Uykumun Rüyası,
Uykumun içinden geçen hayatların hiçbir rüya tabir kitaplarında bulamıyorum anlamını, parmaklarım kırgın karşılıyor doğan güneşi. Gözlerim çoktandır küskün sabahlara. Anla işte uzun süredir ne tadım var nede tuzum. Dalgınlığım kitap arasında hep. Çoktandır beni anlatan kitaplarda okumuyorum, Kitap adları zaten kayıp. Maskemi indiriyorum. Birazda küskünüm galiba…
Çantamda unuttuğum şekerler, günlük arasında saklanan kurabiyeler. (Annem hep kurabiye sevdiğimi bildiği halde hiç kurabiye yapmadı bana.) sayfalarıma çizilmiş gökkuşakları, telefonlarda unutulmuş dostlar. Karışığım yine hem de karmakarışık. Gül suyu kokan pencerelerden sarkıp kimsenin beni umursamadığını söylüyorum kedilere. Peçeteden gemi yapmayı hiç beceremedim ben. Yorgunum galiba. Elimi alnıma koyarken anladım.
Anneme söylesem rahmine alır mı beni?
Kimse bilmiyor ben en çok Nazım Hikmeti sevdim. ‘’ Gözlerine bakarken; güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma, bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum…’’ diyen Nazım’ı soluyorum bugünlerde. Susuyorum kelime, kelime büyüyor içimde. Artık bilmeceleri de bilemez oldum. Çengel bulmacalar gördüğü yerde benden kaçıyorlar. Yaşlı bir kadınım artık cümleleri gelip dudağıma deyiyor. Dalga geçiyorum kendimle. Görende hayatta sürünmüşsün sanacak diyorum. Susuyorum.
Yok, yok ben artık yaşlı bir kadınım, ellerimde utangaç kırışıklıklar. Ruhumda çatlaklıklar… Gülüyorum, çantamı koluma takıp huzur evine de yerleşirim artık ben.
Unutulan Yerden…









