Archive for Ağustos, 2008

Kendime

Pinpirikli Günlük Ağustos 29th, 2008

 

kararlıyım’ dedim.

 

Salonun ortasına sanki bomba düştü. Kocaman bir boşluktu herkesi herkesten ayıran. Derin bir sessizlik, o boşlukta klavyelerin savaşı vardı. İlk defa bu kadar çok korkuyordum. Elimin ayağımın titremesinden kalbim düşecek ve paramparça olacaktı sanki.

 

daha fazla mutsuz olmak istemiyorum’ dedim.

 

Bunu duyan herkesin suratı düştü. Sanki gizli bir gerçeği halı altından çıkartıp karşılarına yani duvara asmıştım. Üstü örtülen mutluluk oyununu bozup, mutsuzum, mutsuzuz çığlıklarına cımbızla kulaklarına atmıştım. Gerçekleri saklama gibi olağanüstü bir durumumuz vardı unuttum!

 

Ogün babamla E–5 yolu üzerinde otobüs yâda taksi beklerken eve gitmek için, ilk kez bu kadar sert ve yüksek sesle konuşmuştum. Ben bile ürkmüştüm.

 

‘neden anlamak istemiyorsun, mutsuzum diyorum’

 

Bunun üzerine saatlerce susması ve derinine dönmesi

‘sende mi baba gerçekleri saklıyorsun kendinden’ dememe sebep oldu.

 

45 dakika geçti. Kocaman odada tek kalmışçasına her şey boşlukta sallanıyordu sanki. O sessizlikte, o koca boşlukta ben ölmüştüm, yâda birileri beni öldürmüştü ne fark eder ki?

 

Bu kadar yüksek sesle ilan etmem mutsuzluğumu, demek ki artık limitimin dolduğunu gösteriyordu. Bir şeyleri yer değiştirmek değil artık düpedüz değiştirme, zamanı gelmişti. Yeniden ‘en karanlık zaman şafak vaktidir’ sözünü hatırlayıp şafak vaktini getirme isteğimi durduramıyordum. Bunun içindi demek ki bu kadar cesaret.

 

Başkalarının kurduğu saatlerimi bozup atma zamanı, yüzümün ölü yarasını def etme zamanı. Nasıl birikmişti bunca mutsuzluk, mutlu pozlarına yatışımda artık işe yaramaz olmuştu. Bu maskeyle aynada nasıl gülmüşüm kendime?

 

O hayalini kurduğum mutluluk ülkesi,

Sanki haritadan silinmişti. Parmaklarımla izleyişim geldi aklıma, şimdi koysam parmağımı tekrar haritaya,

O silinmiş ülkeyi bulabilir miyim?

Adını mırıldandığım zamanlar,

Sandığım? Sandığım nerde benim?

 

Boğazım yanıyor. Sıkıntım hemen boğazıma vurdu. Bir saat oldu nerde ise. Kimseden ses çıkmıyor. Her sabah boş yere konuşmaktan yarışan onlar değil miydi? Şimdi mutsuzluğumu bitirmek istiyorum dediğimde neden sesleri çıkmıyor, neden bir Allah’ın kulunun kuracak bir cümlesi yok? Hepiniz mi ört pas ediyordunuz mutsuzluğunuzu? Yakalarından tutsam, ama korkuyorum. Her sabah sıcak ekmek kokusunu paylaşğım insanların buz gibi olmalarından.

 

Akşam özüm gibi sevdiğim biriyle buluştum.

‘hiç değişmemişsin’ dedi. (biliyorum dış görünüş açısından dediğini) ama ben kendimi değişmiş görüyordum, ellerime baktığımda en çokta. Bu aynada ki gözler sonra. Bıdı, bıdı çenem hiç durmadı. Sanki bir an sussam, etraf sessizliğe boğulacak ve ben papağan gibi ‘çok özlemişim sizi çok özlemişim sizi’ diye bağıracaktım. Sesimden korktum.

‘biraz olgunlaşşsın’ dedi.

Her zaman karşısında çocuk gibi hisseden ben şimdi kocaman biri gibi hissediyordum kendimi. Artık kendi kurallarını sabitlemiş, istediği şeyler için sesini yükselten…

 

 

Sanki deniz fenerini bulmuş balıkçı edasında bakınırken, iki saat geçti. ‘asabiyim ben’ modundan çıkmaya başladım. Deniz fenerini buldum, ona koşuyorum.

Artık gecemden hayalet korsan gemileri geçmeyecek. Kaç gündür bölük pörçük uyku aralarında gördüğüm, ‘terlik, sandalet’leri (çünkü rüya dilinde anlamı ‘darlıkmış’) görmeyeceğim için seviniyorum galiba. İki kere hapşırdım galiba bu rahatlamanın işareti.

 

Bugün hangi kitabı açtıysam ‘ne gelecek bahtıma’ diye,

Her seferinde şairler ‘balıklardan’ bahsetti. Balığın anlamı ‘kısmetti’ dimi? Böyle şeylere inanasım geldi bir an.

 

İliklerime kadar ısınıyorum dakikalar geçtikçe. Sanki senelerdir Sibirya ikliminde yaşamış ardından Afrika güneşine geçiş yapmış gibiydim. Güneşi görünce yavaş, yavaş erimeye başladım, buharlaşır mıyım ki?

Of bu eriyiş,

İşte kendine geliş.

Nerde, nasıl yaşamıştım bu dondurucu iklimde. Pusulam bile donmuşken, bu yol alış nereyeydi ya?

 

‘körüm, körüm gel de donduğunda yaptığın hataları gör’’

 

Kalbim… Eriyor gibi sanki…

 

Tozlu zamanın arasından biri;

‘iyi gördüm seni’ dedi.

iyiyim artık, güneş parlıyor sanki.’ Dedim

 

Gözlerim dalıyor uzak ve dört saat önce yaşanan her şeye. ‘artık uzak her şey’ diye anlam taşıyan gülümsemeler takıyorum dudak boşluklarıma. Iskaladığım, yaşayamadığım her şeye ‘beni bekleyin’ diyerek bakıp gülüyorum.

 

 

‘bitti’

‘bitirdim’

‘mutsuzluğa sürükleyen o beni öldürdüm’

‘mutsuzluğu o haritadan sildim’

Yüksek sesle söylüyorum bunu kendime. Fısıldamalarda tarih. Delicesine bağırıyorum. Duy beni ben.

 

Rüzgârgülünün sesi duyuluyor, dalgalar kayalara vuruyor. Bir balıkçı bağırıyor;

 

millet şafak sökmeden dönelim, daha yaşanacaklar için hazırlık yapacağız…’’

 

İçim ısınıyor…

 

Uzun süredir, hüzün vardı içimde dışında. Çevreye verdiğim hüzünden ve bu sıcakta yarattığım hararetten dolayı özür dilerim. Geçmişin kapısını kapattım artık.

Yağmur’u Özlemişim

Pinpirikli Günlük Ağustos 25th, 2008


Burası mis gibi yağmur kokuyor, bugün plaklarda yağmurun sesi, koş, çamura bulanalım…

En çok ayçiçekleri sevindi galiba yağmurun yağışına. Kafam E-5 yolu. Yol kenarlarına çiçekçi çingeneler sıralanmış yine. Yağmur sonrası kadınları onlar. Yağmur toprağına kavuşunca, su altına sakladığım düşlerimi çıkardım. Öptüm parmak uçlarından. Yollarda kendimi görüyorum, göz kırpıp yıldızlarımı göndeririyorum…

Ayçieçeklerinden sonra çamaşır ipleri sevinmişlerdi en çok yağmura. En son saçaklara sığınırken, maşalarla dans ediyorlardı herşeyi unutmuşçasına. Mavi, kırmızı, turuncu, pembe çamaşır iplerine tam tamına 10 tane maşa eşlik ediyor. Aklımı maviye, kalbimi kırmızıya astım. Turuncu ve pembeyide sana ayırdım. Dans edeceğiz gel dünya telaşlarımızı unutup.

Güvercinler ıslanmaya aldırmıyorlar…
Onu bunu bırakta en çok ben sevindim aslında…

Dün Adana’ya yağmur yağdı…

Örselenmiş Sevda Kokusu

Düşüme Düştün Ağustos 23rd, 2008


Yüzü düşse, avucumun acıdığı Adam

Bu gece kediler koşuyor, evler daha şen sanki. Uzun süredir balkonumdan yasemin kokusu gelmiyordu. Çıktım geceye. Gözlerimi kapatıp yüzümü geceye çevirdim. Kokladım geceyi, iliklerime çektim. Bilmiyordun bu gece sen kokuyordu.

İçimi gıdıklıyor asma yaprakları, gecenin buğusu boynumu öpüp geçiyor. Delikanlılar sıralanmış yine, acılarına tütün sarıyor. Bu gece ay sanki kırmızı kokuyor. Televizyonlarda gece ölüm haberleri. Ben balkonda sen ömrümde. Ben senin bilmediğin bir şehirde. Geceye çiçekli oyalar örüyorum, ruhumda doğan her yeni umut için. Senli düşlerim için. Bugün diyorum düşlerim eflatun kokuyor.

‘’Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım/Unutma beni, unutama beni
Gözünden damlayamayan göz yaşın olayım/Unutma beni, unutama beni
Gölgen gibi adım adım/Her solukta benim adım/Ben nasıl ki unutmadım
Sende unutma beni, unutama beni’’

Alnımı alnına dayadım, gülüşünü gülüşüme. Sen hayatımın valsı. Neden elin bulunmaz elimde? Neden ruhun… derin bir nefes alış. boş ver.

Sana yazmadığımda bütün düşlerim kirleniyor. Sana yazmayınca, annemin yası rüzgarda yayılıyor.

Bir balık kayıyor düşlerimden, örselenmiş bir sevda

 

 

 

 

 

 

Sus Kanarken,

Düşüme Düştün Ağustos 22nd, 2008


Adına sustuğum Adam,

Şehrin kapılarını tutun, pencereleri kapatın yoksa ruhum ona kaçacak. Aklım firarda, onun yanında arayın!
Kaçıncı sayfada bıraktım sesini hatırlamıyorum. Arasına gülüşünle ayraç koydum mu onu da bilmiyorum. Bildiğim; aynı yoldayken, başka yollarda adını bilmediğim mevsimlere gebe kalman. Ağladım/
Söyleyin o baharlara cemre düşürmesinler artık gönlüme,
Söyleyin yaza yağmasın artık gönlüme.
Gözyaşlarımın tuzunu yanağında unuttum, hatırladın mı?
Adına sustuğum adam/ ruhuma neden uzaksın?
Düşmüş yüzüm avuçlarına mı sığmaz artık?
Adına yazdığım Nisan harflerimi saklamıştım sayfalarda, uzun zamandır tozlanmıştı. Çıkardım, yıkadım. ‘gülüm’ dediğin yerden uzanıp öptüm.
Dudağının kenarında unutulmuş Nisan kokusunu hissetmedin mi?

Kırk Düşten Geçtim

Pinpirikli Günlük Ağustos 20th, 2008

Bir düş olmak istiyorum ben bugün.
Güvercinden kanatlarım olsun.
Yüzüğümden, o ufacık daire içinden gökyüzüne bakarken,
Dar geldim kendime.
Ayaklarımı salladım, bankta tek başına kalmış çocuk gibi.
Son dedim; Uçmak istiyorum.

Ağustos,
Hadi beni kendine sakla.
Ağustos böceği olup uyumak, dere kenarında şarkı söylemek.
Varsın adım tembel kalsın razıyım ben.
Tarladaki çatlaklar arasında karınca olmak.
Elma,
Kabuğun olayım beni sar.
Köyümdeki kimsesiz mezar, sana şafak vaktinde nergis olayım.
Adını bilmediğim çocukların ellerinden tutsam bugün,
Bir düş olabilir miyim?

Düşüncelerim firarda bugünlerde, aynı ben kırk yerde.
Anladım insan sabit bir yerde bile kırk düşten geçebiliyormuş.

Senin Adın Sinema Olsun

Düşüme Düştün Ağustos 18th, 2008

”Cırcır böcekleri ötüyor, sokak turuncu. Gök uçuk mavi ama siyaha çalıyor arada. Pencereden sarkıyorum… Ve ben kimsenin umurunda değilim.” dedi kız çocuğu. Onun tarafından umursanmak, sevilmek, kanayan yanlarını sardırmak istiyordu.” 

”Gel. Bir kişil yer var burda.” dedi adam.

 

”Gelsemde o parktanda kovulurum…” dedi korkak kız çocuğu.

”O kadar yaramaz mısın?’

”Hayır o kadar suskunum…”

”Sinema olsun senin adın. Park değil. Bir aşk filmi oynasın.”

”Gözlerinle sevmeyi ve sahip olmayı başarabilecek misin? Film biterse ya?”

”Etkisinden kalırım. Sinekleri anlatsana bana”

”Sinekler… Sevilmediklerinden bu kadar can yakarlar, sevilmediklerinden bu kadar vızıldarlar. Tenini emmeleri içindeki sevgini alıp yetinmektir aslında. Kimse onları sevmez. Benide sevmiyorlar. Sinekler tenimde kırmızı leke oluşturuyorlar. Bende onları çay bardaklarına hapsediyorum. Neden sordun?”

”Birşeylere kattığın anlamları seviyorum.”
”İyi bir kızsın sen. Neden bir sevgilin yok. Adı Hayat olan? Bir odunu sadece odun görmeyip baston olunca, bir yaşlı teyzeyle dost olacağını bilmek gibi. Renklerin var senin, belki ucu kırık ama açılmayı bekleyen boya kalemlerin. Boya kitabı hayat, seni bekliyor..”

”Hayat? Rengi kirlenir…””Ya senin? Sevgilin yok mu?”

”Var tabi hep düşüme düşen.”

”Düşüne düşene sahip olmak her zaman zordur. Uykun geldi ise susbilirim…”

”Ve sen konuştukça ben susabilirim, iyi geceler. Sevgilime sözüm var buluşacağız. Gece bitmeden yetişeyim.”

”İyi geceler. Selam söyle düşüne. Benim yerimede öpsün çukurundan(gamzenden)” kırılıyor kız kavuşmaya gittiğin ben olmalıydım dedi içinden.

”Boyalarınla oyna. Yalnız bırakma onları. İşe yaramazlarsa küserler…”

”Boyalarım yok benim…” küstü geceye, adama. Kıskandı düşü.

”Aptal olduğumu bilmiyordum?”

”Nerden çıktı?”

”Gecemin rengi nerden geldi? Hayal mi görüyorum. Gerçek olmayan sen misin yoksa?”

”Ben… Bilmiyorum. Belkide koca bir yalancıyım. Düşün bekler.”

”Benimle yada seninle, gece ile yada turuncu ışıklarla ilgili. Film, resim yada kadın. Islak saç yada nefes. Güzel kapanış istiyorum. Düşüme okuyacağım…’

”Köpekler havlamaya başladı. Ayaklarımı ayaklarının arasına aldın. Biliyor musun bugün hiç bebek ağlaması bölmedi geceyi. Çukurunu öpüyor. Bu neydi diyor adam ”Boyalarım. Sensin aslında.” Gülüyor adam ıslak saçlarını kokluyor kız çocuğunun. ”Sende biliyorsun, düşüm sensin aslında. İyi geceler kadınım…”

Biraz Zamansızım Galiba

Pinpirikli Günlük Ağustos 16th, 2008

Zamansız büyüdüm galiba.

Daha trenlerden atlayıp gelincik tarlasına dalacaktım. Papatyalardan taç yapacaktım.

Üstümdekilerle dereye atlayıp balık tutamamanın keyfine varacak,

Eve gittiğimde annemden gizlenmenin telaşını yaşayacaktım.

Ekmek arası domatesler biraz daha tat verecekti, tadını unutmuş dilime.

Balonları sadece düğünlerde kullanmayacaktım. Onlar gökyüzüne yakışır diye bırakacaktım.

Zamansız büyüdüm galiba biraz.

Suretim otobüs camlarında takılı kalmış işe koşturur,

Aslım trenden atlamış gelincik tarlalarında…

Bir Dilek Tut

Yüreğime Eklediklerim Ağustos 15th, 2008

Hadi bir dilek tut…
Dedim,

”Çocukluğumu istiyorum, kırmızı küflenmiş bisikletimi. Mahallemde erkek arkadaşım olmadığı için ip atlayarak büyüdüğüm ve kadınları bu kadar iyi tanımama vesile olan kızları istiyorum. Oya örmeğe çalıştığım çivimi =) Erik çaldığım bahçeleri, orman üzümlerini, plastik jopla beni iyice benzeten bekçiyi ve en masum çağımda aşk ile tanıştığım küçük kadınlarımı. Bide bir kez olsun düş olup dalmanı istiyorum her hangi geceme. Ve o gecede hiç bir karabasanın beni rahatsız etmemesini…”

Dedi…

 

 

Orada Biri Varmı?

Pinpirikli Günlük Ağustos 14th, 2008

Arada kafamı kaldırıyorum, (hani şu evraklar arasında sıkışmış kafamı) bir kaç masa, arı gibi çalışan (ama arının aldığı tadı bile alamayan) insanlarla iç içeyim. Bir kedi gibi bakıyorum herşeye, korkak anlamsız. Duruyorum (bir kaşımı kaldırıp) ”Benim burda ne işim var?” diyorum.
Hakket benim burda ne işim var. Yüreğimdeki çocuğuda alıp yalın ayak yürüyerek uzaklaşmalıyım bu mahalleden, bu caddeden, bu şehirden…
Kendime pamuk şekeri ısmarlayıp, bulutlara uzanmalıyım.
”Benim burda ne işim var?”
Sus, otur işinin başına başını evraklarına göm.

Çocukluk Bitti

Pinpirikli Günlük Ağustos 14th, 2008

“çatlak patlak yusyuvarlak kremalı börek sütlü çörek çek dostum çek arabanı yoldan çek çek çek amca burnun kanca
al sana tabanca tabancamın yarısı osman bey’in karısı
bir iki üç dört beş altı yedi sekiz dokuz on televizyon”

”Ooo piti piti karamela sepeti Terazi lastik cimlastik
Biz bize geldik , bitlendik Hamama gittik , temizlendik
Tik tik tik dersimiz matematik Öğretmenimiz otomotik ”

”Portaklı soydum , baş ucuma koydum Ben bir yalan uydurdum Duma duma dum kırmızı mum”

”Eveler üpeler Yoldan geçen develer Develerin sarısı Sarı kızın yarısı Al çık bal çık Sana dedim Sen çık Ben bir yalan uydurdum ”

”Ooo elma attım denize Geliyor yüze yüze Ben vuruldum Filiz’e Filiz Akın evi yakın Bu gören Cüneyt Arkın Kın kın kın
Dolapta pekmez Yala yala bitmez Ayşecik cik cik cik
Fatma’cık cık cık cık Kız sen bu oyundan çık Duma duma dum kırmızı mum ”

”Ooo lili lili papatya dili Kız senin baban nereli ? (Hacılar) Ha- cı- lar- lı Hacılar’ın rengini söyler misin ? ( Yeşil )
Ye- şi- li bu- lan e- be- lik - ten kurtulsun”

”Hastayım diyorsun Dondurma yiyiyorsun Erkeklere gelince
Mini etek giyiyorsun Bizim apartmanın arkası Dondurma fabrikası Annem babam başbakan Var mı bize yan bakan ?
Ali bana yan baktı Beş gün hapiste yattı Beş beş beş numara
On on on numara What is your name numara ? Bir numara
Gir çuvala Salla salla vur duvara ”

”Çatlak patlak Yusyuvarlak Kremalı börek Sütlü çörek Çek dostum dostum Arabanı yoldan çek Çek çek amca Burnun kanca Al sana ta- ban- ca Tabancamın yarısı Osman Bey’in karısı …”

”Mavili mavili mor çiçek Kızlar mavili giyecek Öp babanın elini Sana para verecek Duvardan atlasana Patates toplasana Ben annemin biricik kızıyım Ağzını toplasana”

blank