Senin Adın Sinema Olsun

Ağustos 18th, 2008

”Cırcır böcekleri ötüyor, sokak turuncu. Gök uçuk mavi ama siyaha çalıyor arada. Pencereden sarkıyorum… Ve ben kimsenin umurunda değilim.” dedi kız çocuğu. Onun tarafından umursanmak, sevilmek, kanayan yanlarını sardırmak istiyordu.”

”Gel. Bir kişil yer var burda.” dedi adam.

”Gelsemde o parktanda kovulurum…” dedi korkak kız çocuğu.

”O kadar yaramaz mısın?’

”Hayır o kadar suskunum…”

”Sinema olsun senin adın. Park değil. Bir aşk filmi oynasın.”

”Gözlerinle sevmeyi ve sahip olmayı başarabilecek misin? Film biterse ya?”

”Etkisinden kalırım. Sinekleri anlatsana bana”

”Sinekler… Sevilmediklerinden bu kadar can yakarlar, sevilmediklerinden bu kadar vızıldarlar. Tenini emmeleri içindeki sevgini alıp yetinmektir aslında. Kimse onları sevmez. Benide sevmiyorlar. Sinekler tenimde kırmızı leke oluşturuyorlar. Bende onları çay bardaklarına hapsediyorum. Neden sordun?”

”Birşeylere kattığın anlamları seviyorum.”
”İyi bir kızsın sen. Neden bir sevgilin yok. Adı Hayat olan? Bir odunu sadece odun görmeyip baston olunca, bir yaşlı teyzeyle dost olacağını bilmek gibi. Renklerin var senin, belki ucu kırık ama açılmayı bekleyen boya kalemlerin. Boya kitabı hayat, seni bekliyor..”

”Hayat? Rengi kirlenir…””Ya senin? Sevgilin yok mu?”

”Var tabi hep düşüme düşen.”

”Düşüne düşene sahip olmak her zaman zordur. Uykun geldi ise susbilirim…”

”Ve sen konuştukça ben susabilirim, iyi geceler. Sevgilime sözüm var buluşacağız. Gece bitmeden yetişeyim.”

”İyi geceler. Selam söyle düşüne. Benim yerimede öpsün çukurundan(gamzenden)” kırılıyor kız kavuşmaya gittiğin ben olmalıydım dedi içinden.

”Boyalarınla oyna. Yalnız bırakma onları. İşe yaramazlarsa küserler…”

”Boyalarım yok benim…” küstü geceye, adama. Kıskandı düşü.

”Aptal olduğumu bilmiyordum?”

”Nerden çıktı?”

”Gecemin rengi nerden geldi? Hayal mi görüyorum. Gerçek olmayan sen misin yoksa?”

”Ben… Bilmiyorum. Belkide koca bir yalancıyım. Düşün bekler.”

”Benimle yada seninle, gece ile yada turuncu ışıklarla ilgili. Film, resim yada kadın. Islak saç yada nefes. Güzel kapanış istiyorum. Düşüme okuyacağım…’

”Köpekler havlamaya başladı. Ayaklarımı ayaklarının arasına aldın. Biliyor musun bugün hiç bebek ağlaması bölmedi geceyi. Çukurunu öpüyor. Bu neydi diyor adam ”Boyalarım. Sensin aslında.” Gülüyor adam ıslak saçlarını kokluyor kız çocuğunun. ”Sende biliyorsun, düşüm sensin aslında. İyi geceler kadınım…”

Biraz Zamansızım Galiba

Ağustos 16th, 2008

Zamansız büyüdüm galiba.

Daha trenlerden atlayıp gelincik tarlasına dalacaktım. Papatyalardan taç yapacaktım.

Üstümdekilerle dereye atlayıp balık tutamamanın keyfine varacak,

Eve gittiğimde annemden gizlenmenin telaşını yaşayacaktım.

Ekmek arası domatesler biraz daha tat verecekti, tadını unutmuş dilime.

Balonları sadece düğünlerde kullanmayacaktım. Onlar gökyüzüne yakışır diye bırakacaktım.

Zamansız büyüdüm galiba biraz.

Suretim otobüs camlarında takılı kalmış işe koşturur,

Aslım trenden atlamış gelincik tarlalarında…

Bir Dilek Tut

Ağustos 15th, 2008

Hadi bir dilek tut…
Dedim,

”Çocukluğumu istiyorum, kırmızı küflenmiş bisikletimi. Mahallemde erkek arkadaşım olmadığı için ip atlayarak büyüdüğüm ve kadınları bu kadar iyi tanımama vesile olan kızları istiyorum. Oya örmeğe çalıştığım çivimi =) Erik çaldığım bahçeleri, orman üzümlerini, plastik jopla beni iyice benzeten bekçiyi ve en masum çağımda aşk ile tanıştığım küçük kadınlarımı. Bide bir kez olsun düş olup dalmanı istiyorum her hangi geceme. Ve o gecede hiç bir karabasanın beni rahatsız etmemesini…”

Dedi…

 

 

Orada Biri Varmı?

Ağustos 14th, 2008

Arada kafamı kaldırıyorum, (hani şu evraklar arasında sıkışmış kafamı) bir kaç masa, arı gibi çalışan (ama arının aldığı tadı bile alamayan) insanlarla iç içeyim. Bir kedi gibi bakıyorum herşeye, korkak anlamsız. Duruyorum (bir kaşımı kaldırıp) ”Benim burda ne işim var?” diyorum.
Hakket benim burda ne işim var. Yüreğimdeki çocuğuda alıp yalın ayak yürüyerek uzaklaşmalıyım bu mahalleden, bu caddeden, bu şehirden…
Kendime pamuk şekeri ısmarlayıp, bulutlara uzanmalıyım.
”Benim burda ne işim var?”
Sus, otur işinin başına başını evraklarına göm.

Çocukluk Bitti

Ağustos 14th, 2008
“çatlak patlak yusyuvarlak kremalı börek sütlü çörek çek dostum çek arabanı yoldan çek çek çek amca burnun kanca
al sana tabanca tabancamın yarısı osman bey’in karısı
bir iki üç dört beş altı yedi sekiz dokuz on televizyon”

”Ooo piti piti karamela sepeti Terazi lastik cimlastik
Biz bize geldik , bitlendik Hamama gittik , temizlendik
Tik tik tik dersimiz matematik Öğretmenimiz otomotik ”

”Portaklı soydum , baş ucuma koydum Ben bir yalan uydurdum Duma duma dum kırmızı mum”

”Eveler üpeler Yoldan geçen develer Develerin sarısı Sarı kızın yarısı Al çık bal çık Sana dedim Sen çık Ben bir yalan uydurdum ”

”Ooo elma attım denize Geliyor yüze yüze Ben vuruldum Filiz’e Filiz Akın evi yakın Bu gören Cüneyt Arkın Kın kın kın
Dolapta pekmez Yala yala bitmez Ayşecik cik cik cik
Fatma’cık cık cık cık Kız sen bu oyundan çık Duma duma dum kırmızı mum ”

”Ooo lili lili papatya dili Kız senin baban nereli ? (Hacılar) Ha- cı- lar- lı Hacılar’ın rengini söyler misin ? ( Yeşil )
Ye- şi- li bu- lan e- be- lik - ten kurtulsun”

”Hastayım diyorsun Dondurma yiyiyorsun Erkeklere gelince
Mini etek giyiyorsun Bizim apartmanın arkası Dondurma fabrikası Annem babam başbakan Var mı bize yan bakan ?
Ali bana yan baktı Beş gün hapiste yattı Beş beş beş numara
On on on numara What is your name numara ? Bir numara
Gir çuvala Salla salla vur duvara ”

”Çatlak patlak Yusyuvarlak Kremalı börek Sütlü çörek Çek dostum dostum Arabanı yoldan çek Çek çek amca Burnun kanca Al sana ta- ban- ca Tabancamın yarısı Osman Bey’in karısı …”

”Mavili mavili mor çiçek Kızlar mavili giyecek Öp babanın elini Sana para verecek Duvardan atlasana Patates toplasana Ben annemin biricik kızıyım Ağzını toplasana”

Bir Düş

Ağustos 13th, 2008

Sustum, gece bana sağır olurken. Susuşlarıma sen kadar yalanlar büyüttüm. Annem duağını açtığından beri kaybedilmiş bir umudum var.
Sesin, bahara inat kış, Sesinin sesini açtıkça daha çok üşüyorum.
Ay giydikçe gelinliğini sağır geceye, içimdeki seni bin bir yerinden bıçaklıyorum.

Bir düş büyütüyordum,
Senin bana, benimse sen dışında her şeye sağır olduğum sus mekânlarda.
Bir düş büyütüyordum, alnımın en helal olmuş yanından.
Bir düş…

Sonra fark ettim buz gibi bedeninin acımasızlığını, feri sönmüş gamzelerinin umutsuzluğunu.

Bir düş yalan olur muydu?
‘yalan’ dedi biri,
Öldürdüm… 

Dudaklarımdan çıkardım en güzel düşü,
Kalbime kazınmadan, Öldürdüm…

İçimde Rüzgâr

Ağustos 11th, 2008

 

Sen elimden tutunca, içimdeki çocuk bilyelerine kavuşuyor.

Sen bakınca bana, sudan bir balık çıkıp ‘bütün dünya’ya meydan okuyor.

Sen gülüyorsun ya bana, gökyüzü küsüyor, deniz kıskanıyor içimdeki renkleri.

Sen gelince ıslak sokaklara rüzgâr esiyor, bütün yağmurlar içime yağıyor, bahar kıskanıyor umudumu.

 

Bir tahtakurusu kemirdikçe kemiriyor içimdeki kuruntularımı. Bir tebessüm, yaprak kurdu kılığına bürünüp, şehre istilaya iniyor. Hüzün kaplamış şehrin her köşe başında insanları on ikiden vuruyor, asık suratlı ev kadınlarını esir alıyor. Kapı girişlerine saklanıyor, çiçek diplerine mesken tutuyor.

Sen gelince bana, bu şehir tebessüm ediyor dünyaya.

 

Sen şehrime tebessüm edince, yüreğim bulutları tutup getiriyor…

 

İçimde kocaman bir kıpırtı anlayamadığım, patlasa sanki ben boğulacağım.

 

Aklım karışıyor bugünlerde,

Balıklar geziyor düşüncelerimin ucunda,

Ekmek seven çocuklar aklımın gökyüzünde uçan martılara ekmek atıyor,

Pencereden patates kızartması kokuyor,

Balkonlarda akşamsefaları nazlanıyor,

Unutulmuş radyolardan aşk çalınıyor,

Beyazlığını unutmuş perdelerde özlem uçuyor.

Aklımda bin bir türlü şey birbirine giriyor…

 

Annemi özledim, annem olsaydı aklımı tavana asar düzeltirdi.

 

 

 

 

 

Efeler Gibi Gitmek

Ağustos 9th, 2008

Yine lise dönemi,
İnsan bazen çekip gitmek istiyor,

O zamanlar deli boranlar vardı başımızda,
Efeler gibi gitmek isterdik hep.
Burçin en yakın dostum bir ders sırasında yine yazmıştı bana birşeyler…
Ruhumun diğer yüzü o, gitmek istese kimse tutamazdı onu… Bende gitmeliyim diyorum bazen.

Sahi gözlerim okyanus muydu acaba?

Eskiden Böyle miydi?

Ağustos 8th, 2008

Yandaki şahsi muhterem bayan ben, daha o günlerden belliymiş, hayata şaşkoloz bakacağım. Arkadaki Musti, herzamanki gibi arkamda, ordada saçımı falan çekiyordu eminim.Bugünlerde bir susuyorum, bir gülüyorum. Yüzüm asılsada serde ’serserilik’ var inanmayın.

 

 

Bir ilkokul çağında çocuk edası ile yürüyorum yollarda, boynumda düğmesi kopmuş bir yaka haylazlık, Düşlerimin biri çıkmış gömleğim gibi belimden. Zornan taşıdığım, kendi kilomdan bile daha ağır bir okul çantası. Ne kadar aşk, umut varsa doldurmuşum içine, sürüyorum peşi sıram. Arada bir durup, ellerimi belime atıp,
-Yahu ne var bu kadar umut dolduracak diye kızıp başımı kaşıyorum.

Bilyelerimi sıralıyorum tozlu toprağa, diziliyoruz yaşıtlarımla sıra, sıra. Bir kaşımı kaldırıp yenebilecek miyim diye bakınıyorum. Ben yeşili kestiriyorum gözüme. Bütün cesaretimi yeşile gönderip gıdıklatıyorum, bu sırada ben neşemi atıp vuracağımı planlıyorum.

Atıyorum bilyemi, ‘yeşil yeşil’ diye bağırıyor içim. Vuramıyorum yanından sıyırıp geçiyor, sarıya çarpıyor.
-Peh diyorum, Ne oldu diyorum yüzü asık gelen cesaretime, neden vurulamadım,

-Meğer gıdıklanmıyormuş öyle bir huyu yokmuş diyor,
-Eee sarı neden vuruldu diyorum
-Uykusu gelmiş onun için vurulmuş, çıkıp kestirecekmiş.
-Yahu bu oyun eskiden böyle değildi…

Tarihim

Ağustos 7th, 2008

Lisedeyken,
Hocalar ders anlatır biz dinlemezdik bazı zamanlar hepimiz aynıydık gerçi. Bizde hem sessiz durabileceğimiz hemde eğlenebileceğimiz bir metod bulmuştuk, günlük tutmak…

Yazının devamını okumak için tıklayın »

Page 1 of 1712345»...Last »
blank