Yeni bir dönem başladı Yasemin.
Hem de eskiyi yeniden çıkarmış bir dönemdi bu. Bastığım zemin bile farklıydı. Biliyordum kadın cesurdu erkek den. Yaşamakta da, kaybetmekte de cesurdu biliyorum. Öyle görmüştüm, öyle öğrenmiştim öyle yaşamıştım. Annemin çeyiz sandığına saklamıştım ben korkularımı. Arsızlığımı, haylazlığımı birde cesaretimi alıp çıkmıştım yola. 18 yaşımı geçmiştim, tekrar o yaşta olmak istemeyerek. Hep bir dengesizlikle yaşadım. Aşk gibi. Aşk da dengesizlik değil miydi?
Bir gece, oradan buradan konuşurken, susmakla konuşmak arasında fısıldadığın ama içimde çığlık olan o sözler, aynamı parçaladı… Gece uzadı, ben gece de küçüldüm.
O sözlerin, parçayı daha da parça yaptı.
‘‘herkesin içi rahat olsun diye gidiyorum demişsin, herkes rahatsız oldu gidişinden. Sevdiğin adamın gülüşlerini seviyordun, sendin o bilmiyordun… Bütün gülüşler sana aitti, attığı kahkahanın rotaları bile aynı seninle aynıydı…
Gittin sağır ve dilsiz bir tebessümle…
Peki, gülüşlerini nereye sakladın?’’
Bilseydim Yasemin, ah bilseydim. Geriye notası kırık bir gülüş kalacağını onu da kırardım. Sele verirdim, rüzgârda savururdum küllerini.
Evet, bendim, o sevdiğim adamın gülüşlerini seven,
Evet, bendim, gülüşü ile yedi bahar yaşayan…
Ama geçti,
Ama bitti,
Bak bu iç çekişlerim ondan yadigâr…
Bilseydim Yasemin, geriye notası kırık bir gülüş kalacağını…
Ama şimdi tebessümü bile paramparça kavanozda…









