Neler Geçip Gidiyor

‘Neler geçip gidiyor.’ dedirttiriyor şu zaman insana. Zaman mı sadece? Rüzgârla dağılmış saçlar, yolunu kaybetmiş kaşlar, unutmayı bile unutmuş dudaklar…

‘Neler geçip gidiyor’ dedirttiriyor şu akıp giden zaman.

Aynalar şahit, ten öğretmen.  Her gün geçtiğin mekânlar yabancı. Çocukluk uzak.

‘Vay be’ dedirtip geçtiriyor işte zaman.

 

Fotoğraf: Vaggelis Fragiadakis

 

» 4 Comments

Garip Olanlar

Senin garip hayallerin oldu mu?  Hani olmaz dediklerinden.

Senin garip arzu ettiklerin oldu mu? Hani ‘ya bir git’ dediklerinden.

Senin garip ulaşmak istediğin şehirlerin oldu mu? Hani ‘nerde?’ dediklerinden.

 

Şimdi benim var. İnanmıyorlar. Olacağını ummuyorlar.

Ne garip ben inanıyorum…

 

Fotoğraf: Vaggelis Fragiadakis

 

» 2 Comments

Ne Garip Bir Şeysin

Ne garip bir şeysin sen ey Kalp. Canımı sıkıyorsun sürekli. Bir ordasın bir burada.

Durulmak nedir bilmez misin? Pencereni açana doğmak zorunda mısın? Yağmur yağıyor otur pencereden izle dışarıdaki hayatı. Yok, efendim dalacak bizim bu Kalp yağmura.

Bir gülene on gönül verecek. Susana konuşacak, ağlayana gülecek. Ne garip bir şeysin ey Kalp? Artık sus!

 

Fotoğraf: Vaggelis Fragiadakis

 

» No Comments

Mandalina Kokusu

Onun maillerini okumak neden bu kadar güzel olur ki?

 

‘’Ne zaman mandalina kokusu duysam aklıma ilkokul zamanları gelir. Aylardan Ekim-Kasım, başlamıştır ilk mandalinalar evleri şereflendirmeye. Anneler sıkı sıkı tembihleyip koyarlar beslenme çantalarına. Bunlar mutlaka bitecek. Hele bir de seviyorsan mandalinayı zaten can atarsın yemek için. Avucunda sıkı sıkı tutar sınıf kapısının kenarında duran çöp kutusuna yüzünü döner ceza almışçasına sırtını sınıfa dönersin. Öğretmiştir çünkü annen baban başkasının gözü önünde yenmez diye. E annende tembihlemiştir bitecek bunlar akşama kadar diye. Paylaşsan kimseye yetmez. Sınıfı bir mandalina kokusu kaplar, sonra o koku burnundan zihnine girer ve oturur orada taaa kii bir Kasım günü mandalina yiyen bir çocuğu gördüğünde hatırlatana kadar kendini.’’

 

» No Comments

Bilmem

 

Cebimde arıyorum gülüşlerimi, düşürmüşüm.

İstanbul özlenmez mi dedi. Özlenir, valla özlenir.

 

Rüzgârlar utanıyormuş şimdi, karda dağıtmış kendini yollara.

Düşüme girdi bir karabasan uyutmuyor, tavana tırmanıp oyun istiyor benden.

Ben ise… Ben ise…

Aman, aman yar…

Ne yazındın? Bilmem.

 

» No Comments

Sevgili Dost

Sevgili Dost,

 

Gece uzundu, dökülmek, serpilmek, güzelleşmek iyi geldi.

Yorgundum dinlendim. Dalgalıydım biraz duruldum. Soruluydum biraz cevaplandım.

Bazen insan sustuğu kadar konuşmak istiyor, uyuduğu kadar uyanmak,

Sevdiği kadar sevilmek. Çoğu zaman bulamadığını biliyorum ama yinede umudunu bırakmıyor insan. Ne garip şu insanoğlu!

 

İrademi kaybetmişim, kimliğimi, kişiliğimi, benliğimi. Ve en çok da o saf tebessümlerimi. Çok şeyimi kaybettiğimi bu hafta daha iyi anlıyorum. Her yaşadığım olumsuzluk da biraz daha bir parçam gitmiş. Gitmiş gitmesine de bende gitmesine izin vermişim. Bende haksızım, bende hatalıyım. Şu günlerde bir baktım çöl ortasında çöl gibiyim. Çöl evet, evet resmen çöl.

 

Aynaya bakmayı unutur mu insan?

Ya kendine? Ya aklına?

Unutuyormuş be dost, insan kendini unutuyormuş. İnsan insanlığını unutuyormuş. Bilincini, hayatını unutuyormuş.

 

Bazen ben dünyadan o kadar soyutlanıyorum ki, kendimi unuttuğumu bile unutuyorum. Ne kötü! Hadi insanlar sana haksızlık yapıyor, canını acıtıyor, kırıyor, sen olduğunu unuturken sen niye bunları sana yapıyorsun ki?

Yoksa sende sana herkes misin?

Yoksa sende sana herkes gibi yabancı mısın?

 

Dondum! Hayır, hayır bu kadar yabancı sıradan biri olamazdım kendime. Bu kadar uzak. O gece daha idrak ettim dost. Ben kendime yabancıymışım. Unutmuşum kendimi. Uzak düşmüşüm kalbime ve aklıma. Üzüldüm sonra, kendim dışında herkesin bende oluşuna. Ağladım o bende ben olmayışına.

 

Düzelmeliyim artık! Aynalara daha yakın olmalıyım, içime daha dost. Bu yüzdenmiş demek bu kadar mutsuzluğum. Bu aslında kalbim ve aklımın bana ‘bizi unuttun’ isyanıymış. Yeniden kendime dost olmalıyım. Bu kadar kaybettiğim zamana yazık. Hangi hastane odasında iyileştirmeliyim ki şimdi kaybettiğim o zamanı? Öldü gitti bir kere, telafisi yok.

 

Şimdi kefenleyip, toprağa gömmeli. Mezar taşına ‘yaşandı bitti, yaşanması gerekiyordu demek ki. Elbette hikmetleri vardır zamanla görülecek. Ruhuna unutulmuş tebessümler…’

 

Şimdi yeni sayfa açıyorum, daha farkında olarak. Karar verdim kalbime ve aklıma yeni bir ‘ben’e gebe kalmaya… Belki dokuz ay sancılı sürecek, doğumda ağrılı belki. Ama o çocuk bu bana iyi ben olacak…

 

Fotoğraflar: Fotoğraf: norah-m

 

 

 

» No Comments

Manada Sen

 

 

Özledim işte.

Yağmurun bir anda toprağa düşmesi gibi,

Gökyüzünün renkten renge girmesi gibi.

Özledim. Taa şuradan, kalbimin ortasından. Ortasında sen, senin içinde yine ben…

Senden çıkıp, bana gelesiye kadar bütün yollarda. İzlediğim her surette. İdrak ettiğim her manada.

 

Yol uzun, anlam katı. Bulamadıklarımla sen, bulduklarımla ben. O kadar kayboluyoruz ki evrende… Edepten mana çıkıyor, mana da sen. Karanlıktan, kayboluş çıkıyor. Kayboluşta ben. Anladım ben; edepte mana buluyorum, mana da seni.

 

Kalbim diyorum bir buğday tanesi.

Buğdayın özlediği gibi yağmuru,

Kalbim diyorum, bir dua.

Dua’nın özlediği gibi avuçları.

Öyle bir şey işte.

Ben işte, özlüyorum.

Özlem benimle, senden kaçmış bir manada.

 

 

» No Comments

Kalbim Firari

İstanbul geceleri…

Peltek dilli bir çocuğun hangi rüyasına saklandın?

Kurumuş bir uzaklıktan ne fayda var ki bu uzaklığı uzatıyorsun?

Görmüyor musun sızlıyor sol yanım.

 

Avuçlarımda ki dua,

Söylenmeyen sözüm,

Görüyor musun kalbim firari…

 

Fotoğraf: norah-m

» No Comments

Dünya Meşakkatli Bir Yoldu

 

‘Dünya batıp giden bir aydınlıktı. Geçiveren bir gölge, yıkılıveren bir direkti. Dünya meşakkatli bir yoldu. Görünüşü ise hoştu. Bu yüzden insanı helak ediyordu.’

 

Mustafa Ulusoy – Nietzsche ve Babaannem kitabından…

 

» No Comments

Haddi Aşmak

 

O gün Neslihan hoca ne güzel dedi: ‘Aşk haddi aşmamak demektir. Züleyha nefsi ile Yusuf as’a sahip olamadı, ne zaman gerçek, hakiki aşkı öğrendi o zaman kavuştu Züleyha Yusuf’a…’’

 

Ne kötü âşıktım da aşmıştım haddimi. Edepsizlik çukurunda boğulmuştum.

Daha kendimi tanımazken, başkasını tanıdığım gafletine düşmüştüm.

 

» No Comments