İşte Geldi Eylül
Öyle işte…
Her şey geçiyor ve geriye sen, bir de hayat kalıyor. Doldurup çantana; sevinçleri, kırgınlıkları, umutları, Sezen Aksu şarkılarını, gizli aşkları, planları, sırları… Çekip gidiyorsun. O farkında olmadığın kaba, ağır, umursamaz yürüyüşün ile.
En sevdiğim oyun aslında, hayata yeniden başlama oyunu. Ve ben yeniden başlıyorum…
Her şeyi bırakmak için, kendimi hüzün içinde boğmak için, sarhoş olup sokaklarda dağılmak için, depresyona girip ilaç bağımlısı olmak için çok bahanem var aslında. Ama yeni çiçek veren pembe akasya çiçeğim buna izin vermiyor… İyi ki vermiyor. Çünkü hayatı sıkı sıkı tuttukça ellerim büyüyor ve Gökhan’ın fısıldadığı gibi ‘ellerimin büyümesi lazım’ bavulumu kendim taşımak için ve çekip gitmek için.
Unutmayacağım hiçbir şeyi. Yaşadığım hiçbir şeyi. Her şey yerli yerinde, olması gerektiği gibi, güzel işte. Bunu düşünmek her zaman rahatlattığı gibi şimdide rahatlatıyor, az biraz acısa da canım. Unutmayacağım… En çok da bu Yaz’ı. Hiç bozmadan, kirletmeden, canlılığını soldurmadan duracak aklımın bir köşesinde bu Yaz. Hüzünlü bakan bir çocuk gibiydi işte. Onu da fotoğraflayıp kayacağım diğerlerinin yanına. Avuçlarımda sızlıyor ve Eylül’de geliyor işte… Yakındır Ekim. Çantama hepsini koyup gideceğim.
İlhan İrem çalıyor ilerde bir yerlerde. Osmaniye’den geçerken dalmıştım bu şarkısına ve lisede Esra çok severdi o yosun gözleriyle…
‘Yemyeşil bir deniz senin gözlerin. Ne bir sandal ne bir ada, Ne bir sahil var boğuluyorum. Gözlerinde menevişler denizde martılar gibi. Bakışların köpük köpük. Sonsuzluğu sonsuzluğu sonsuzluğu anlatır gibi.’
İşte geldi Eylül… Yakındır hemen kıskanıp gelir Ekim’de. Bende koyarım çantama ‘beni’ giderim İstanbul’a.
‘Hep sevilebileceğimizi ve sevebileceğimiz birinin birden çıkıp gelebileceğini, yine yeni yeniden başlayabileceğimizi gördük…’ diyordu İclal Aydın son kitabın arkasında…
Anla işte ben yine aklımdan geçen kelime bulutunun içinde boğulup, hiçbir cümleye tutunamıyorum. ‘Her ş
Fotoğraflar; Alıntı.














