Kaçtım İşte

Kaçtım

bu şehirden,
Gözlerine dokunmak içindi bütün çabam.
Arkamda sam yeli taşırdım 

Öznesini içine saklamış,

Birinci tekil şahısta kişiliğini kaybetmiş bir cümleydim.

 ‘seni’ çıkardım serdim bütün çamurdan evlerin damlarına.

Güneş vurduğundan beri kirpiklerime,

 

Birinci tekil şahıstan kurtulup

‘biz’ şahsına büründüm şimdi.

 

Şimdi yine kaçtım bu şehirden

Parmak uçlarına dokunmak için yine bütün çabam.

Arkamda bahar sevinci bulaştı saçlarıma.

***
Fotoğraf: andy phe

» 6 Comments

Bir Mektup

Yeni bir dönem başladı Yasemin.

Hem de eskiyi yeniden çıkarmış bir dönemdi bu. Bastığım zemin bile farklıydı. Biliyordum kadın cesurdu erkek den. Yaşamakta da, kaybetmekte de cesurdu biliyorum. Öyle görmüştüm, öyle öğrenmiştim öyle yaşamıştım. Annemin çeyiz sandığına saklamıştım ben korkularımı. Arsızlığımı, haylazlığımı birde cesaretimi alıp çıkmıştım yola. 18 yaşımı geçmiştim, tekrar o yaşta olmak istemeyerek. Hep bir dengesizlikle yaşadım. Aşk gibi. Aşk da dengesizlik değil miydi?

 

Bir gece, oradan buradan konuşurken, susmakla konuşmak arasında fısıldadığın ama içimde çığlık olan o sözler, aynamı parçaladı… Gece uzadı, ben gece de küçüldüm.

O sözlerin, parçayı daha da parça yaptı.

 

‘‘herkesin içi rahat olsun diye gidiyorum demişsin, herkes rahatsız oldu gidişinden. Sevdiğin adamın gülüşlerini seviyordun, sendin o bilmiyordun… Bütün gülüşler sana aitti, attığı kahkahanın rotaları bile aynı seninle aynıydı…

Gittin sağır ve dilsiz bir tebessümle…

Peki, gülüşlerini nereye sakladın?’’

 

Bilseydim Yasemin, ah bilseydim. Geriye notası kırık bir gülüş kalacağını onu da kırardım. Sele verirdim, rüzgârda savururdum küllerini.

Evet, bendim, o sevdiğim adamın gülüşlerini seven,

Evet, bendim, gülüşü ile yedi bahar yaşayan…

Ama geçti,

Ama bitti,

Bak bu iç çekişlerim ondan yadigâr…

 

Bilseydim Yasemin, geriye notası kırık bir gülüş kalacağını…

Ama şimdi tebessümü bile paramparça kavanozda…

 

***
Fotoğraf: Marcin Stawiarz  

 

» No Comments

Düşündüm ki

’50 yaşından sonra daha mı ağırlaşıyor pişmanlıklar?’’ diye sormuş İclal Aydın.

 

Şu ayda,

Güneşin kendini yaramaz bir çocuk gibi saklayıp, saklayıp çıktığı şu günlerde,

Sevdiğim mutfakta,

Mutfak perdesinin karelerinden asmalı sokağı izlerken,

Kendime son günlerde sütsüz kahveler hazırlarken,

Mutfağa suyun kaynama sesi yayılırken,

Kulağımda ‘Nil Karaibrahimgil’in Yalnız Kalpler de Atar’ varken,

Düşündüm…

Pişman mıydım?

Elli yaşında değildim ama

Dilimi ısırıyor muydum?

Yapamadıklarım, göze alamadıklarım, gidemediklerim, söyleyemediklerim,

Şimdiye kara çarşaf gibi seriliyor muydu?

 

Düşündüm,

O sevdiğim mutfakta,

O sevdiğim asmalı sokağı izlerken,

O sevmediğim geçmişimi…

 

Değildim, pişman değildim.

Ama iyi ki de demedim…

» 2 Comments

Aşk Ne ki?

Küçük Hanım’dan,

 

 

 

 

Haklıydın ‘duyguları doğru zamanda dışarı çıkarmak lazım’ derken. Ve ben beceriksiz olduğumu hep kendime kanıtlayarak bu dediğini hiç beceremedim.

Hep dolu, dolu ama zamansız,

Ne yapabilirdim ki, bu bendim.

Zamansızdım ve dolu doluydum.

Daha dünyaya adımımı atmamdan belli olsa gerek,

7 aya yeni girmişken atmışım kendimi dünyaya.

 

Hani demiştin, ‘geçmişin kapanmayan sayfalarına inanmak için çok sebep varken, yarınlar için yeni sayfalar açmak güç geliyor bana. Her yeni gün yerini karanlığa bırakınca günahlarıma gözünüz aydın diyorum, çünkü hala aynı şehirdeyim ve bu şehir bana hissettiklerimi yaşatıyor. Günler geçtikçe (…) bazen sayfalarımı karıştırıyorum ve gerçekten üşüyorum bütün kırılganlığımla yarınlarıma yelken açıyorum.’

 

Hepimiz hem de hepimiz aynıyız. Cam kırıkları deydi mi açık yaraya kaçmak istiyoruz. Kaçılan yerde açık yaraya dokunmuyorlar mı yoksa?

 

Geçmiş geçemeyen.

Geçmiş neden geçmez ki şimdinin sahnesinden?

İnsanın hamuruna ‘unutmak’ eklenmişken, bu eklenmişliğe neden hep inat eder unutmayız ki?

Bilmiyorum. her şeyi bilmek istemediğim gibi.

Aşk… Karmaşık… Karmakarışık.

Sonu gelmez bir iç savaş.

Aşk bir bütünken, bir tam iken, neden en çok acı veren bir parçasını alıp yüreğimizi acıya gebe bırakırız?

O parçayı parçalayıp neden hep bir başka parçasıyla kendimizi aynasında görmek isteriz ki?

Yoksa aşk, bir bütünden çok parça mıdır?

He?

 

Zamansızın…

 

***
Fotoğraf: Marcin Stawiarz  

» 2 Comments

Aslında

Aslında çok şey yazacakken,

 

Hiçbir şey yazamamak ne tuhaf bir durum,

Aslında, içimden geçen her şeyi dillendirip, konuşmak isterken, susmak,

Aslında, aslını sapıtmak isterken, durmak,

Aslında, soru işareti yokken kafamda, sorular sormak,

Aslında, neyin kavgasında, telaşında olduğumu bilirken, bilmez gibi davranmak,

Aslında, oluruna bırakmam gerekirken, bırakmamak,

Aslında, her şeyin yerini bilirken, körlük yapmak,

Aslında, yeni bir kitap almak isterken, kitapçılara girmemek,

Aslında, Nazan Öncel’i dinlemek isterken, dinlememek,

Aslında, yağmura karşı oturup hem dertleşip hem kahve içmek isterken, yapmamak,

Aslında, neyse

Aslında çok özlüyorum

 

***
Fotoğraf: garnet  

 

» 1 Comment

İnsanlar bir anda büyür mü?

İnsanlar bir anda büyür mü?

Büyür mü gerçekten,

Hani, sabah portakal soyarken, kabuklardan bıyık yaparken,

Akşam eve on yaş büyümüş olgunlukta bir kadın gibi girdiğiniz oldu mu?

 

Hani, sabah mızmız bir oğlan çocuğu gibi istediğiniz bir şeyi yaptırmak için ayaklarınızı yere vururken,

Akşam her şeyi kabullenmiş,

Dudaklarına ‘’susmak’’ eylemini yapıştırmış bir şekilde girmek gibi mesela…

 

İnsanlar bir anda büyür mü?

Evet, büyürmüş anladım…

Anlamaktan da öte yaşadım…

 

Hayat, yeni bir oyunu bana öğretirken,

Ben bir basamak yukarıda ki bilmeceyi nasıl çözeceğimi düşünüyorum.

Oysa ben bilmeceleri hiç sevmem…

 

» 1 Comment

Utangaç Uçurtma

 

Kendimi,

Bir tarafı yırtılmış, renkli, utangaç bir uçurtma gibi hissediyorum.

Herhangi bir ağaca takılmış

 

İçimde bir açık hava hapishanesi,

Yukarı bakıyorum lacivert gece,

Yere bakıyorum 18’li çimenler…

 

***
Fotoğraf: HEUREKA!

 

 

 

 

» 1 Comment

Biz Gittik Sizide Bekleriz

 

 

‘‘İzmir’e taşındık’’

’’Şaka yapıyorsun’’

’’Keşke şaka olsa’’

 

**

 

Birileri gider, birileri gelir.

Kahve fallarında güzel niyetler tutulur.

Ama neden gidenin geleceğini bildiğin halde yüreğin burkulur?

 

**

 

Hayatı olduğundan fazla mı büyütüyoruz ne?

Benim mayaladığım hamurlar bile kabarmazken ben bu hayatı neden bu kadar kabartıyorum?

Yok, yok ben adam olmam.

Pizzacının önünde bile kırk tur atıyorum alsam mı almasam mı diye?

Hayatta vermem gereken kararlarda ise hopppp dalış yapıyorum.

Bu ne şimdi?

 

 

 

Neyse;

asman çardaktan lay lay
suyu bardaktan lay lay
bi yol öpüver de gocıman gııız
ilimon yanaktan amaning ilimon yanaktan

 

 

» 2 Comments

Yemek Yapmak Aşktır

 

‘Yemek yapmak sanattır.’

 

Sayın sevimli okuyucu, yukarda üç cümleyi tekrar, tekrar beyninin içinde raks ettir.

Ağır bir cümledir nihayetinde.

Evet sonra dilinin üstünde gezdir, yada demle sonra servis.

Yemek yapmak aşktır,

Yemek yapmak yemekle aşçı arasında cilveleşme,

Öğretmenle öğrenci arasında oyundur

Evet yemek yapmak sanattır…

Ötesi yok o kadar…

 

Ne zor işmiş bu yemek yapmak ya. Önce ince, ince doğrayacaksın, haşlaman gerekenleri yada kızartman gerekenleri önceden ayarlayacaksın. Baharatı, kaynatma aşaması oda yetmedi kaynamadan sonra ki aşama… Yok sulu, ya da susuz, yok üzerinin sosu. Ha oda yetmedi kimi az pişmiş sever, kimi çok pişmiş, az tuzlusu, acılısı, sulusu. Toptan bütün malzemeleri topla yiyecek kişinin önüne koy gitsin Hasbinnallah.

 

 

Yemek kursuna gitmeli,

Misafir ağırlama adabı öğrenmeli,

Yetmedi servis kurallarını öğrenmeli…

 

Ben diyorum ki; şöyle bir köy sofrası sersek de üzerine haşlanmış patates, yoğurt, nane, maydanoz, kırmızı biber, kimyon, az bir şeycik tuz birde yeni pişmiş sıcak ekmek diyorum. Ha ne dersin? Haydin gidiyoruz:)

 

Marta girdik, ardından Nisan. Hem bahar, hem de Kutlu Doğum Haftası geliyor. İçim kıpır, kıpır durdurabilene aşk olsun. Hep aşk olsun için dışı emi:)

 

» 3 Comments

Hani Diyorum

Hani gitsek diyorum,

Zil zurna bahar sarhoşu olup

Zil zurna yağmur sarhoşluğundan çıkıp.

Kaba saba bir yaza girsek,

İnce, ince yeniden âşık olsak…

 


Ayak yalın karıncalarla yarışsak diyorum hani,

Dalgalara inat,

İnadına denizde ıslansak,

Hani diyorum yaz gelse de,

Bilyeler için kavga etsek,

Sonra derme çatmalarda papatya toplasak,

Erikler çıksa, şöyle tuzlayıp banlansak,

 


Hani inadına gelse şu yaz diyorum,

Şafakla birlikte,

Durulmakla birlikte.

Diyorum işte ya…

 

Akşamları millet balkonlara çıksa,

Balkonlar akşamsefası koksa,

Gece yarılar çay bardaklarla kaşık sesleri,

Muhabbet kurabiye,

Dondurma sırası,

Yıldızlar, gece

Hani diyorum yaz gelse,

Biz üstümüzden atsak şu ‘ölü toprağı’ da canlansak

Yaz gelse de, Rahman’ım yaratsa yeniden bin bir çeşit çiçeği,

Gönlümüz yeniden, yeniden coşsa,

Hani diyorum ya işte…

» 3 Comments