Mayıs gelmiş, Begonvil çiçekleri ile.
Etraf da ‘2009 Begonvil Mayıs modası’
Derim ki kaçırmayın bu sene ki Mayıs modasını. Mor çiçeklerin arasında, inci gibi çıkan sarı küçük çiçekler; insana haylaz kız çocuklarını hatırlatıyor sanki. Evlerin giriş kapılarından öyle bir dökülüyorlar ki dersiniz çok ünlü bir kadın, saçlarını sallıyor. Öyle havalı.
Çiçekçilerde ki beyaz Zambaklara ne demeli ya, ‘ben hazırım hani damat nerde?’ der gibi. Sonra canlanan Karanfiller ‘pek bir Çingeneler’ bu ay.
Yollarda ki Leylaklara daha bir dikkatli bakın, aşk gibi diri ve çoğullar.
Birde sahneye yeni gösterime çıkan Manolyalar var ki sanki 2009’un en iddialıları.
Diyorum ya Mayıs’ın modası çok iddialı o kadar ki,
Durup bakan gözlerini alamayacak,
Alan gönlünü coşturmadan duramayacak:)
Diyor ki Mayıs ‘sepetleri hazırlayın gidelim pikniğe’

Çocuğun biri bağırıyor sesinin cılızlığına aldırmadan
‘Kaç yıl oldu saymadım köyden göçeli, Mevsimler geldi geçti görüşmeyeli, Hiç haber göndermedin o günden beri, Yoksa bana küstün mü, unuttun mu beni? Dün yine seni andım, gözlerim doldu O tatlı günlerimiz bir anı oldu. Ayrılık geldi başa, katlanmak gerek. Seni çok çok özledim arkadaşım eşşek’
En çok Lale’ler üzerinde sörf yapan ‘uğur böceklerini’ özledim, utangaç çilli kırmızısı ile. Parmağımın üstünde gezinirken bir dilek daha dilesem kabul eder mi Rahman’ım böcek vasıtası ile? Bol, bol Papatya toplayacağım, sabahları kahvaltı yaparken iyi bir kalkan olur asık suratlı insanlara karşı. Sonra ayak yalın yürüyeceğim toprakta, karıncalarla yarışırken adım, adım, ayaklarımın gıdıklanmasına aldırmadan.
Hani Ocak kızıyım ya,
—taa sene başında -21 Ocakta- kalbim yeni yaşımda küt, küt atarken tutmuştum dileğimi ‘ilim, ilim’ demiştim kabul etmişti Yaradan, tutmuştu annemin çaldığı yoğurtlar gibi dileğim.
Şimdi de ‘aşk, aşk’ diliyorum Mayıs ayında…
Mutfakta çilekleri görünce aklıma Nilüfer geldi. Nilüfer’in babası bahçesinde çilek yetiştirirdi biz çocukken. Tek onlarda çilek var diye hepimiz o bahçeye saldırırdık, karpuzdan sonra ilk kez bir meyvenin sürünerek yetiştiğini görmüştüm. Nilüfer’in babası zavallı meyveyi korumak için çit yapmıştı çilek etrafına, avucumuzu yalamıştık. Bizde Nilüfer’i kovalardık bize çilek getirsin diye. Getirmezdi. Şimdi büyümüş Nilüfer kocaman kız olmuş, üniversiteye bile gidermiş. Artık ne bahçede çilekleri nede Nilüfergil var. Arada o evin önünden geçerken, acaba hala Nilüfer’in babası çilek yetiştirir mi diye düşünüyorum.

Ortaokula giderken evimizde bir sürü kikirdek Şebboylar vardı. Nasılda güzel, nasılda alımlı olurlardı. İki kız kardeş kiraz gibi olunca koparır küpe yapardık. Akşam babam eve gelince, önce kızar sonrada kulağımızı çekerek ‘alın size daha kırmızı küpeler, çiçeklere zarar verilir mi hiç? Ben sizin kolunuzu koparsam acımaz mı canınız’ derdi. Anlamazdık, yine yapardık kikirdeyerek. Şimdi şu satırları okuduktan sonra;
‘Sadece insanı değil tabii çevrenize de ihtimam gösteriniz. Biliniz ki tabiatla da aynı dine mensupsunuz. Onlar şuursuz din kardeşlerinizdir. Bir ağacı keserek kıyamına, gereksiz yere zararsız bir hayvanı telef ederek rükûuna, bir bardak suyu israf ederek secdesine engel olmayınız. Doğal çevre Allah’ın size emanetidir, ona ihanet etmeyiniz.’
Anladım. İnsan büyüyünce mi anlıyor her şeyi? Keşke yeniden kikirdek Şebboylarımız olsa da öyle dursa izlesem gözüm gönlüm açılsa, söz veriyorum bu sefer koparmayacağım küpelerini:)
Not: Biri varmış, mail atarmış bana sade, sade güzel, güzel. En son mail’inde dermiş ki ‘Nisan’da bitti, baharda. Ne yazacaksın artık?’
Bende dermişim ki; ‘surette bahar bitince manada bahar yaşamaz mı? Nisan bitince Mayıs gelir oda bitsin Haziran var, yeter ki gönlünde ki bahar bitmesin a cancağızım
Hem yaz da kış da sonbahar da, içinde bahar barındırır. Bahar öyle bir şey ki, aynı yaramaz kızlar gibi oynayacak bir şey bulsun hemen dalar oyun alanına… Yaz da güneş var, Sonbahar da yapraklar, Kış dada kar var. Yetmez mi?
(Mavi ile yazılan paragraf Mustafa İslamoğlu’nun Tavsiyeler I-II adlı kitabından…)









Mayıs 4th, 2009 at 22:43
ne çok özlemişim senin bu yazılarını pinpiriklim…
baharın kokusu ulaşıyor sayfandan odalara…ellerine,emeğine sağlık…
kocaman sevgiler
Mayıs 14th, 2009 at 16:56
Benimde içimden taşıyor çok mu AyşeNurum:)))