Mahyalar Ramazan’ı anlatır,
Aylardan Eylül, üşümemin sebebi Sonbaharın gelmesinden mi?
Kapıları tıklatan misafir Güz mü?
Mevsimlerden Nar mevsimi… Bak etrafına Nar’lar sanki bir kandil.
‘bütün yalanlardan daha çok sevdim seni’ diyor Nev.
Ben ise seni suskunluğum kadar sevemedim.
Aslında sandığım kadar da sevmemişim seni.
Ben seni sevmemişim ki.
Gerçekten.

Ramazan sebebiyle mi camilerin ışıkları bu kadar güzel?
Artık, sabaha karşı, havlayan köpek sesinden ürkmeyişim; aslında zikir yaptıklarını öğrenişimden midir?
Bilmediklerimizden mi bu kadar çok korkuşumuz?
Herkes isminin anlamından nasiplenirmiş. Nasibimin anlamını anladığımdan mı bu suskunluk?
Boşuna iyilerin adını koymazlar bebeklere. Ona çeksin diye.
Canının çok yanmasından mı her akşam, iftardan sonra, bir köşeye çekilip uzun uzun türkülerde uzaklara daldırıyor gözlerini annem?
Türküler acılardan meydana gelen sözler dizesiydi değil mi?
‘kemiksiz dilden çıkan kelimenin bir daha mümkünü yok ki geri gelsin’ cümlesini artık yaşayışımdan mı bu kadar karanlığım?
Bundan mı âlimler hep kör sessizlikte olur?
Bu yazar… Bu yazar çok sevildiğinden mi bu kadar güzel anlatışı aşkı?
‘Bir yanardağ gibi dağıldı sözünün alevleri, sen nasıl aşksın, dedi. Bir aşkı tartarsa ancak aşk tartar. Akıl aşka denge değildir. Karanlıksam karanlığımı, bulanıksam bulanıklığımı kabul etmezsen nasıl aşksın, diye yineledi. Sustum. O susmadı. Bana aşksan aşk gibi gel, dedi. Aşkın pazarında, kendisinden başka hiçbir ölçünün geçerli olmadığını bilmiyorsun ve aşkın erliğine soyunmuşsun…’
__
Fotoğraf; Beata