Sadece Mutsuzum
Anlam Resme Düşerse Haziran 30th, 2008
…
Pinpirikli Günlük Haziran 28th, 2008
Aslında acıtan;
Yara değildir çoğu zaman Yaşanmışlığınm yarım yüzüdür.
Yarım ne varsa hep kanatır
Şimdi ki zamanı.
Ve neden hep tam unutmuşken;
Bir tren penceresinden merhaba der ki?
Edepsiz Düşler
Düşüme Düştün Haziran 25th, 2008

Susuyorum,
Susup sana yenildiğimi sanıyorsun değil mi?
Gök kızıl kıyamet kuşlar yorgunken.
Susuyorum,
Yüreğim ikiye ayrılırken, ellerimde gül yaraları,
Sana kanadığımı sanıyorsun değil mi?
Akşam yılgın çöküyor bizim buralara,
Kimse bilmez;
Kimsesiz ayaklar, karıncalarla dost olurken, bir uçurum olur bu şehir
Ben düşerim sana Susarak…
Gözlerime sessizliğinle kara çarşafları sararken,
Ben beklemek hanesine bir yeni sonsuzluk ekleyip yağmurlarda yıkıyorum edepsiz sensizliğimi…
…
Yoruldum be Adam! Artık sana ait düşlerimi kaldırıyorum raflara…
Bir Ruha Delilik Bulaşırsa
Pinpirikli Günlük Haziran 22nd, 2008

Bugün doğanın müzikali ile uyumlu bir yalnızlığım var.
Bir kıvılcımla ateşlenmeye hazır bir delilik…
Ve;
Hiç ölmeyecekmişim gibi davranıyorum tarçın kokulu akşamlarda,
Erteliyorum anlarımı,
Sonra diyorum yaşanmasını istediğim hayallere,
Yarına atıyorum umutlarımı…
Bir valiz dolu umut ve hayallerle hiç ölmeyecekmişim gibi bekliyorum…
Fotoğraf; Juan Rulfo’ya aittir. Der ki; Bir ele kan değince artık o el eskisi kadar masum değildir…
Dokuz yaşında birden bire olgunlaşmak zorunda kalan bir çocukmuş
İlk Nur’uma
Pinpirikli Günlük Haziran 20th, 2008

İçimde bir şey var bugün.
Ruhumun kıyısında kırmızı etekli, yeşil tokalı kızlar ip atlıyor.
Küçük erkekler top koşturuyor.
Köşede biri Pinokyo’yu okuyor. Kırmızı ayakkabılı bir kız ayakkabısının tekini arıyor.
İçimde bir şey var bugün.
Bütün pencereler bugün güneşe açıyor yüreklerini. Bütün çorak topraklar yeşile çalıyor. Çocuklar serilsin diye bedenine.
Bütün güzel rüyalar iyilikle anlaşma yapmışlar. Çocukların rüyalarına girip bütün güzel rüyaları gerçekleştireceklermiş.

Bir bebeğimiz olacak biliyor musun?
Küçük elleri, kibrit gibi parmakları olan,
Minnacık ağzı, erik gibi burnu olan,
En önemlisi bir avucumun içini doldurmayacak kadar yüreği olan…
Ya bunun anlamını biliyor musun bir bebeğimiz olacak?
O ufacık damarlarının belli olacağı bir tene sahip olan,
Gül gibi kokan,
Yağmur gibi kokan,
Gülmesi tınılı,
Ağlaması acı ile özdeşleşmiş bütün keman seslerinden daha çok koyan.
Ben bugün teyze oluyorum.
Derlerdi ‘teyze anne yarısıdır’ diye. İnsan içinde olmadığı durumu anlayamayacağı gibi bu söze de tam gönülden ‘he hı’ demiyordum.
Şimdi anlıyorum. Yüreğim yerinden çıkmak ve kuzumun yanına uçmak istiyor. Onun hep yanında olmak istiyor. Meleğimin her yeni anında hep bir nefes uzağında olmak, ilk tekme atışında mesela…
Of nen of…
Ah, ah bu bebek bilmiyorum ne kadar zırdeli bir teyzesi olacağından biri haber versin yaf…
Sonuçları aldığımızdan beri;
Ben havalarda uçuyorum bebe centerlerin önünden geçiyorum
Annesini sormayın zaten hala yeryüzüne indiremedik
Babasımı aman aman hala uzay boşluğunda Türk Folklor grubunu kurdu

Anneannesi mi? Patik örmeye başladı


19.06.2008
Endamın yeter senin…
Not:İlk Nuruma derken isim olarak değil gönlüme düşen nur diye düşünerekten yazdım…
Suskun Bir Masal
Yüreğime Eklediklerim Haziran 17th, 2008
Evren’e Hitaben…(www.evrengunlugu.net/ yazarı kendisi)
‘Onu kırmış olmalı yaşamında birisi.
Dinledikçe susması, düşündükçe susması…
Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi,
Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası… Özdemir Asaf’

Zaman uzun uzadıya akar, ne kadar engel olsan da durduramazsın onu.
Derin bakar hayata. Derin olduğu gibi usulluğu. Konuşsan sanki kaçacak gibidir susuzluğu. Hayat sever onu, o da hayatı. Derin kesikler atar hayat dilsizliğine,
Küsmez, dönüp arkasına gitmez çünkü bilir kanayan yaralarını sarmaya mutlaka bir el uzanır. Bilir sırf bu eller yanında diye küsemez hayata. Varlıklarını hissettiği için.
Yalnız değildir.
Bilir yalnızlığın en iyi ilacı yüreğine yeni bir yürek eklemektir.
(SUS BANA… 26.11.2006 tarihli yazıdan izlenim…)
Büyütür içinde ki düşleri. Evren; evren kadardır. Çünkü matematik işlemlerini bile aşacak büyülüktedir düşleri. Bir çay kokusunda hayatın anlamını bulur. Onun kokusunu her yerde bulabilirsiniz. Mavide yeşilde. Maviye âşıktır, yeşil olur anında. Bazen yer değiştirir sıkıldıkça yeşile âşıktır, mavi olur. Yani onu her yerde hissedebilirsiniz. Yazılarında maviye müpteladır, yeşille anlamlandırır kendini. (Bana Yeter Küçük Bir Hayat 29.07.2007 tarihli yazıdan izlenimlerden…)

Yaşamın ağırlığında mıdır bilinmez susar. İster ki susuşlarında anlasın beni ben yapanlar. Sessiz, sessiz anlamlar gönderir gökyüzüne. Gök anlam olup yağar yüreğine. Anlar o zaman yol uzun, umut çok…

Yalnızlığını sever; bir çocuk yüreğini sever gibi. Kendine ait susuşlar gibi kendine ait yalnızlıkları vardır. Yaşar, yaşatır. Bazen acır yüreği, alıp yanına sus oluşlarını sığınır yalnızlığın denizine. Eline alır kalemlerini gökyüzünü maviye, denizi yeşile boyar, birde üstüne gök kuşağını ekledi mi yarasını sarar. Gökkuşağın sonunda hazine sandığı mı? O çoktan bulmuş hazineyi, sonsuzlukta ki sevgileri.

Bakmayın ciddi, ciddi konuştuğuma. Hala kedilerin 9 canı olduğuna inanıyor. Çiçekleri toprak yerine gökyüzüne çiziyor. Bir elinde çikolata parçacıkları ile bir yandan yakar top oynuyor. Ütüldüğünde küsüp, küsüp gidiyor sonra dudaklarını büzüp geliyor ve alıp kaçıyor renkli bilyelerini. Ama o hala en çok yeşil ile maviyi seviyor bilyelerinin içinden.9 kiremit’i dizerken bir düşe bir taş koyuyor daha sağlam olsun diye düşlerinin.( YALANLARIM 10.10.2007 tarihli yazısından esinlenilmiştir.)

Ayak yalın bırakın yapmayacağı haylazlık yok gibidir. Sessiz sanırsın, hani şöyle oturaklı efendi çocuklardan sanırsınız ama yanılgı çukuruna aniden düşüşe hazırlıklı olun. Böyle ağır çekimde sessiz, sessiz samanları yürütür suya. Şaşkındır. Hayata hep bir şaşkınlık içinde bakar.Kafasını bir sağa çevirir bir sola… Anlamadığına bir kaşını kaldırır ‘hey sende kimsin?’ der. Ve erkeklerin kronikleşmiş hastalığı; iğneden korkuyor sanırsam. İşte öyle… Hani herkesin içinde yaramaz bir çocuk vardır ya Evrenin içindeki çocukta evren kadar yaramazlık var. ( kendimi öyle kaptırdım ki sanki 50 yıldır tanıyor gibi yazdım. İTİRAFLARIM 20.12.2006 tarihli yazısından esinlenilmiştir.)

Zaman geçtikçe yüreğinde nasırlar oluşmuş. Ansızın trene binip hayatın içine atlayabiliyor. Rüzgâra el uzatıp yüreğini alıyor. Korkuyor korkutuyor. Büyüdüğünün farkında. Hayatın içinde hem oynuyor, hem karşısına geçip izleyebiliyor. Hayata itirafları çok, sorular soruyor cevapları buluyor. Ağır olsa da cevapları savunuyor… (ÖĞRENİRİM ELBET 13.09.2007, NE OLMAK İSTEDİM, NE OLDUM 13.12.2006 Tarihli yazılarından bende kalanlar.)

Annesinin avuçlarından içiyor her akşam, gücünü annesinin kokusundan alıyor.
Babası… Usul, usul uzandığı… Uzun, uzun cümleler kuramadığı yürek… Geceye bir pencere açıp yıldızları çiziyor ilk, sonra Ay’dan diğer yıldızlara ip atıyor. Hamak kurup babasına soru işaretlerinden arındırmış susuşlar gönderiyor her gece. (SAHİP OLAMADIKLARIM 10.02.2007 tarihli yazıdan bende kalanlar…)

Sevdi mi bütün kadınlar yüreğindekine benziyor. Sarıyor sarmalıyor. Uzaktan, uzaktan seviyor, gözü ile. Özlemi Kaf dağına çıktı mı yâr’in soluğunun dibinde buluyor kendini. Sevdi mi ne kendi kalıyor ne başka bir şey olan her şey yâr oluyor.
Sevdi mi susturuyor bütün sesleri,
Sevdi mi çıkarıyor bütün nefretleri yüreğinden,
Sevdi mi korkusuz oluyor yüreği,
Sevdi mi çırılçıplak seviyor,
Savunmasız kuruyor cümlelerini sevgi savunsun diye…
Biliyor sevmek özgürlüğün diğer adı. Sevmek özgürlüğün harfleri…
(Kalbime Her Mevsim Sen… 01.12.2006, BİR SEVEBİLSEK 19.12.2006 tarihli yazılardan bende kalanlar…)
Serde Kadınlık Var
Pinpirikli Günlük Haziran 16th, 2008
Kahvaltı yaptım. Suskun, suskun… Bildiğin kahvaltı işte. Durgunum dalıp dalıp gitsemde tam batmıyorum.
Son zamanlarda zeytin yemiyorum. Daha doğrusu yiyemiyorum. Ege geliyor aklıma Yunan kokusu kalıyor boğazımda. Aklıma ‘nedensiz’ uzak düştüğüm deniz sevdalısı adam geliyor. Boğazımda kalıyor bütün yaşanmışlıklar, yeni bir yaşanmışlık içsem de gitmiyor yüreğimin ağrısı.
Demeyin bana zeytin. Demeyin bana Yunan kokusu. Aklıma geliyor ‘birgün bulaşacağız ayrı yönlerden gelip’ diyen adam..
Artık basmalık peynirler geçmiş zamanda kaldığından beri sofraları süslüyor krem peynirler. Taze ekmek kokusuda yok etrafımda. Bunu sürerken Okan Bayülgen geliyor karşıma oturuyor ‘ben buldum, ben buldum’ diyor…
Son zamanlarda domatese düştüm. Tuzlayıp tuzlayıp yiyorum. Yanında nane yok, havada nane kokusu yok. Nane dilimde hep huzur olarak anıldı. Ama şimdi mutfakta ne nane var nede kokusu.
Kahvaltı dedik ya Birde aylardan Haziran babam geldi aklımın baş köşesine oturdu. Haziran sabahları aile kahvaltıya hazırlanırken traş olurdu yayarken traş kokusunu etrafa.Beyaz atletinden dışarı çıkardı geniş omuzları ve ben en çok onu severdim Haziran sabahlarında. Çünkü ekmek parasının bedeliydi geniş omuzları. İnsan traş kokusunu özler mi Haziran sabahlarında?
Dün babalar günüydü. Bu gibi günlerden ya nefret edersin ya seversin. Ben mi? Bilmiyorum…
Gece kabuslarla savaştım. Ben kaçtım birileri kovaladı. Aynada ki gözler geceyi yeniden yaşıyor hala. Sanki cennet ile dünya arasında kalmış iki yerdende kovulmuş bir melektim. O kadar aykırı ve bir o kadar ürkek…
Sonra otobüse bindim işe geldim.
Of be kardeşim gelmeyin bu kadar üstüme kanımda kadınlık var ,
Ağlar, çeker giderim…
İnsan Özünü Özler mi?
Pinpirikli Günlük Haziran 14th, 2008
Bir varmış bir yokmuş masallarımızda tükeniyor hızla.
Neden!?
Neden gitmek için geliriz?
Neden bitirmek için severiz?
Neden vazgeçmek için bağlanırız?
Aşk; Kundaktaki bebeğini bırakıp gideli çok oldu.
İnsan;
Serin Haziran sabahlarında mutfaktan gelen -nane- kokusunu özler mi?
Pide ekmeğinin küçük dilimlerinin arasına bir tane çilek koyup onun çilek kokusunu özler mi?
Kuyruğa girip taze ekmek kokusu eşliğinde pide kuyruğunu özler mi?
Özlermiş…
Perde Arkası Soluklanmalar
Pinpirikli Günlük Haziran 12th, 2008
Nerde kalmıştık. Kaldığımız yerden devam edelim. Bugünlerde fazla romantiğim. E böyle ormantik olunca toparlanmak zor oluyor. Aşk meşk fazla ayağıma dolandı bugünlerde. Ama bak kızım dedim. Hemen hazır ol duruşuna geçti. Malum beni hiç kıramaz pinpirikli kızımız. Yeniden toparlandım bu kadar dağınıklık yeter ama dimi?
Bak aşk meşk kafamın tasını attırma fena olur. (Menenjit kaçtı biraz bugün bana)
ya tamam kafayı anladık tası anlamış değilim. Kafanın üstünde ne işi var? Varsa neden atıyorsun yazık değil mi Yaf. Çorba yemek falan yaparsın. Yok, bizim dilimiz gibisi var mı? Yok, onun için sonuna kadar kullanıyoruz.
Etrafımda ki insanlara bakıyorum dilleri pabuç kadar. Sonra da dönüp diyorlar ki sen kendi diline bak. Bakıyorum pabucum kısa benim. E o zaman dilimde kısadır dimi?
Bugünlerde dünya bir acayip ya, Nereye gidiyoruz? Arka fonda cem karaca bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete. Valla Cem abi ben at arabası ile gitmek istiyorum nasıl olacak? İsteyen uçak da kiralayabiliriz. Döbe yarabbim!
İnsanlar tuhaf şeylerle uğraşıyor. Neden hayatımızı boşa harcamakta üstümüze yok ki anlamıyorum. Nerde anlamsız, zamanı boşa harcayacak olay varsa onlara mıknatıs gibi yapışıyoruz.( olayı daha fazla açmıyorum örnek verirsem net tabanı çöker o kadar çok yani.) ömrümüzü mahvettikçe mahvediyoruz oh karşısına geçip birde ağıt yakmıyor muyuz anacım bitiyorum şekil ben! Ayşe teyzeden sipariş ettim hayatımı Ace ile yıkayıp bembeyaz yapacağım.
Arkadaşlarımın arkadaş olduklarını daha iyi anlıyorum son günlerde. Ben mesaj çekmezsem kimse beni arayıp sormuyor. İşin tuhaf tarafı da mesaj atan benim aramıyorum diye sitemler alan yine ben. Mesaj atarken ben seni aramıyorum dikkatini çekmek istiyorum. Diye yanlışlıkla mesaj mı atıyorum acaba?
Herkes herkese sırtını dönmüş durumda, yok yani bu yeni moda sırt sırta verip otururken destek almak için mi ki?
Bir gün insan; en yakın dostunu, her şeyini bir gün içten içe sana karşı köyler kurduğunu fark ederse ne olur? Sana bakarken çiçekli!!, çiçekli!! Baktığını fark edersen? Aslında sen onun; senin hep Leyla olmanı istediğini sanarken senin kargamel olmanı istediğini fark edersen ya? Bu konu hakkında o kadar çok cümleler yazarım ki anlatamam. Ama değmeyecek!
Kıskançlık;
Neden bir insan saf duyguları bırakıp bu duyguları giyme ihtiyacı duyar ki?
Neden hayatın en saf yönünü bu duygular ile lekeler ki? Buna Ayşe teyze bile çare olmaz! (her zaman ki gibi istisnalar karnede ki notları bozmaz!)
Lanetler okuyasım geliyor ama ne yazık ki bu duygunun alfabesini bilmiyorum. Bana hiçbir zaman kıskançlık ve lanet harflerini öğretmediler.
İçim bunu fark ettiğimden beri parça, parça. Bir haftadır ne yerdeyim ne de annemin püf yastığında! Birleştiremedim hala parçalarımı. Ki birleştirme gibi bir niyetim yok. Bizim köşede ki terziye götürüp çift dikiş attıracağım ki bir daha gereksiz etkiler ile parçalanmasın! Pembe rüyalarla tavuk kümesinde oyunlar oynadığım için kendime ceza ihbarnameleri gönderiyorum!
Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
En güzel dünyaları/yaktık ellerimizle
ve gözümüzde kaybettik ağlamayı :
bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp/gözyaşlarımız gittiler
ve bundan dolayı/biz unuttuk bağışlamayı…
Varılacak yere /kan içinde varılacaktır.
Ve zafer /artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar /tırnakla sökülüp/ koparılacaktır…
1941 Nazım Hikmet
Haziran 2008
Küçük Kalp Notu; Rüzgâr deydi gönlüme. Çıkmak neden zor bu fırtınadan? İçine aldıkça alıyor. Kurtulamıyorum. Kendime sözler verip sonra çiğnemek hakaret oluyor gönlüme. Kaçtıkça girdaba takılmak, Rüyalardan kaçmak neden bu kadar zor?
Dip Not; Bugünler de küçük bir süprize ihtiyacım var sanırsam. Kalbimin ağrısını unutup onla uğraşabilmek için. Amaaa nerdeee süpriz alsam sanırsam (hep vermeye alış olduğumdan) kötü birşey diye arkama bakmadan kaçarım
Tek Kişilik Vals
Düşüme Düştün Haziran 9th, 2008
Bekledim,
Bir ekmek kokusuna kanıp saatlerce sıcak ekmeği bekler gibi bekledim.
Sustum,
Arsız bir yanılgıdan sonra yanlışa sessiz ağıt gibi sustum.
Beklenen gel(e)medi, susan konuş(a)madı.
Canım acıyor, avucumdaki can kırıkları batıyor bugün bedenime.
Bebeksi bir tende unutulmuş öpücük gibiydi usulluğum.
En savunmasız yenilgimi resmediyorum aynalara. Düşlerim asılı kaldı kimsesiz kaldırım direklerinde. Kimse sormadı ‘son isteğini’. Bilindik cevaplar olduğu için mi?
Huzurum eridi buhar oldu yüreğimin kırgınlığına/kırıklığına. Edepsiz susuşlarım perdeyi yırttığında beri hiç güfteye tutunamıyorum, sevdanın yüzüne bakamıyorum.
Arsız bir rüyadan uyanmak isterken uyanamamak gibiydi. Bağırmak, haykırmak isterken seslerimi kitap arasında unutmuş gibiydim. Bu düş bozumu ellerimi kanatıyor vakitli vakitsiz.
Bu çırpınışlarım, ah çırpınışlarım…
Boş yere çabayla hazırlanmış ürkek bir tezdi. Gereksiz çalışılmış/hazırlanmış tek kişilik tiyatro oyunu.
Bir kare içinde dondurulmuş umut parçasıydı siyah beyaz.
Defterimin arasında kurutuyorum sözlerini. Defterimin kokusu dağılıyor yedi iklime. Çikolata kokusu… Ve düş parçacıkları dökülüyor ruhumdan,
Tek kişilik.
Sen; en zamansız yenilginin en güzel anı, En ateşli tango dansında unutulmuş bir karanfil. Ve tınılar arasında kaybolmuş özgürlük.
Bir gitarın yaz ve aşk melodilerine bıraktım düşlerimi, çırılçıplak soyunan benliğimi ayak yalın kumlara saldım.
Sen; bir çingenenin ayak yalın dansın da kaybolmuş hırçınlık,
Hayatın dansı,
Ve en ulaşılmazım.
Haziran 2008




