2 Haziran
Bekleyin anacım 2 Haziran ve sonrası bomba gibi geliyorum. Bambaşka pinpirikli pakize geliyor.:)
Bekleyin anacım 2 Haziran ve sonrası bomba gibi geliyorum. Bambaşka pinpirikli pakize geliyor.:)
Çıkmaz sokaklarda anlamımı kaybettim, sondan başa kovuldum. Bakışlarımı yollarına zincirlemeyi denedim. Geceye en savunmasız sözleri astım. Kaçmak geri dönüşlere adım atmaktı. Adına 29 harfi sığdıramadım. Yeni lisan buldum gözlerine. Kimse bilmeyecek sana bakışlarımı. Çünkü ben sana kimsenin bilmediği bir lisan ile bakacağım.
Kendimi kaybettiğim sokaklarda.
Hep en son sayfada unutuldum. Hayat çizgisinde çelimsiz ifadelerimle seni ararken bir dilek tutup gönderdim gökyüzüne.
Hiç bilmediğin sözleri tut. Ben payıma düşeni alacağım. Bütün sevdiğin kadınların arasında bir damla gibi unutulup gideceğim. Biliyorum/bilmek rüyadan gerçeğe ani uyanış.
Umut dağıt!
En azını bana ver. Ben içimde sen ile çoğaltırım.
Bir ney sesinde unutulmuş unutuluştu aşkın. Hatırlamak için yola düştüm. Heybemde sana dair balonları saklarken.
Ürkek gülüşün yeni fırından çıkmış ekmek kokusu. Bilirsin sokak da en çok taze ekmek kokusunu severim. Kimsesiz bakışların dut gölgesi, …
Ben seni sevmeye en son sayfadan başlıyorum. Arama başını lisanımı çözemezsin.
Mayıs 2008
Hüzünler eflatun kokar, eflatun aşkı nakşedilmiş rengidir. Yani senin rengin.
***
Fotoğraf: Leonid Afremov
Kendimi koca taş yığını gibi hissediyorum.
Yani şu kum topraklardan oluşan yığınlardan değil he. Koca koca taş olan yığınlardan.
Aynaya baktığımda palyoço gibi suratımı değilde koca taş gibi görüyorum. Annecimmm ben bile korktum he.
Sanki inşaat ustaları işçilerini toplamış beynimin içinde yeni beyin inşaası yapıyorlar he. Tak tak.
Penceremde o sevdiğim kuşların cıvıltısı beynimin içinde büyüyor büyüyor.
Beynim sanki kocaman boş bir kazanın içinde ve çomçalar tak tak içimde ötüyor.
Patlamak üzere olduğum çok mu belli yahu.
…
Sabah güzel bir gün olacağını umarak uyandım. Ama nerdeee Mustafa’nın dediği gibi uyuzlukları görmek için bakarsan tabi onları görürsün demişti. Ama ne yapim anacım onlarda kendilerini göstermek için Mehmet Ali’nin parmağı gibi gözüme gözüme sokuyorlar kendilerini ben görmeyeyimde kimler görsün yani.
Dolmuşa bindim.
Arkada ki bayan iki kişi uzatırmısın demesiyle lrkildim aldım parayı kaptana uzattım lafa bakar mısınız?
-İki bayan alır mısın?
Rezillik
Aradan beş dakika geçmeden telefonum çaldı
-Tatlım Temmuzda Adana’ya geliyorum.
-İyi bende İstanbul’a gideceğim.
-Gidemezsin beni kim gezdirecek
-Ben sana bir tane klavye bulurum. (tabi burda kavalye demek isterken)
Pencereden dışarı bakarken Belediyenin kamyonlarından biri geçiyor. 3 tane tekeri var yaf neden her aracın iki tanede bu kamyonun 3 tane. Tamam bazı kamyonlar işi abartıp 4 tane bile koyuyorlar. Acaba biri yorulunca diğerimi devreye giriyor? Eee ikiside yorulunca ne oluyor!
….
Tamam anlaşıldı ben NORMAL günümde değilim. Çok belli değil mi?
Beyin İstatislik kurumu rezilliğimin üst sevyelerde olduğunu saptamış hatta ölçmüş ama alet ölçemeyip patlamış bile ve bana beyin tatili verme kararında ortak olarak bulunmuş bulunuyorlar. Bu nasıl cümle ya
…
Ben bu uyuzluğumu nasıl atacağım derken kız kardeşimin mesaj sesi ile irkildim(bende amma irkilmeye başladım he )
Not: seni seviyorum
Dipnot; seni çoooook seviyorum
Yerin Dibi Not: Seni canımdan çooooooooook seviyorum
Yerin Yedi Kat Dibi Not;YAŞASIN PETROL BULDUM.
….
Allah’ım Nokta.
***
Fotoğraf: Leonid Afremov
Bütün gün mızmızlanıp oturmak istiyor canım bunun nedenini hala çözmüş değilim. Hatta bir kaşımı kaldırıp tavana bakıyorum. Minik kızın yaptığı gibi aklımı bulurum diye ama çık aklın beni bulacağı yok.
Uzun uğraşlar sonunda ayakta tutmayı başardım be benim gibisi var mı? Laf aramızda kendimi bugünlerde çok seviyorum. Başkası sevmiyormuş bana ne çokta değmiyor yani boşuna uğraşmayın(sözüm meclisten dışarı)Bana geldiğinde solgun bir külkedisi idi. Boynunu bükmüş ve kimsesizdi aldım onu sevdim okşadım galiba oda bana âşık oldu ki tüm güzelliği ile açıldı baksanıza.

Kız külkedisi bak seni sonunda görücüye de çıkardım daha ne istersin ya. Yakında seni istemeye de gelirler. Çok mu abarttım ne?
Hafta içi canım çok sıkkında. Suratım belediye görevlilerin işlerini elinden aldı ve yerleri süpürmeye başladı. Yani yakında Adana’nın merkezi en temiz mahalle diye seçilirse bilin ki benim pek muhterem suratım yapmıştır. Bende oturdum evde balkonumda ki çiçeklerle uğraştım. Malum şehir artık taş yığınlarına kendini teslim ettiğinden beri bir avuç topraklarla enerji atıyoruz. Tüm suç yine bizim yani. Yakında balkonumu küçük sera evlere çevirirsem hiç şaşırmayın yani.
Buda bizim küçük çam fıstığımız. Malum büyüteceğiz sonra dikip tepesinden çam fıstığı yiyeceğiz tabi ömrümüz olur mu bilmem. Oda yaşar mı bilmiyorum ama özel çaba sarf ediyorum. Yakın da evi milli bahçeye benzeteceğim. İçine birkaç tane de tavşan inek tavuk attım mı annemde beni evden atacak. Hatta diyorum küçük bir tavuk çiftliği falanda mı kursam ne şöyle küçük, küçük civciv kümesi ay süper. Kafamda civcivler annecimm.
Kızım yavaş gel yine duvara toslayacak he.Ya ne yapım topraktan ayrılamıyorum. Çok yakından çekmişim ya bulanık çıkmış. Bütün hafta sonunu miskinlik yaparak geçirdim. Ama nedense kendimi hala yorgun hissediyorum ya. Üstümde pijamalar ayağımda civcivli terliğimle elimde kahvem TV başında homurdandım. Yaf tatil yapmasam söyleniyorum tatil yapsam söyleniyorum anlamadım ben hala kendimi. Rahat batıyor anacım bana ben söyleyeyim size. Eşek gibi çalışacağım ondan sonra ayaklarım şişecek bide onun ağrısını çekeceğim ondan sonra kendimi iyi hissediyorum. Galiba bir gün işe yaramaz biri olmaktan korkuyorum. Pek işe yaradığımda söylenemez ama neyse. O kadar para döküp aldığım safahat kitabına başlayayım dedim. Hangi akla uyduğumu hala bilmiyorum. Hangi uyuz beni teşvik etti onu da bilmiyorum ama bu kitabı okuma zamanı için daha erken olduğuna karar verdim. Belki yaza. Herşeyin zamanı olduğu gibi bu kitabında zamanı var.Biraz hava atayım dedim ama hep bulanık çıkmış fotoğraflar. En yakın dostum her şeyim Ankara’ya düğüne gitmişti ve bana dönüşte ayraç almış. Ay ne kadar mutlu oldum bilseniz. Biliyorum ufacık şeyden mutlu olunur mu olunurrrrrrr. Benim gibi pinpirikli bir kız var başında. Ama gözü falan yok olunca yakışmıyor
arkasında yazan ve hep gizli olarak bana hitap şekli; Aha ordaki kız da ben pinpirikli Pakize sultan.Bir de hafta sonu bol, bol gazete okudum. Dünya’dan baya uzaklaştığımı fark ettim. Püf. O kadar ki youtube sitesinin yeniden yasaklandığını bile duymamışım. Yuh dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız da. Ama haberleri takip edince kendim den utanıyorum ya. Bu kadar rezillik olamaz ya. Ve bir işe yaramadığımı hissediyorum. Çaresizlik boyumuz kadar ve işe yaramamak. Ama neyse karar değiştirdim haberleri takip edeceğim.Pazar günü Hürriyet’i okurken Soner Yalçın’ın köşesindeki haber ‘Ali Rıza Efendi İle Zübeyde Hanım’ın evliliklerinden bahsediyordu bilinmeyen yüzlerinden.
Ve Ali Rıza Efendi Zübeyde Hanıma hitap şekli beni on ikiden vurdu —Gülzar-ı Cennetim Zübeyde’m kaç sevgili yâda evli çiftler eşine bu şekilde ifade ediyor ki? Yâda buna yakın ifadeler.Artık sevgi sözcükleri de kalktı. Arada duyuyorum balkona çıkınca;—şii baksana
—bakaleeeee
—babana seslensene kızım
—anneni çağırsana kızım
_ Heriffff
Bir balıkçı kahvesinde sen ve ben,
Ve bize ait olmayan gökyüzü…
Ben sana daha ait olmadan
Parçalara bölünüp kumsalların oluyordum
Kimsenin bilmediği bir lisanı çözer gibi
Bakıyordum sana,
Bilmesen de
Hissetmen umudu ile.
Deniz kokusu,
Parmaklarımda gezinen umudun,
Dalgaların hışırtısı
Bir varmış bir yokmuş gibi yakınlığın.
Kumların usulluğu,
Ve aitliğin İstanbul,
Bütün balıkçı kıyıları seni tanıyor
Ben onların olmak istedim hep,
Bir sabah kendimi denizkızı olarak hayal ettim
Köşelerde ki sabah kahveleri,
Bütün güzel sabahların gülümseyişi ben
Bir masa bir sandalye,
Bütünlüğünü bana vermek isteyen gözlerin.
Benim aitliğim Akdeniz’de
Sen İstanbul’un yokluğunu taşırken.
Bütün kaldırım taşlarına taşıdım kokunu,
Kulağımda
Kıyıların kimsesizliğinin çıplaklığı
Şehir ve sen
İstanbul…
Bütün sokaklara öğrettim adını.
Hangi kestirmeden çıksan,
Yine adına çıkarsın.
Hangi kaldırımda kaybetmek istesen kendini
Yine sana varırsın.
Bütün parklara yokluğunu taşıdım
Ben yokluğun kokuyorum.
Bu bir uyarı mahiyetindedir dikkatine;
O kadar dolduruyorsun ki içimi dışımı dünyamı sen ile
Şımarırım bak,
Sonra sensizlikte usul, usul ağlarım.
Bütün sabahlarında olmak için yola çıktım,
Bekle beni.
13.Mayıs.2007
***
Fotoğraf: Leonid Afremov
Ne zaman canım sıkılsa atıyorum kendimi kaldırım taşlarına. Nerde selvi ağacı nerde defne ağacı varsa diplerine, diplerine giriyorum Beni sakla beni yok et der gibi. Birde çam ağaçları var ki varlığını ve yokluğunu bilemediğim. Japon güllerinin yanından rüzgâr gibi geçiyorum. Sonra akşamsefalarının kokusunu üstümde taşıyorum, aşk merdivenlerle dolu bahçeler. Sonra aklıma düşüyor kaktüsler. Bir o kadar tatlı ve bir o kadar vahşi. Neden kendini sevdirmez ki kaktüs. Ama oda çiçek neden hep köşede unutulur ki?
Sokakta yürüyordum aklımda boyumu bile geçen düşünceler ve sinir çömlekleri vardı. Aklıma taktım mı yani demir yollarından bile daha uzundur düşüncelerim. Atmalıyım dedim bu karanlık karabasan düşüncelerimi atmalıyım.Gözlerim havada gökyüzüne bakıyorum. Malum belki aklımı bulurum.
Hep otobüslere binip kollarımı çeneme çekip akıp giden mekânları izlemek istemişimdir bu durumlarda. Akıp giden zaman gibi akıp gitmeliydi bu mekânlar. Ben başka mekânlarda başka benler bulmalıydım. Gözlerini sımsıkı kapatmalısın. Kolların çenende sarkıyorsun otobüs camlarından. Şoför bakıyor sana sarkma der gibi. Aldırmıyorsun rüzgârın yüzünü okşamasına izin veriyorsun. Önünden geçiyor mısır tarlaları sanki acelesi varmış gibi koşuyorlar ardı ardına, sonra doyamadığın pamuk tarlaları. Sana el sallıyor pamuk işçileri aklın seni terk edip yanlarına gidiyor başına bir yazma bağlıyor. Sonra başak tarlaları hızla geçiyor gözlerinin önünden. Yeni yetme delikanlılar gibi toprak, altın sarısı başak kızlarını gözlerine kestiriyor. Ayak parmaklarının arasından kayıyor toprak. Gıdıklanıyor ve gülüyorsun. Hışırtısını yanağında bırakan kamışlar. Dere uzayıp giderken… Sen seni terk edeli çok olmuşken sımsıkı kapatıyorsun gözlerini rüzgâra izin verir gibi.
Ama hep hayaller yarım kalır. Daldığım hayallerden soyunup gerçek kimliğimi yeniden giydim.

Bir selvi ağacının dibine girdim belki defnede olabilir bilmiyorum ama çam olmadığı kesin. Belki de yakışıklı ve güçlü olan çınarda olabilir. Kim bilir. Kocaman gövdesine ne zaman dokunsam bütün kötü düşüncelerimi alırdı. Sırtımı dayadım ağaca, kabukları kadar sert değildim ve güçlü. Neden hep en zayıf duvarlarla ördüğümü düşündüm kişiliğimi?Sırtımı dev yaşlı çınara verirken avuçlarımın içini ona teslim ettim. Gözlerimi kapattım sımsıkı. Güçlü olmak zorundaydık. Savaşmak için vardık. Fırtınaların kaptanıydık. Kendimi avutan bir yığın sözlerle açtım gözlerimi. Kıpırdamadan,Gözlerimi o dev cüssesi ile beni kendine alan ağacın dallarına baktım. Dönme dolap gibi dönüyordu her şey. Dallar etrafımda Mevlana rolüne soyunmuştu. Aklımda sadece serçelerin müzikleri, yapraklar hışırdıyor Ben dönüyor dallar dönüyor avuçlarım çınarın vücudunda iken.
Ve ben senin kadar güçlü olmalıyım dedim. Duydu mu bilmiyorum ama giderken karanlığımı ona vermiştim…
***
Fotoğraf: Leonid Afremov
1.2.3 ve perde derken hayat, neden en ulaşılmaz yerinden bize baktığını çözmeye çabalarız hep.
Oysa çözemeyen ve sınıfta kalan hep bizizdir.
Öylesine başladım. Her şeye,
Yeni güne merhaba derken,
Otobüsteki buğula cama,
Yollardaki kaldırım serçelerine
Hepsine öylesine merhaba derken,
Ölümlerin neden aniden ve çıplak geldiğini hep merak eder gibi gökyüzüne baktım.
Vazgeçmek bu kadar kolayken,
Neden sahip olmak ve
Bir şeylere ait olmak bu kadar zordu?
Çözmek annemin sandığına saklanmıştı yine.
Kaderi verilmişti sandığın
Benim olmayan çeyizimde başköşeyi çekecekti.
Hayatın yollarını bilmiyordum,
Zaman hangi pusuda vuracaktı onu da seçemiyordum.
Ama gözlerinin en kestirme yerinden kalbine inecektim.
Dudaklarının çukurlarına bir tümce kurup nefesindeki bilmeceleri çözüp
Kır kahvesinde seni bekleyecektim.
Adını fısıldayıp,
Hayatın en ulaşılmaz yerinden sana merhaba diyorum.
Ben,
Bu
Kendinin ne olduğunu unutmuş dünya’da,
Ellerimi gökyüzüne açıp ‘yeter’ dediğim yerde
Çimenlerin üzerinde
Denizin iyot kokan kumsalında
Seni sevmek adına ne varsa,
Hepsini heybeme katıp,
Yollara düşüp
Seni sevmeye geliyorum.

Bekle,
Seni olmamaya geliyorum.
Hep sana ait olup hiç senin olmamaya geliyorum.
Bilmeyeceksin.
Tıpkı diğerlerinde olduğu gibi,
Silinip gideceksin.
Bekle…
11.05.2008
***
Fotoğraf: Leonid Afremov
Aslında ne yazacağımı bilmiyorum ama 3–4 günlük rapor vermem gerektiğini biliyorum.
Nerden başlamalı acep?

—Annemin bana fal baktırdığı ve falımda uzun boylu sarışın ela gözlü dalyandan mı bahsetmeli?



Peh karar verdim

Pes dedim bu kadar olur.
Kahve falı bu kadar ayrıntı verir mi yahu?
Tamam, hadi başa sarıyoruz.
Şimdik cumartesi bana tatil verdiler. Kız sen cumartesi gelme tatil yap dediler. Bende cubba atladım tabi. Böyle bir fırsat kaçar mı atlamalı hemen 
Cuma ikindi vakti telefonum çaldı ana numaraya bir baktım bizim minik kız.
Anam, anam ne yapacağım açtım en kibar halimle
Var ya sesi de aynı haylaz yaramaz birde yerinde duramayan çocuklara benziyor.
Bak Allah’ın temiz kulu olmalı ki cumartesi izin vermişlerdi bana. Bende dedim cumartesi çalışmıyorum olur.
Tamam, buluşacağız cumartesi 13.00 gibi.


Sabah 6 ben gözlerimi tavana diktim.
Ya yalvarıyorum kızım uyu.
Dinlen diyorum çık gözümü kırpıyorum bir bu yana bir oyana dönüyorum uyuyamıyorum Allah’ım yarabbi.
İn midir cin midir ortam kötü. Ya cici rolüne girmiş kötü cadı ise bu kız dedim. Birde annemin anlattığı masalları dinleyince masal değil anam korku filmi iyicene ayak oldum ben hehe.
Tabi bu düşüncelerden sonradan bin pişman oldum ama çaktırmayın.
İki saate yakın dolaşmışım alışverişte kendimi unutuyorum ya helede kokulu mumları görünce kimse tutamıyor beni.
Derken çok güzel tablolar gördüm. Aklımdan minik kız geçti.
Dostluğun ilk adıma eli boş gidilmez dedim. Kapıdan içeri elindekiler girmeli ki beni görünce malum estetiği bozulacak ya bu küçük sürpriz görüntü kirliliğimi yok etmeli hehe.
Hatta markete girdim çikolata alacaktım. Benim gibi deli gibi çikolata sevdiğini duymuştum ama yuh artık kızım dedim.
Hatta belki seni yanlış anlar içine zehir falan koydun diye düşünür dedim ne kadar süper düşünüyorum dimi.
Bende çok iyi kurgucu olur hehe.
Ama zevkini huyunu suyunu bilmiyorum ki ya beğenmezse. Neyse küçük bir saatte karar verdim. Hatta sırf beni hatırlasın diye pembe renkli olanını aldım. Çok ciciyim ben ya hehe.
Neyse buluşma yerine gittim aradım dolmuştayım dedi.
Bende refleks haline gelmiştir tam saatinde giderim her yere isterse bekletsinler. Böyle garip kuralım vardır. Neyse biraz gecikti. Ya mavi giymemişse dedim kendi kendime iyide kızım bu kız neye benzer nasıl tanıyacaksın diye kendimi o esnada bir güzel yedim mi?
Oturduk bakıştık gülüştük.
Uzun, uzun konuştu ben ise sustum. Aslında çok konuşan ben dut yemiş bülbül gibiydim. Gözlerini sevdim en çok çocuk gibi neşeli ve kaşları ile gözlerini o kadar güzel oynatıyordu ki o konuştu eğdi başını kaldırdı daldı sustu benim gözlerim gözlerindeydi.
Bir saat boyunca bu gözleri nerde gördüm diye düşündüm durdum hatta bu yüzden dalgınlık bile geçirdim.
Dondurmasız olur mu?
Yerimizi kaptırmayalım diye beni oturtturdu kendi almaya gitti uyuz.
Ama mecburen oturmak zorunda kaldım daha önceki yerimizi bir yaşlı teyze kaptı biz ortada kalmıştık hehe. 
Konuştuk, yani biri susunda motorunuz soğusun dese yine konuşurduk onada laf bulurduk
Sonra çıktık yürüdük parka gittik. Hatta bende Adana’yı dolaşacağız diye düşündüm meğer o dalmış gitmiş. Hadi ben çok akıllıyım ya sen? Dedi güldüm parktaki fotoğrafçıları görünce aklım gitti ne yapım hehe.


Ama çok eğlendim. Kes, kes film bitti.
Son vapurun gidişi gibi bir burukluğu vardı gözlerinin
Belki de gözlerine en güzel yakışan şarkıdır yağmur yüreklim.
Evde kendi kendime kalınca o bakışların kime ait olduğunu buldum.
İlk işe girdiğimde beni hayattan bezdiren o şahsa aitti gözleri.
O kadar nefret ederdim ki kendisinden adını bile anmazdım. Ama yıllar sonra o sevmediğim gözler huzur dolu ve haylaz gözlere dönüşeceğini kim bilebilirdi ki?
Hanem bir dost daha buldu.
Öylesine karamaktı niyetim ama yüreğim nedense klavyeden akmak istedi. Akıtmak istedi içinde ki akşamın gidişini ve yüreğimin öfkesini hüzne bırakmasını.
Bir bayanın sesi tırmaladı kulağımı. Öf buda nerden çıktı derken kulağım hemen sofrasına misafir oldu. Yani halka açık umumi bir yerde sofra açmış derken içimdeki sesin, sesi burkulup yerini pişmanlığa bırakması saniyeyi geçmedi.
—abla ne olur parka götür de göreyim.
Tam çakmasam da durumu çaresizlik sesinde titriyordu. İçimde hüzün başladı bayrak sallamaya.
—abla ne olur oğlumu parka götür de uzaktan göreyim. Uzaktan bakacağım sadece. Öpmeyeceğim sarılmayacağım, koklayamayacağım.
Sinirlerim tepemde çıkmış hoplamaya başladı. Şeytan dedi al telefonu elinden karşı tarafa ağzına geleni söyle.
Ben başladım her zaman yaptığımı 1.2.3…9 saydım sakin olmak adına.
Zaten başka bir hayata seyirci kalmaktan başka ne işe yarar ki bu işe yaramaz bedenimiz? Başka ne işe yarar ki bu vurdumduymaz ellerimiz?
Hangi ana çocuğundan uzakta kalabilirdi ki? Hangi mantık bunu içinde savunabilirdi ki. Uzak durmasını, sadece içinde sığmayan sevgisi sağlıyordu.
Ya o çocuk. Anasının kokusundan uzak kalması ömrüne mal olmayacak mıydı? Dünyanın bütün kokularını da koklasa içinde kalmayacak mıydı anasının kokusu? İstersen bütün kokuları getir ana kokusunun yerini tutabilir mi?
O çocuğun içindeki burukluğu öteki dünyada hangi varlık hesap verme cesaretinde bulunabilirdi ki?
Çevremde herkes benim evliliğe ne kadar sert baktığımı bilir. Belki de yaşadığım aile ortamından dolayıdır. Hayır evlenmeyeceğim derdim, ben çocuk yapmayacağım derdim. Bu dünyaya bu pis dünyaya getirmeyeceğim derdim.
Elleri pisliğe dokunmayacak, o minicik ruhu kirlenmeyecek derdim. O saflığını hiçbir zaman yitirmeyecek bebeğim bu dünyaya bu kendini kaybetmiş dağıtmış dünyaya gelmeyecek derdim.
Sonra içimden sızlanırdım.
Pişmanlık duyardım.
Bunu duyduğunu ve kırıldığını hatta usul, usul ağladığını hissederdim.
Kimse bilmezdi bu söylediklerimin içimi acıttığını.
Kim istemez ki o saflığı kucağında taşımayı
Kokusunu duymayı.
Bilirim anne kokusundan sonra en vazgeçilmez bebeğinin kokusu.
Bir yanım sert duvar gibiyken bir yanım olmayan bebeğimi istiyordu.
Savunmasız dünyada savunması olmak,
Kanatsız yüreğine kanat olmak istiyordu bir yanım.
Ama yinede siz bilmeyen acıyan yanımı, Uyurken bile özlendiğini.
***
Fotoğraf: Leonid Afremov
Amacım birşeyler anlatmak değil yani boşuna beklemeyin.
Öylesine karamak için karalamış bulunuyorum. Dün kardeşimi kaçırma eyleminden sonra pazar günü çalışma cezası yedim iyi mi? Bari yanında arı balıda verselerdide olmayan iştahım açılsa idi pöf.
Ben pazar günü öğlene kadar uyuma planları kurarken (yandakide aynı ben)(bu mahkeme kararıda nerden çıktı.
…
Aldım kuzumu dondurmacıya götürdüm bir saat baş başa konuştuk gülüştük. O bir saat bana bir haftayı çuvalla vermiş gibi geldi.
Sakız çiğniyordu habire kız bırak dedimsede inat uyuz benim gibi bırakmadı
çakkıdı çakkıdı
oldu birde kenan doğuluyu getirim istersen dedim.
Güldü.
O çocuk gülüsemesi ile bir daha ne zaman görecem derken Temmuzda gideceğim aklıma geldi.
Temmuzda gidecektim ne üzülmeye değerdi aklıma kına yakayım emi!
Aslında sakız çiğnemesinin tek sebebinin gideceğim diye üzüntüsünü belli etmemek için ağzı ile spor yapıyordu anladım ben
Çok zekiyim çokkk.
…
Elimde küçük çanta ile otobüsün gelmesini beklerken,
Babama İstanbul’a gelirsem uçakla geleceğimi yolları çekemem ben demiştim oda,
İstabul’a gelirsen otobüsle gel hatta İstanbul’a gelişi sabaha ayarla o güzellikleri gör. Yoksa istersen yine gel uçakla ama güzellikleri göremezsin.
Haklı babam güzellik lazım bana. Güzel olabilmem için.(buda ben)
…
Otobüs beklerken gözleri siyaha çalan bir genç ile gözgöze geldim.
Elini çenesine koymuş bir noktaya bakıyordu. İki kaşının arasında çizgi. Bu çizgi çaresizliğin işareti biliyorum.
Nerden biliyon belki derisi gevşemiştir demeyin.
Öyle derindi ki bakışı yanına oturmak geldi içimden. Beyaz teni kıvırcık siyah saçları. Oldu olası beni beyaz tenliler çekmiştir. Ama hiç bir zaman benim olsun demedim. Yani olursada hayır demem dememi beklemeyin.
…
Gözleri siyaha çalan adam
Hangi gece de çaldın siyah çarşafı gözlerine
Gözleri geceye çalan adam
Çarşaf niyetine neden saldın üzerine bu siyahı
…
Öyle işte köylü köyüne evli evine. Ahhh ahhh beni ne falcılar astronotlar istedide varmadım.
…
Elim yüreğimde yine onun hasreti ile kaldım Kokusu koynumda
yazması yatağımda kaldı…
…
şiii yanlış anlamayın yaf
***
Fotoğraf: Leonid Afremov