Kış Ve Yağmur

 

Ocak çocuğu olduğumdan olsa gerek,

Kestaneyi ve yağmuru bu kadar çok sevişim.

Pencereyi tıklatan yağmur damlaları, sokaktaki parlak hınzırlık ruhumdan bir parça gibi.

 

Sokakların, sokak lambası eşliğinde hınzır bir çocuk gibi ıslanışı insana neden huzur verir ki? Hiçbir müzik, tını yağmurun o ince, işveli sesi gibi güzel olmuyor nedense.

 

’’Sanırsam kitap okumak en güzel kışa yakışıyor.’’

Tabi kışın ayrı güzelliğinin de hakkını vermek gerekir; kestane, mısır ve yağmur.

 

İnsan okudukça ruhunun, dinginliğinin yeni, yeni kapılarını keşfediyor. Dünyaca ünlü bir yemek ustasından farklı ve eşsiz tatların tadına varmak gibi bir şey. Bir kalbin kaç kapısı vardır söylesenize? Kendine has kokusunu taşıyan bir ruha kaç pencereden bakılır?

 

 

((NOT: Odama asık suratla girdiğimde, yatağımın üstünde beklemekten biraz ürkek ve haylice kırgın bir paketin beni beklediğini gördüm. Sol tarafta gönderenin büyük harflerle yazılmış ismi ve sağ tarafta doğum günü kızının ismi yazılıydı. Paketi açmadan önce bu iki ismin neden hep uzaktan birbirlerine baktığını düşündüm. Bazen bazı soruların cevabı yoktur… Doğum günü paketi için teşekkür ederim))

» No Comments

Bugün Benim Doğum Günüm

 

 

Bugün benim annemin dünyasından, dış dünyasına çıktığım gün,

Adımı taşımaya başladığım, adımın anlamına uygun davranmam gerektiğini öğrendiğim gün.

2+1=3 yaşına girdiğim gün.

Ellerimden birçok ipi bıraktığım gün.

 

Bugünden içeri ‘Bismillah’ diyerek adım attığım,

Dün ve öncesine ‘Elhamdülillah’ dediğim gün.

 

Birkaç damla gözyaşı alıp, balların kıskandığı Kevser ırmağını veren’(Mevlana) Rahman’ım,

Bana bu yaşımda (ve diğerlerinde) seni ve senden olanı ver.

Bana senden olan hayrı ver.

 

Bana Beka’yı değil, Baki olanı ver.

 

‘Fani mal beka olur. Çünkü ‘Baki olanı Allah’ın yolunda kullanılan geçici ömür, ölümsüz bir hayata dönüşür.

Baki meyveler verir. O yolda kullanılan dakikalar, diğer dakikalar gibi geçmiş görünse de,

Tohumlar çekirdekler gibi sonsuz âlemin saadet çiçekleri olarak sünbüllenir (6.söz)’’

 

Allah’ım bu yaşımı hayırlı kıl.

 

 

 

» 10 Comments

Nun Masalları

 

Nazan Bekiroğlu ‘Nun Masalları’

 

Kitaptan;

 

 

’’Önsöz/giriş/vesaire

 

Önsöz niyetine: aşkım

Sonsöz niyetine: ölümüm bile değil.

Vak’a: çok alışıldık, iç içe vak’a tipi, ya da kesişen mi diyelim? Ama asla paralel değil.

Vak’a tahlili: akademisyenlerin beğenmediği türden. Ölsem diyorum, yollara dökülsem ya da.

Şahıs kadrosu: çokça kalabalık çokça tenha

Şaşıracağı kadar tüm okurların

Çokça mutlu çokça mutsuz

Bir o kadar genç ve yaş

Çokça az çokça çok

Bir sultan bir bende

Bir isyankâr bir mağlup

Bir rakip bir handan bir müstağni bir maşuk

Hiç mutsuz hiç mutlu.

Mesaj/ya da/bütün bunlardan anladığımız/hayat dersi

Yani: aklımda duygum da yollarda bırakmışken defalarca,

Hangisine yaslansam bütün yollar kapalı.’’

 

 

Acılı ve hüzünlü bir kalbi var, şiirli bir dili..

Nun Masalları’nın sahibi. Karadeniz’e bakan odasında, yıllardır defterine ağrılı bir yaşamak düşüyor. (Zaman)

 

Tüm olduğun şeylerden soyun ve bütün çıplaklığın ile ağrılı ve koyu hüzün kokan bir öyküye gireceksin. Derin solu, sessizce bekle… Hepsi bu kadar, yazılanlar bundan ibaret; biraz aşk, biraz hüzün, biraz başkaldırış, biraz teslimiyet, biraz da masal… Yâda yaşamak…

 

» 2 Comments

Bir Kış Günü, Hayat Güzeldir

Ben;

Hiçbir şeye değişmem;

Çıtır, çıtır simit’i ve acılı şalgamı,

‘Simitteki o haylazlık ve şalgamda ki koku insanı nasılda baştan çıkarır.’

Bir öğlen vakti,

Banklarda gazete okuyan emekli amcaları,

Güneşi görünce çimenlere yayılan sevgilileri,

Güvercin kovalayan çocukları,

Kap-kaç avında olduğunu unutup güzel kızları süzen güvenlik görevlileri,

Seni, beni, onu,

Gözlerini kapat yüzünü güneşe ver

Ve hisset yüzünden dolanan güneş ışıklarını

Diyorum ya değişmem diye,

Hayat bundan ibaret;

Yaşamak ve hissetmek…

Kış geldi diyorlar ya ‘yalan’

Gönlün baharsa kış gelse ne yazar?

 

Kanım kaynıyor, kestane kokusuna,

Ruhum koşuyor güvercinlere yem atanlara…

 

Havuzundaki çirkin Japon balıklarından,

Kafesindeki tavşanına, simitçinin önündeki papağana,

Yere saçılan susam tanelerine kadar hiç bir şeyi değişmem…

 

‘Mutluluk küçük ayrıntılar arasında saklı’ diye fısıldadı biri.

Görüyorum, duyuyorum, hissediyorum,

Var olmak, var olana gülümseyebilmek.

Bundan gerisini salıver gitsin…

 

Bir bankta ayaklarını sallayarak simit yiyen sarılı kız…

 

 

 

» 4 Comments

Dedikodu

 

Bugün son günmüş’ gibi düşününce, yataktan kalkmak daha kolay oldu sanki. Ama sıcak ayağımın soğuk zeminle tanışmasından hemen sonra ‘ne sonu be yat, yat ıvvvv’ 0diye bir sözlü gaflet yüzümden geçti. Ama kaybeden yine yatak, kazanan soğuk gün oldu.

 

Burnumu çeke, çeke sokaklardan geçtim, soğuk rüzgâr yüzüme çarptıkça üşümem sonunda hem burnumun kızarmasına şahit oluyorum hem de yaşadığımı hissediyorum. Evet, evet yaşıyorum çünkü hissediyorum. 25 dakika beklenen otobüs ve içimden geçen bir sürü öfkeli cümle bilirsiniz bir insanlık halidir. Başımın üstünde duran selvi ağacının dalları ve ben titreme modundayız. Isınmak için küçük her harekette dallara çarpmam sonucunda ‘ne çarpıyon kız?’ cümlesini hep zavallı ağaç duydu. İşin tuhaf tarafı 25 dakika içinde onun kız olduğunu nasıl anladım orasını ben bile anlamadım.

 

Hastanenin klimalı girişine adım atıp, Torosların soğuk rüzgârını arkamda bırakmamla burnumun ısındığını hissetmem birlikte oldu. ‘Nirde benim peçetem?’

 

 


 

 

Önümde 15 kişi var. ‘Yuh!!!’ Bu sıra işi atalarımızdan mı kalma bilmiyorum ama ömrümü yedi bu genç yaşta. ‘ekmek sırası, çanta kontrol sırası, hasta sırası, otobüs sırası’ (ne kadar küçük şeyler için şikayet ediyorum farkındayım.) o değil de merak ediyorum annem beni dünyaya getirirken de sıra bekledi mi ki?! Kung!! Ben 7 aylık doğmuşum. Ne alaka bilmiyorum ama beklediğimi hiç mi hiç sanmıyorum.

 

Bu sıraların en çok da gırgır şamata keyf-i muhabbetlerini seviyorum. Ahanda boş koltuk derken kendimi yaşlı bir amcanın yanında buldum. Kitabı açtım, karşımda hafiften doğan gün, sıcak ortam ve kitabım daha ne istenir ki?

 

10. sayfaya gelmedim ki amca başladı belediye geçidi gibi hareketlerine; önce ayaklardan başladı sonra kollarını hareket ettirdi tik midir nedir anlamadım ki; o geçti, saçları ile oynamaya başladı ‘ee amca pes’ yani derken, birde bir iki tur attı tam önümde. Pofurdana, pofurdana kitabımı kapattım, normalde 50-60 sayfa bitiren ben amcanın hatırına 20-25 sayfa okudum. Amca sağ oldun derken, bir yaşlı amca daha geldi. Bunlar başladı ‘emeklilikten, yaşlılıktan, ekonomiden’ konuşmaya. Hey yavrum dedikodu diye ben buna derim.

 

‘fabrikaların kapanmalarından, bir fabrikadan 75 işçi çıkarılmış, 20 servis arabasını bağlamışlar, emekliye kömür yardımı yokmuş, elektriğe %60 zam gelmiş, su fiyatı bu olmuş’

 

Sonradan gelen adam ‘bize müstahak abi birçok şey. Her şeyi yedik talan ettik, birçok şeyi unuttuk. Şimdide söyleniyoruz. Önceden her şey ne güzeldi. Küçük bir evde herkes bir arada yaşardı. Şimdi kocaman evlerde iki kişi saklambaç oynuyor her şey son model… Vs.’

 

Diğer taraftan yaşlı bir kadın ‘saat 7 oldu mu mahalleden 10-15 kızlar kadınlar evlerinden çıkmaya başlardı fabrikaya gitmek için şimdi bakıyorum kimse çıkmıyor ya… Vs.’

 

Uzayıp gidiyordu konuşmaları bense kuzu, kuzu dinliyordum. Aslında herkesin söylemleri, sıkıntıları ne kadar birbirine benziyordu. Ne kadar tanıdıktık birbirimize, oysa şimdi ne kadar uzak ve yabancıyız artık.

 

Konu sonradan gelen adamla yanımdaki adam arasında gelişiyor tabi bu arada. Askerlikten, iş hayatından falan bahsederken yanımda oturan yaşlı adam ‘ne kadar rahat bir hayat geçirdiğinden’ bahsetti, ‘askerlik olsun, evlilik, iş hayatında hep şanslı torpilliymiş gibi iyi yerlerde olduğundan’ bahsetti derken,

Sonradan gelen gözlüklü amca ‘ulan bu dünyada hep rahat torpil falan derken hadi bakalım yaşadın öteki dünyada ne yapacan len orda nerden torpil bulacan’ diyerek milleti derin uykusundan uyandırdı.

 

Bindik bir alamete gideyok kıyamete hadi baam:)0

 

 

 

 

 

 

Tv’lerden soğuk hatunlardan dinlediğim haberleri, yaşlı, görmüş geçirmiş insanlardan dinlemek neden bu kadar güzel olduğunu hala çözebilmiş değilim. Ben her zaman her yerde yaşlı insanların muhabbetlerine kulak misafiri olanlardanım. Dileyen ayıplasın…0

 

Haa, bu arada o yanımda ki kıpırdayan adamın sohbet esnasında bir gıram hareket ettiğini görmedim,0

Demek ki sohbetmiş ilacı.0

 

 

 

 

 

 

» 4 Comments

 

 

Ayaklarımda lastik pabuçlar,

Hani kovalamaç oynamaktan dönerken çamur olmuş pabuçlar.

Kurutmak için sobanın etrafına dizdiğimiz, kururken kestanenin pişmesini beklerdik

Soğuktan sıcağa geldiğimizde burnumuzu çekdiğimiz zamanlar hani

Hayat var diye avuçlarımda,

Yanaklarımda elma lekesi taşırdım,

Önlüğümde portakal kabukları.

 

Şimdi içimdeki çocuk oynamıyor, küsmüş,

Orda çocuklar annesiz kaldı diye,

Anneler çocuksuz kaldı diye…

 

 

 

» 8 Comments