Bazı Anlar

Yazmaktan ‘vazgeçtiğim’ anlar oluyor bazen,
Hani o ‘yazmak sihrinin’ oluşturduğu bulutu ‘yırtıp’ kaçtığım anlar.  Ve –susmak- için bir sürü –nedenler- sıraladığım anlar.

Nedenlerime bile –neden diye –soramadığım- zamanlar. 
Kendimden kaçıp, kaçıp-
-Karanfil kokularına- sığındığım zamanlar Bildiğim,
Öğrendiğim,
Ezberlediğim
Yâda zorla ezberletildiğim.
Her şeyin –yalan- olduğunu yeniden, yeniden -anladığım-

-Kandırma- zamanları… 
… 
Bugünlerde ruhumun kimsesi yok/kimsesiz.
Susuşlarım bile
Nedenlerim bile kimsesiz…  Hadi uyandır beni -bu kaçıştan-
Hadi tut elimden –çek- beni -kalabalıksız yalnızlıklarımdan-
Hadi –sustursana- -sana olan sus oluşlarımı- da
Hadi…
-Kimsesizliğimi sen ile kimselendirsene!- … Gözlerimi açsam da –sen- çıksan ömrüme Çıkacağım bütün yolculuklara –seni- alsam yeter -bir avuç yaşamıma-
Buralardan öylece yolculuklara –seni- alıp -kaçmak geliyor içimden-
Karanlık sorular peş peşe peşimde iken.
Bir notaya takılıp -akmak geliyor sana.-
-Senin için- bir avuç dolusu -karanfilli düş kurmak-.-İçimin senden geçesi geliyor.- … -çile kokladım, karanfil niyetine- Battım dünyaya sonra çıktım.

Yine -senin adınla- başladım günceme.
Dünyadan çıkmış insan gibiydim.
Suretini kaybetmiş.
-Sen varsın- diye yeniden –daldım- anlamını yitirmiş dünyaya.
Oysa kendi masalımı ben çoktan yazmıştım. Ben kendimi anlamıyorum ya
Sen anla beni anlamadığım yerden .…( gözlerin neden bu kadar derin? Bakma bana bir daha öyle derin, derin. Bakma diyorum sana. Baktıkça içimdeki buzullar eriyor. Ben içimdeki erimişliklerimle, ruhumun ıslaklığı ile gözlerinde boğulacağım birazdan. Bakma bana öyle derin, derin)…  Sana uzak şehirden yazıyorum bu gece.
Yalan inanma kendimi kandırıyorum
Ve süslü kelimeler kurmak için palavralar atıyorum. 
Bu gece intihara hazırlanıyor,
Sensiz geçen bütün saniyeler.
Teker, teker varlığını esir edilecek yakamozlu bu gecede. Bütün gün bekledim.
Bir saniyelik nefes sana ait.
Nefesini aradım gül kokularında.
Bulamadım, bu koca şehir esir alırken beni yine monotonluğuna.  Kim bilir?
Hangi sokaklarda koşturmaca oynuyordun.
Gözlerimi camlardan ayıramadım.
Sonra gökyüzüne dilekler uçurdum
Hep sana ait. 
Biliyorum fark etmedin ama ben
İlk kez bu kadar umutla doldum.

Ve ben ilk kez bu kadar hüzünbaz. Sana gitme demeyeceğim,
Ama ayak seslerin kalsa olmaz mı?  18 Nisan 2008
04.19 —23.59
Nisan adamı çarpar
Aman dikkat.. 

***
Fotoğraf: Serhat Demiroğlu

 

 

» 1 Comment

Sesimde ‘aşk’ geliyor bugünlerde…

30 MART 2008 PAZAR…/…23.16 

Hiçbir kalpte kalamam içinde ‘iyilik’ yoksa.

Beklemeden ‘giderim’ kalbim ‘git’ diyorsa…

Ben ‘küsmem’ hayata

Başkaları küsüyor…

Bir gün ‘ışıklar’ bana da ‘yanacak’ nasıl olsa…

Rüyanda kendimi ‘yonca bahçesinde koşarken’ gördüm

Çocukluğuma ‘geri dönmek’ istedim

Saçımı ördüm

Ne ‘yük’ vardı omuzlarımda

Ne derdim ‘oyundan’ başka…

Büyüdükçe kendime ‘duvarlar ördüm’… …Gülben Ergen-Yonca Bahçesi…  

 

Bütün şarkı sözlerini unuttuğum an/ve

Geri sarmak isterken, İplerin koptuğu sahne

Belki de yanlış replikleri okumuştum Hayata… Kim bilir… 

Kaç gündür sesim çıkmıyor/sitemlerime

Kaç gündür bakışlarımı değiştirdim/uzak şehirlere

Konuşmuyorum

Bakmıyorum/aynadaki bana

Dünya dönüyor/ben susuyorum Çünkü sesimden ‘aşk’ geliyor… Korkuyorum… 

 

Gün doğdu yeniden/suskun,

Yeni günü yaşamaya gücüm var mıydı bilmiyorum

Gücüm olsa bile bunu becerebilecek miydim? —hadi bismillah Bir çırpıda attım üzerimdeki karanlıkları/ve kalktım güneşe

Perdeler arasıdan beni çağırıyor penceremdeki güvercinler

Onlara da gücüm yok bugün… Tek, tek seni arasına ördüğüm saçlarımı topladım Sonra vazgeçtim serbest bıraktım… Ellerimle cilveleşen su/yüreğimin yandığı gibi/yakıyor tenimi 

Aynadaki bir çift kahve göz boşluklarla dolu

Nerde bu gözlerde okyanus

 Hani diyor ya Burçin ‘okyanus gözlüm’ Hani nerde?

Gözlerim bana bakıyor ben onlara/anlamsız/—hadi gülümse, hadi gül diyorum.—yoksa bütün saatler o/nsuz dar gelecek sana hadi…

Güldüm kendime/ demek ki ‘hala’ gülebiliyorum ‘kendime’

Dudaklarımı yanaklarıma iğneliyorum ‘gülüyorum bak işte’ 

Tam kendimi yerin dibine atarken/karanlığa-kimsesizliğe/ atıyorum kendimi sokaklara Benim gibi sessiz sokaklara…

Usul, usul geziyorum sevdiğim şehrin yüreğinde.

Usul, usul yağıyor yağmur beyaz tenime. 

Tenimdeki sana ait bütün lekeleri silmesini diliyorum gökyüzünden

Sonra geri alıyorum dileğimi…

 Seviyorum be şehir seni-yaksan da canımı- 

Bir adım atıyorum,

Bir adım da ‘seni’ çekiyorum içime Yüzümde yağmur izleri… Tenimde saplanmış sözlerin… Saatlerin ileri alındığını unutmuşum

Keşke yaşamlarda bazen ileri/geri alınsa!

 Kimse yok sokaklarda/tıpkı ruhum gibi-sessiz/

Kendi ayaklarımın sesi/yüreğimde ise yâr’in sesi//kokumda-bilinmeyen kokun/ İçim soluyor be şehir/Bahar geldi sana da

Turunç ağaçların çoktan giydi gelinliklerini

 Kokun sardı sokağımı

Kokun ‘eşdeğer’ ruhumdakiyle… 

 

Yüreğim! Dili lal yüreğim

Şehrin gibi yanık yüreğim… 

Seviyorum bugün yüreğimi de be…

Şehrimin hatırına. Ellerimi atıp yüreğine

Seve-sim geliyor yüreğini/ama olmuyor

Gözlerimi dayayıp derin gözlerine

Dalıp gide-sim geliyor uçsuz bucaksız çöllerine/ama olmuyor.

Gözlerimi açsam da,

Sen çıksan bir ikindi vakti

Kendimi esir ederken /asma yapraklı sokakta/ gün bitimine

Sen azat etsen beni sana… 

Tam ellerimi kaldırıp gökyüzüne

Gülümseyip şarkı söyleyecekken Korkup susuyorum…

Çünkü sesimde ‘aşk’ geliyor bugünlerde…

 

***
Fotoğraf: Serhat Demiroğlu

 

» 1 Comment

Aşk,Yeniden

Yüreği ah’larla dolu/şehir/sana yanıyorum bu gece…
Yolumun üzerinde binlerce kelime
O/na batırıp, batırıp çıkardığım
Ve
Ben her kelimeyi yoluna asıp geçiyorum gece/n/den…
Son durak;
Yine o…
Bu gece umuduna leke getirdim
Hadi bekliyorum/namusunu temizlesene…
Annemin duvaklığında mı kaldı med-cezirlerin
Söyle ne zamandır yüreğinde yangınlar var?
Benim ellerime bulaştı bile ateşler…
Seviyorum seni şehir/biliyorsun aklım İstanbul’da
Seviyorum seni şehir/umutsuzluğum İstanbul’dayken
Toprağında var senin vahşilik
Sen erkeksin İstanbul kadın
Senin yanık yüzün var İstanbul’un yüzü makyajlı…
Makyajı soyununca ah o güzellik
Nasılda doyulmaz…
Sen hayran ona/ben hayran ona…
Ellerin büyüktür yüreğin gibi
Yüreğin yanar toprağın gibi
Umudun beyazdır senin pamuk tarlaları gibi
Hiç yorulmaz mısın söylesene yanmaktan?
Bu şehirde sevdim ben karanlık sokakları
Bu şehirde düşündüm ben onu sokak lambalarının altında
Bu şehirde baharda tam on ikide vuruldum
Seviyorum be seni şehir
Baharın tehlikeli olsa da…
Binlerce tadı var kaldırımlarının.
Güneşin yakarken beyaz tenimi
Kaç kez kaçmak istedim senden bilmiyorum
Ama sen hiç bırakmadın tenimi…
Şimdilerde yeni mevsim yürüyor parmaklarımda/şehir
Söyle yanmakta güzel değil midir onun için
Haber saldım bütün şehirlere
Avuçlarımda kırmızı bir koku
Ruhum çoktan firar etti…
29.03.2008…/…00.20



Yasemin o/nun türevini alıyorum hala ben. Gözlerini bir azaltıp elleri ile çarpıyorum. Sesine katıp kendimi geceye yeniden katıyorum biz/i…
(…)
Hani olurda sonucu bulursam/ki sonuç bulmak her şeyin sonudur/
Ben çoktan ruhumu satmış olacağım kimliksiz kaldırımlara…
/O/ bilmese de…
Gözlerimden uyku akıyor/bütün gün/bütün gücümü emmişken
Direniyorum yastığıma kapatmamak için gözlerimi
Ya giderse gözlerimden…
Ne tuhaf bugün Aşk’ın tarifini değiştirdim Yasemin;
Aşk; olduğun yerde say/ıkla/mak,
Hadi gözlerimi kapattım çık ortaya…
Körebe…
Bu oyunu herkes oynuyor dimi?
Peki, kazanan oldu mu bu oyunda?
Ben hiç hatırlamıyorum
Sonu nasıl bitti bu oyunun?
Sonu yok mu yoksa bu oyunun?
Ne güzel!
Hadi Aşk’ın adını Sonsuzluk koyalım…
(…)
Yasemin bütün kontörlerim bitti.:)
29.03.2008…/…01.29

 

***
Fotoğraf: Leonid Afremov

 

» No Comments