyorum, özlüyorum işte gözümün pırıltısı.

Adı yok ki bunun, bekliyorum işte.

İmkânı olan değil biliyorum, belki de olacak…

Ömür geçiyor da, bu yürek de ki geçmiyor işte.

Leke çıkmaz, yarar hassas.

Kavuşmaları, dönmeleri lügatinden çıkardın mı?

 

***

Fotoğraf: Eszter Vály

 

 

 

 

 

» No Comments

Neler Geçip Gidiyor

‘Neler geçip gidiyor.’ dedirttiriyor şu zaman insana. Zaman mı sadece? Rüzgârla dağılmış saçlar, yolunu kaybetmiş kaşlar, unutmayı bile unutmuş dudaklar…

‘Neler geçip gidiyor’ dedirttiriyor şu akıp giden zaman.

Aynalar şahit, ten öğretmen.  Her gün geçtiğin mekânlar yabancı. Çocukluk uzak.

‘Vay be’ dedirtip geçtiriyor işte zaman.

 

Fotoğraf: Vaggelis Fragiadakis

 

» 4 Comments

Garip Olanlar

Senin garip hayallerin oldu mu?  Hani olmaz dediklerinden.

Senin garip arzu ettiklerin oldu mu? Hani ‘ya bir git’ dediklerinden.

Senin garip ulaşmak istediğin şehirlerin oldu mu? Hani ‘nerde?’ dediklerinden.

 

Şimdi benim var. İnanmıyorlar. Olacağını ummuyorlar.

Ne garip ben inanıyorum…

 

Fotoğraf: Vaggelis Fragiadakis

 

» 2 Comments

Ne Garip Bir Şeysin

Ne garip bir şeysin sen ey Kalp. Canımı sıkıyorsun sürekli. Bir ordasın bir burada.

Durulmak nedir bilmez misin? Pencereni açana doğmak zorunda mısın? Yağmur yağıyor otur pencereden izle dışarıdaki hayatı. Yok, efendim dalacak bizim bu Kalp yağmura.

Bir gülene on gönül verecek. Susana konuşacak, ağlayana gülecek. Ne garip bir şeysin ey Kalp? Artık sus!

 

Fotoğraf: Vaggelis Fragiadakis

 

» No Comments

Mandalina Kokusu

Onun maillerini okumak neden bu kadar güzel olur ki?

 

‘’Ne zaman mandalina kokusu duysam aklıma ilkokul zamanları gelir. Aylardan Ekim-Kasım, başlamıştır ilk mandalinalar evleri şereflendirmeye. Anneler sıkı sıkı tembihleyip koyarlar beslenme çantalarına. Bunlar mutlaka bitecek. Hele bir de seviyorsan mandalinayı zaten can atarsın yemek için. Avucunda sıkı sıkı tutar sınıf kapısının kenarında duran çöp kutusuna yüzünü döner ceza almışçasına sırtını sınıfa dönersin. Öğretmiştir çünkü annen baban başkasının gözü önünde yenmez diye. E annende tembihlemiştir bitecek bunlar akşama kadar diye. Paylaşsan kimseye yetmez. Sınıfı bir mandalina kokusu kaplar, sonra o koku burnundan zihnine girer ve oturur orada taaa kii bir Kasım günü mandalina yiyen bir çocuğu gördüğünde hatırlatana kadar kendini.’’

 

» No Comments

Bilmem

 

Cebimde arıyorum gülüşlerimi, düşürmüşüm.

İstanbul özlenmez mi dedi. Özlenir, valla özlenir.

 

Rüzgârlar utanıyormuş şimdi, karda dağıtmış kendini yollara.

Düşüme girdi bir karabasan uyutmuyor, tavana tırmanıp oyun istiyor benden.

Ben ise… Ben ise…

Aman, aman yar…

Ne yazındın? Bilmem.

 

» No Comments

Manada Sen

 

 

Özledim işte.

Yağmurun bir anda toprağa düşmesi gibi,

Gökyüzünün renkten renge girmesi gibi.

Özledim. Taa şuradan, kalbimin ortasından. Ortasında sen, senin içinde yine ben…

Senden çıkıp, bana gelesiye kadar bütün yollarda. İzlediğim her surette. İdrak ettiğim her manada.

 

Yol uzun, anlam katı. Bulamadıklarımla sen, bulduklarımla ben. O kadar kayboluyoruz ki evrende… Edepten mana çıkıyor, mana da sen. Karanlıktan, kayboluş çıkıyor. Kayboluşta ben. Anladım ben; edepte mana buluyorum, mana da seni.

 

Kalbim diyorum bir buğday tanesi.

Buğdayın özlediği gibi yağmuru,

Kalbim diyorum, bir dua.

Dua’nın özlediği gibi avuçları.

Öyle bir şey işte.

Ben işte, özlüyorum.

Özlem benimle, senden kaçmış bir manada.

 

 

» No Comments

Kalbim Firari

İstanbul geceleri…

Peltek dilli bir çocuğun hangi rüyasına saklandın?

Kurumuş bir uzaklıktan ne fayda var ki bu uzaklığı uzatıyorsun?

Görmüyor musun sızlıyor sol yanım.

 

Avuçlarımda ki dua,

Söylenmeyen sözüm,

Görüyor musun kalbim firari…

 

Fotoğraf: norah-m

» No Comments

Dünya Meşakkatli Bir Yoldu

 

‘Dünya batıp giden bir aydınlıktı. Geçiveren bir gölge, yıkılıveren bir direkti. Dünya meşakkatli bir yoldu. Görünüşü ise hoştu. Bu yüzden insanı helak ediyordu.’

 

Mustafa Ulusoy – Nietzsche ve Babaannem kitabından…

 

» No Comments