Sıcaktı… Bu kelime aslında on cümleye bedeldi. Susadıydım. Dudağımda oruç izleri… Aklımda nar sevdası. Kaç dakika da biter planı…
Sesim kısılmış, ‘anladım senin canın sıkkın’ diyen babamın sesi, ‘nerden çıkardın?’ soruma ‘sesinden’ cevabı.
‘Dost sohbetleri… Dost sohbetleri…’
Aradığım kitap. Hediye edilmeyi bekleyen kitap, dostluk haneme dost kazandıracak kitap…
Kapıdan içeri girdim. Dışarının harareti kapı dışarı. Girerken dış görünüşe bakıp göz eğdiğim kitapçı. Anladım ben hala dış görünüşe aldanıp, nefsine arada ayak uyduranlardandım. Burnuma hoş geldin diyen Gül kokusu, Nisan yağmuru, toprak, Misvak, Nergis kokusu…
Sen hiç rüya ile gerçek arası yolculuğunda bu kokuları duyumsadın mı?
Girişteki Medine hurmalarını bile göremedim hoş kokunun sedasından. Sahi biz mübarek Ramazan’da idik değil mi?
Ramazan; hurma kokardı, Medine, cennet kokardı.
Ramazan; ikram kokardı.
Ramazan; umut kokardı.
Verdiğim sözleri, yetişmesi gereken evrakları, dışarıdaki harareti, hediye edilmeyi bekleyen kitabı, babamı, gülen adamı, çalan telefonumu… Unuttum… Evet, evet hepsini unuttum işte. Bütün suç gülde, gül kokusunda.
Bak, bak sağ tarafta çocuk kitaplarının önünde tespihler…
Konya’dan mı kapıp getirdiniz? Teyzeme hediye ettiğim tespihlerin kopyasını mı çıkardınız?
Anladım siz bunları gönlünüzden getirttirdiniz… Anladın mı işte orda, oyun parkında, kum havuzunda tespihler…
Koridorda ilerliyorum. Toplasan on adım. Ama neden bana upuzun geldi birden? İncik boncukları da gördüm. Kız çocukları için şıngır mıngır bileklikleri de.
‘kitapçıda da olur mu böyle şeyler?’
‘minik kızların kalbini nasıl kazanacağız?’ dedi gülen bir ses.
Beni de kandırın hadi, bende kız çocuğuyum ama.
Şimdi verse de o gülen ses koluma taksam. Ama olmaz ki minik kız çocuğuna karşın benim kolum kalın ki. Büyüdüm mü? Hayır, büyümedim ben, sadece kemiklerim kalın.
Karşı da seccadeler, bak bak bütün raflarda dinlenmedeler. Mis kokuyor. Baksana ipek gibi. Daha yeni annemin gelin sandığından çıkmış gibiler. Bak yeşil seccade nasılda al beni der gibi bakıyor. Sence hangi başörtüsünü tutturamamış kız çocuğu dua öğreniyor üstünde?
Arkaya saklamış kitapları bu nur yüzlü dede. Cin gibi mi? Hayır değil, sende deme. Dilin lal olur o yumuşak nur yüzlü yüzüne. Belki de kalbinin sesini dinleyene açılıyordur bu kapı. Hani azaldı ya kalp sesini duyan. Belki de gerçeğini arayana… Hani gerçeklerimizi unuttuk ya.
Bilmem ki…
Kitap kokusunu duyumsadın mı? Gül kokusu buradan geliyormuş bak. Çözdün mü? Ama nereden? Bulamadım hangi kitaba saklandığını. O dede güzel şeyler anlatıyor. Evet, evet bölmüş yüreğini paylaştırıyor. Edep diyor edep… Susuyorum. Gül kokusu… Bileklikler… Gizli bölmedeki kitaplar… Hurmalar…
Edep diyor edep…
‘kızıma pahalı kitap verme, indirim yap Ali hoca’ diyor babam.
Gülüyor Ali dede.
‘isterse iki kat versin fiyatı bu sohbete, bu gülen yüze yine gelirim’ diyorum.
Birde bu gül kokusuna diyemiyorum.
Çıkmasak buradan diyor kalbim. Kalsak. Gül koksa içimiz. Gülü koklasa kalbimiz. Yol boyunca gül kokusu ellerimi okşadı. Acaba diyorum, o dedenin her yüreğini bölüşünde mi etrafa yayılıyordu o gül kokusu?
Bilmiyordum. Her şeyi de bilmeyivereydim…
___
Fotoğraflar; Alıntı.










Ağustos 26th, 2009 at 15:50
emin ol yürekten geliyor o gül kokusu nur yüzden yayılan bir koku
Eylül 3rd, 2009 at 14:19
Eminim zaten Esra’m:)