Ağır Gölgeli Kız
İçimin Derin Sızısına,
Neyi bildim ki bunu bileyim diyorum sık, sık. Ben kapıdan çıkarken, düşlerim kapı arkasında kalıyor hep. Ve geri dönmek istediğimde kilit sesleri kulağımı tırmalıyor.
Düşünüyorum,
Bildiğim, söylemekten zevk aldığım şarkıları, (hani her kızın yaptığı eline tarağı alıp aynanın karşısında artistlik yaparken söylenen şarkılar ben yapmadım ama hayalim sık, sık yapar)
Unutmuşum, yâda onlar küsmüş bana.
Hatırladıkça mutlu eden öykülerim, yok oluşlardan bir kılıf seçmişler kendilerine.
O gözlerimde ki balonlu kız, hangi adrese taşındı ki?
Annemin bana ‘yasakladığı düşler’ kendisine de mi yasaktı acaba? Dönüp bakıyorum gözlerine, söylesene kocan, çocukların dışında hiç düşün oldu mu? Koca bir boşluk… Sağır bir sessizlik… O boşlukta içimde bir şeyler parçalanıyor.
Dilim kekeme olsaydı, belki sana bir şeyler anlatabilirdim. Ama bu sefer kekemelik kalbime düştü. Bütün harfler kaçak.
Bunun tarifi yok galiba. İçin, için parçalanan bir şeyleri anlatmak o kadar zor ki. Kelimeler bile utanıyor anlatamamaktan. An, an yok olan zamanların hesabını kime sormalı ki? Yaşanan her şey bu kadar sıcakken, bir yağmur sonrası yabancılık? Üşüyorum biraz galiba…
‘’İçim acıyor Ne demeli ki şimdi içime?
Acılar, Olgunlaşmak, Öğrenmek, Büyümek için mi deniliyordu?
Yine kendimi kandırmışım, Yeniden başlarım, Tutunurum sanmışım hayata,
Uyandım sanmışım, Yanılmışım. Hep ayni yerdeyim. Nefes alabilirken tek mümkün olunan haliyle, Hiçlikteyim iste.’’
Sürekli aynı şeyi yapıyorum son günlerde. Yüzüğümün dairesinden gökyüzüne bakıp, dünyanın ne kadar küçük ve benin ne kadar büyük olduğunu düşünüyorum? Haritamda kaybolmuş, silinmiş ülkeyi arıyorum sürekli. Parmağımı koysam ve takip etsem kalbimle yeniden bulur muyum o ülkeyi? Bulduğumda o eski benle karşılaşamamaktan öyle çok korkuyorum ki.
İçimin incinmişliği…
Acaba kollarımı kızartan o incir ağacı hala yerinde midir?
Sulamayı unuttuğum çiçekler, ezberlerimde tozlanmış şiirler. Hangi yüzle bakarım onlara. Heves edip ezberlediğim çiçek isimleri arada rüyama girip unutulmuşluklarını yüzüme vuruyorlar. Kızarıyorum…
‘’kendimi aramaya gidiyorum, az sonra gelirim’’ levhası asıyorum sık, sık kalbime. Hayatı izliyorum uzun yağmursuz günlerde. Hani şu kafamı sağıma çevirdiğimde uzun boşluğu gördüğümde en çokta,
Bir tiyatro sahnesi,
En arka koltukta en yalnız gölgeli kız ben,
Bir film şeridi gibi izliyorum hayatıma değenleri, değip geçenleri.
Perde kapanacak, annemin kokusunu taşıyan patlamış mısırlar bitecek,
Ve ben kalkacağım koltuktan daha çok özleyerek, daha çok susarak.
Ve gölgemin ağırlığını daha çok hissederek…
Kayboluştan…






Kasım 10th, 2008 at 23:25
tek kelimeyle muhtesem bir yazi olmus.
Kasım 10th, 2008 at 23:58
yalnızlık en arkadaki koltukta
seyrederken hayatı
kendin den korkmamaktır….
kormak hem yaşamak hem savaşmak gibir….
kendine iyi davran
Kasım 11th, 2008 at 00:52
kendimi aramaya gidiyorum
Sevdim bunu (:
Bi ara bende kendimi arasam mı ne (:
Kasım 11th, 2008 at 18:58
uzun zaman oldu yaa
ama hala tüm yazıların çok güzel…
kalemine sağlık arkadaşım…
sevgilerimle…