Kapıdan Işık Sızıyordu


 

Adresin doğru yazılmış gönlüme ama yanlış zaman da ulaştırıldım sana…

 

 

Kapıdan ışık sızıyordu, bende daldım. Zamansızgeldim düşünmedim, belki de misafirin vardı kalbinde, bir su içeyim dedim pınarından…

 

Biliyorum hüzün kokuyorsun, ama ben hüznünü de koynumda uyuturum. Güneş doğarken gitmek kumbaranı doldurmuşsun, boynunda aşkın izleri derin kesiklerle,

Yaşından büyük suskunluklar sıralı dizlerinde,

Ben de;

Ömründen büyük, gözlerimde taşıdığım sevinçlerimi görünce başını önüne eğdin.

 

Ben, gözlerden bir şeyler istemeyi uzun süre önce bırakmışım,

Sen de, dinlenmeyi

Bir de rüyaları…

Saçlarını diyorum; rüzgâr mı dağıtmıştı yoksa hesap verişler mi?

Fırtınaya mı tutuldun da, böyle bu aşka ıslanmışlığın?

 

Gözlerimde ki haylaz çocuğu gördüğünde, gözlerinde ki bıkkın yaşlı ihtiyarı gördüm;

Yorgun, mutsuz, suskun…

 

Kim bilir, sakinliğimde ne buldun, içimde kurduğum şehirleri çok mu sevdin, bir gece ansızın uyuyakaldın sokaklarımda. Alışmış kaldırımlarım, anlamadım sokak lambalarımı gönlümün karanlığını dağıtıyor yoksa sen mi?

 

Bu şehir sana dar geldiği anda gel sana gönlümde çalan şarkıları dinleteyim.

 

 

» 2 Comments

Kendimi Kandırmışlığım

 

‘’Kendimi kandırdığımı anladığımda, ağlıyordum.’’

 

Ve anlamaya başladığım o kadar şey… Susup, gömülmekten, sesli şarkılar söylemekten de çözüm bulamadığım zamanlarda çoğaldı. Sevdiğim ne kadar şarkı varmış öyle. Susup sonra küsüp, kötü sesime aldırmadan bağıra, bağıra söylediğim şarkılar şimdi öksüz. Sevdiğimi anlamam için onları, kendimi kandırdığımı fark etmem mi gerekiyordu?

 

Hayal ettiklerim, içimde dolanan uğultulu rüzgâr hep yolun sonunda. Ben ise daha yolun başında bile değildim. Belki de bir yolum bile yoktu…

 

‘’Yaşanacak varsa yaşanır. Sen istesen de istemesen de.’’

 

Ama ben, yaşamamayı dilemiştim, yaşadım.

Şimdi yeni bir dilek tutmak gerek, bu dileğin süresi doldu ve artık vitrin camlarında satışa sunulmuyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                                   

» No Comments

Bazen


 

Bazen,

Gitmek isterken, gidememek hayat olur.

Bazen,

Susmak isterken, kanayarak konuşmak olur hayat.

Bazen,

Unuttuğun anda, sana unuttuklarını hatırlatan biri hayat olur.

Anlatamazsın…

 

Her şeyi unuttuğun anda,

Biri gelir;

Yollara tebeşirle çizdiğin çiziklerin hala orada olduğunu söyler.

İnanmazsın, inanamazsın,

Oysa sen;

Üstünde çok araba geçtiğine inanırsın,

Oysa sen;

Üzerine çok yağmur yağdığını ve bu yüzden silindiğini düşünürsün.

 

Bazen olur,

Etrafında ki hiçbir şeye gülemezsin,

‘buda geçer yahu’ diyemezsin,

Titreyişine, soluk soluğa kalışına ‘yaşlanıyor muyum ne?’ diye dalgalar geçemezsin,

Sevdiğin insanları gördüğünde saçmalamadığını fark edersin,

‘yeter bu ne hüzün’ diye kapıyı kapatıp başka kapıya geçemezsin.

Bazen olur ya,

Kendini dört duvar arasında artık sen, sen olmadığını hissedersin.

 

Hızlı, hızlı çıkarsın hayat sandığın merdivenleri. Arkada bıraktığın izleri unutarak her adımda, seni hüzünlendiren, mutlu eden anları unuttuğunu sanırsın, oysa bilmezsin görmek istemediğini. O koşuşturma arasında birden bakarsın;

Bir ışık görürsün, hani şu uzun, uzun daldığın zamanlarda, hani şu ellerinin arasına başını aldığın zamanlarda, seni içine alır uyuşursun, bırakmak istemezsin. Sanki bıraksan üşüyeceksin sanırsın, sanki bıraksa 3 yaşında çocuk gibi taş kaldırımlarda dizini kanatacağını sanırsın.

 

Ama öyle olmaz işte,

Gider o ışık bir gece ansızın, birkaç gece kollarında uyutur seni, bir anne gibi önce seni uyutur.

Sabahları Ay’ı arar bulursun, öğle vakti güneşin ne kadar sevimli olduğunu hisseder, paylaşmanın içinde ki sırları yeniden bulursun.

Notaların arasında ki cilveleşen perileri, muhabbetin içinde ki cırcır böceklerini, ekmek arasında tebessümleri, birde Ortaköy havasının yeniden ne kadar güzel olduğunu hatırlarsın.

Aslında yağmuru ne kadar özlediğini, uzun, uzun boğazı ne kadar zamandır izlemediğini, martı çığlıklarında simit, çayı hangi anlama katma telaşında ki zamanları, karanlıkta yalnız ay ışığında yürüdüğün zamanları… Hatırlatır işte…

 

Anlatamadığın çok şey vardır bazen ve bazen de anladığın anlatamadıklarının yanında ne kadar fazla olduğunu hissedersin.

Yorulduğun anda, biri gelir seni dinlendirir sonra çeker gider,

Giderken, onda ne kadar dinlendiğini, ne kadar demlendiğini fark ettirerek gider…

Dedim ya bazen, hayat bir başka akar.

Sonra anlarsın ‘tek değilsin’dir.

 

 

 

 

 

 

 

 

» 1 Comment

Ortada Biryerlerde


 

İyi miyim, iyiyim, gerçekten iyiyim ya.

Gözümü kapattığım anda binlerce insan yüzü seline kapılıyorum. Saatlerce tanıdıklarımı tanımadıklarımı ayırıyorum, ofluyorum, pufluyorum. Saatlerce tavana bakıyorum, hafif soyulmaya başlamış. Bu gece ay çok güzeldi. Anlamadıklarımda güzel aslında, Bilmiyorum da demek güzel bazen. Arada saçmaladığımda oluyor,

—aşk mı düştü gıı gönlüne diyor şalvarlı kadınlar,

Aşk düşer mi ki? Yoksa biz mi aşka düşeriz. Tanımlar karışıyor hepten.

Hayat’ı tanımla diyorum,

Muz kokusu, elma kabuğu, sen ben o işte. Kalabalık bir aile hayat diyorum.

Bu aralar Edip Cansever okuyorum sık, sık;

 

Ortalarda bir yerdesin -öylesin-
Bir kavşaksın nedense - bir şeyle her şey arasında-
Günün her saatinde -duyuyor musun-
İmgeler birbirinden korkuyor.

 

Hayat kısa diyorum,

Ama ertelemekte yine usta birer oyuncuyuz.

Ölümü diyorum erteleyebilecek misin?

 

Bu aralar,

Mutluyum diyorum, huzurluyum, deliyim, doluyum. Ama suskunum birazda karışığım, olsun.

Karışıklıklar içinde anlam daha güzeldir değil mi?

Hı, hı.

 

 

» 4 Comments

Yaz Bitmeden

Evet yaz bitti derken, bir miktarı kapımı çalmışta haberim yok. Asma yaprakların dökülüşüne üzülürken, güneşin hala yanımda tenimde olması beni mutlu etti bu sabah.
Evin damına çıktım, asma yaprakları baygın baygın baktı bana,
terliklerimi çıkartıp ayak yalın unuttuğum zeminin tadına çıkarmak istedim, oturdum. Yüzümü güneşe döndüm bir ayçiçeği gibi. Uzun, uzun nefes aldım.”yaşıyorum be işte” dedim. Kulaklarımın yanışına güldüm. Kim demişti ki kış geldi diye? Gizlice cebime doldurduğum cevizlerin yemenin keyfi ayrı bir güzel oldu. Son zamanlarda herşeyden şikayet etmek sinirimi bozuyor. Kendi kendime ceza veriyorum ”şikayet yok!!” diye. Dinleyecek mi bilmiyorum ama zorunda.

İşsizim, ay doldu hala yataklarda köstebek gibi.
Sürekli birileri ile görüşüp onların ardından -bööö yapmak, sonrada buna kis kis gülmek, ben ne zaman büyüyeceğim diye sorular sorduruyor kendime.
Sonra içimde çocuğun biri ”-büyümeyecem işte” diye tutup annemin gözü gibi koruduğu yatakta zıplıyor, annemde onu kovalıyor.
Yeni tınılar, yeni tıngır mıngırlar. Komşu torununa ördek almış sabahları ”vak vak” sesi ile uyanıyorum. Bende istiyorum diye aynalara notlar yazıyorum.
Herkes bir telaş, bir hırs içinde. Elimin tersi ile ittim herşeyi, gökyüzüne bile para için bakan insanlardan olmaktansa, ben böyle mutluyum.

Bazen bilmek istemiyorum hiç birşeyi, kitaplarla kovalamaç oynuyorum,
İstemediğim bir bölümde okumanın cezasını tekrar tekrar yaşamak, kimsenin umrunda olmadı. Ama artık benim umrumda!! Bu kadar dedim ve soyundum istemediklerimden.

» 1 Comment

Güneş mi Doğdu Ne?

Biraz Farid Farjad, Biraz Yann Tiersen, Biraz Edith Piaf,
Biraz Ezginin Günlüğü, Biraz Düş Sokağı Sakinleri, Biraz İncesaz, Biraz Süper star, Biraz nilüfer, Biraz Minik Serçe
Biraz muzlu pasta, Biraz tuzlu kraker, susamları parmakla, Biraz kahve yanında çikolata, Bol, bol limonlu soda,
Birkaç kutu peçete, Biraz burnunu çek, salya sümük ağla, Bir düzüne film cdleri…
Birkaç gün ördekli terliğin tekini arama, yerde sürünen pijama,
Birkaç gece yastıksız uyuma eylemi, Biraz boya ranzanın tavanını gökkuşağına boyamak için,
Uykusuz geceler, biraz kitap, hava da asılı cümleler ve uyumak için sayılan ördekler vık, vık

Evet, Depresyonun yeni tanımını yukarda sıralamış bulunuyorum…

Kabul hala muzlu pasta yapmasını öğrenemedim, paketin sonundaki susamları yemekten vazgeçmedim ve çikolata yoksa kahvede yok cümlesi hala aklımda,

İyi bir senaryoda yazamam -bakmayın ileri geri konuşmam yönetmenler, senaristler hakkında huysuzluğumdan. Filmlerde salya sümük ağlayışımı açıklayamam, gözümü ekrana yapıştıranda bendim, defalarca izleyişim aslında çekim hatalarını bulmak içinde değildi,
Müzik kulağım hiç yok –ıyyyy müzik derslerini nerden öğrendin- derken de kendime kızıyorum farkında olmadan.

Aynaya baktığımda, elektrik tellerinden yeni çıkmış saçlarımı, yerlerde sürünen pijamalarımı açıklamak için birini bulun lütfen.
Kayıp bir şeyleri bulma konusunda ne kadar berbat olduğumu söylemiş miydim çünkü hala terliğimin tekini bulabilmiş değilim.
Hele, hele yastıksız tövbe uyuyamıyorum –bunu saatlerce tavana bakıp ellerimi şişko göbeğimde birleştirdiğimde anladım.
Kitap baskı konusunda söylendiğim kelimeleri saymayın.
Ranzamın tavanını gökkuşağına benzetmek isterken aslında karalama tahtası yaptığımı da bilmeyin.

Birkaç aydır kötü zamanlar geçirdiğimi, kurumuş çiçeklerimde pekâlâ çok iyi anlatıyor. Tamam, kabul mazeretim yok fazla. Ha daha da kötü zamanlarım olacak düşüncesinde hiç değilim. Bu benim suçum değil, yaşanacakların olması bilakis çok güzel. Hala yaşanacakların olması hala hayatta olduğumun en güzel göstergesi galiba, yaşamak yine de her şeye rağmen güzel.

Kafanda bit gibi çoğalan sorunlar varsa film izle! Aslında sorunların varsa, bir süre ondan uzak dur ve -tamam şimdi- dediğinde geri dön kökten hallet. Bildiğim bir şeyi tekrar öğrendim böylelikle.
Ve bir şey daha sorunun varsa benim gibi kesinlikle evde kalma! Çık, dünyada neler olduğunu gör. Evde kalırsan kafanı duvarlara vururken, birinin seni durdurma olasılığı daha azdır. Yaşamak istiyorsan bunu yap.

Bunlarda depresyondan yeni çıkmış birinin ilk sözleri.

Burada Safiye’ye şükranlarımı sunuyorum efendim,(yabancı film izledim çok mu belli ne? Ne o be sükran mükran çık çık! Tesekürler Safiye) Umudunu Kaybetme güzeldi. Veeee gün, gün başının bitlerini yediğim minik kıza film destekleri için teşekkürler. 31 film 30 gün. Halen gelecekleri saymıyorum (Ümit buradan sana gönderme yapıyorum.)

» 8 Comments