Aslında
Aslında;
Çok da yanmıyor canım,
Yağmur da…
Aylar geçiyor.
Temmuz’da deniz, kum, güneş derken, karpuzdan insan yüzleri yaptık. İnsanlardan geçtim.
Otobüslerde unuttum yüzümü.
Ağustos, geldi. Sancı oldu içimde ateş oldum tenimde.
İmkânım olsaydı kaçar kurtulurdum Ağustostan dedim. Sustum susturdum içimdeki sesleri.
Rüzgâr bile iştahsız esip,
oynaştı asma yapraklarıyla.
Karıncalar sonra,
Kışlık erzak telaşından uzak, serin ve gölgeli bir yer bulma telaşındaydı.
İşte geldi Eylül. Geçmiş, okul, [...]
Cırcır böcekleri geceyi seslerinde taşırken,
>unuttu beni> dedim.
Sıcak, turuncu sokaktan sessizce akarken,
Asma yaprakları sessizliğimi saklarken,
Sana düş’süzlüğüme ay bile çekip gitti…
>unuttu beni> dedim pencerede asılı kaldı uykusuzluk.
Çarşamba yağmur yağacakmış bugün otobüste yanımda oturan silinmiş siluet dedi.
Bende senli yağmur öncesi sessizlik var…
Çarşamba diyorum >yağmurca> konuşacağım teninde.
Aklımın iplerini saldım.
Kapı arkasında kalan düşlerim sıkılgan bakıyorlar artık yüzüme.
Aynadaki yüzüm ‘daha gerçekçi’ yazsan ne olur diyor.
Gerçek?!
Takvimlere harf, harf adını yazdım.
Gazoz şişesinde saklanan sana dair heyecanlarım var. Korkuyorum açmaktan.
Açınca ya asidi kaçarsa?
‘sabah olsun ben giderim sen rüyamda…’
Sana ulaşamayacağını bildiğim, kâğıttan gemiler yapıyorum.
Sen susuyorsun, yaptığım gemiler kâbus olup geceme giriyorlar.
Akşam geç iniyor buralara,
Aklım pencerelerde kalırken,
Perdeleri örtüyorum sıkı sıkıya.
Islak istasyon duraklarında kaldı sohbetlerimiz,
Ve ıslak terk edilmiş bir bank öpüşün.
Nefes, nefese kurduğumuz hayallerimiz sessizlikte bozmuş orucunu.
Şimdi geriye ne kaldı? Söylesene?
Bende,
Martılara atılmak için simit kırıntıları
Birde,
Buğday gördüğümde aklıma değen teninin görüntüsü,
Sen, toprak kokardın ya…
Uykumun içinden geçiyorsun, parmaklarım kırgın uyanıyor.
Gözlerim senin dalgınlığında kalmış, bilmiyorum belki de bilerek unuttum.
Film karelerinde oynayan kahramanları kovup, bizi sahneye koyduğum zamanlar ellerimin çizgisinde unutuldu.
Okuduğum/ yazıldığı gibi değil de hayalimdeki gibi okuduğum romanları raflara kaldırdım.
Küstüm.
Güvercinler korkup kaçtılar.
Senin niyetine şiirler tutuyorum, gecenin bir yarısı,
aynaların küstüğüne anlamlar yüklediğim bir anda.
Duvara kimliksizliğin yansıyor,
duvarlara hapsediyor uzaklığın beni.
Kahve falları açtırıyorum sana.
Papatyalar alıyorum kendime sen almışçasına.
Seni düşünüyorum, sonra sen düşünmüşçesine kendimi de düşünüyorum.
Aynalara bakıyorum/ kendimi kandırışımı gün gibi gösteriyorlar
Kirpiklerime yağmuru takıyorum.
Senin niyetine şiirler tutuyorum,
gecenin bir yarısı, aynaların parçalandığı bir anda,
’’ [...]
Sen ömrünü eksi bir hüzünle boyadıkça, gökyüzüm kana bulanıyor.
Sığındığım kalem utanıyor benden,
dudağıma taktığım türküler kilit vuruyor dilime.
Sen ömrünü eksi bir hüzünle boyadıkça asma yapraklı sokağın turuncu rengi soluyor.
Unuttuğun şiirler aklıma geliyor,
Sevdiğin kandırış öykülerin ve en çok kullandığın kelimelerin,
Alnına düşüne o siyah çarşaf ah bir tutabilsem, ah bir hatırlayabilsem senin yerine o türküleri…
Geceye dolunay [...]
Belki bir gün… Diye kandırıyorsun kendini biliyorum. Çay bardağına bıraktığın dudak izinden akıyor hüznün, pencerede sallanan dalgınlığın ve
perdelerde unuttuğun kimsesizliğin bir gece vakti düşüyor yastığıma.
Saçlarımı tutup getiresim geliyor. Sarıl huzurla uyu diye.
Ama bilirim sevmezsin beni hayat gibi.
Elma şekerlerim erir, içim burkulur. Sonra bütün elma şekeri satıcıları uyuşturucu satıcısı gibi görünür gözüme, [...]