Ben

 

Kalabalığın içinde yalnızken, sana ısmarladığım şarkıyı dinlerken. Sen bittin bitmesine bende de, bir ben bitiremedim kendimi. Bir ben getiremedim gittiği yerden kendimi… Bir ben kendi gönlümü yapamadım, alamadım.

Bu yeryüzünde aşk var ya, bitmez bu hüzünler, mutsuzluklar.

Çocuklar misketlerini unutur mu?

» No Comments

Ömür geçiyor da

Biter mi?

Kavuşulunur mu?

Bilmiyorum, özlüyorum işte gözümün pırıltısı.

Adı yok ki bunun, bekliyorum işte.

İmkânı olan değil biliyorum, belki de olacak…

Ömür geçiyor da, bu yürek de ki geçmiyor işte.

Leke çıkmaz, yarar hassas.

Kavuşmaları, dönmeleri lügatinden çıkardın mı?

 

***

Fotoğraf: Eszter Vály

 

 

 

 

 

» No Comments

Bahçıvan

Sevgili dibi deliğim,

Moral oldu bu mektubun. Her mektupta ağaç olurken dostlarımın şimdi ilk defa biri bana bahçıvan demiş… Mutlu oldum. Ağaçlar bilirsin hep dökülmek için büyür yetişir. Bahçıvanlar ise, hayatı güzelleştirir şekillendirir. Demek ki büyümüşüm… Ben, ben olmuşum…

 

Sevgili dost,

 

(…)

 

Bu kadar çok konuşan bir insan nasıl yazamazmış? Diye sordum kendi kendime… Yazmalıymışım, yazmak istesem de, yazamıyordum. Bir şeyler engelliyordu beni hep farkında olmadan… Ama sen benim bahçıvanım oldun adeta. Bakalım verdin toprağa tohumu dua et de büyüsün, filiz olsun, yeşersin, meyve versin…

 

(…)

 

                                                           Dibi deliğin…

 

***

Fotoğraf: Eszter Vály

» No Comments

Söz Bitti

A be dost mektubun elimde, düşündürdü. Söylesene aşk ne zaman hayatımızda tam oldu ki? Cevap yazmama gerek yok galiba mektubuna çünkü sen her şeyi yazmışsın…

 

Sevgili dost,

 

(…)

Akşam defterime baktığımda, o günkü derste geriye bu notlar kalmıştı. ‘galiba sevgi su gibi hava gibi bir şey’ dedim kendi kendime. Baksana yokluğu öldürüyor, azlığı süründürüyor!

Demek ki sevgi direnç veriyor insana,

Can veriyor,

Öyle ya, belki ölüleri bile diriltir.

Evet, onun söylediklerinden bu çıkıyordu.

O gece yatağa sevgi ve ölüm ilişkisini düşündüm.

Sevgi eşittir hayat!

Veya sevgisizlik eşittir ölüm!

Evet, galiba böyleydi.

Yâda bunun gibi bir şeydi!

‘madem öyle’ diye aklımdan geçti ‘sevgisiz yaşayan bunca insan var; peki onlar sevgisizlikten niçin ölmüyorlar o zaman?’

Onu gördüğümde ilkin bunu sordum.

Gülümsedi;

‘Onlar zaten ölmüşler de farkında değiller!’

 

 

Söz bitti! Ama eksik kaldı aşk yanı,

Söze edep yakışır artık, aşkın ağırlığını ancak böyle anlatır! Nokta!

 

                                                                       Dibi deliğin…

 

***

Fotoğraf: mary

» 1 Comment

Neler Geçip Gidiyor

‘Neler geçip gidiyor.’ dedirttiriyor şu zaman insana. Zaman mı sadece? Rüzgârla dağılmış saçlar, yolunu kaybetmiş kaşlar, unutmayı bile unutmuş dudaklar…

‘Neler geçip gidiyor’ dedirttiriyor şu akıp giden zaman.

Aynalar şahit, ten öğretmen.  Her gün geçtiğin mekânlar yabancı. Çocukluk uzak.

‘Vay be’ dedirtip geçtiriyor işte zaman.

 

Fotoğraf: Vaggelis Fragiadakis

 

» 4 Comments

Garip Olanlar

Senin garip hayallerin oldu mu?  Hani olmaz dediklerinden.

Senin garip arzu ettiklerin oldu mu? Hani ‘ya bir git’ dediklerinden.

Senin garip ulaşmak istediğin şehirlerin oldu mu? Hani ‘nerde?’ dediklerinden.

 

Şimdi benim var. İnanmıyorlar. Olacağını ummuyorlar.

Ne garip ben inanıyorum…

 

Fotoğraf: Vaggelis Fragiadakis

 

» 2 Comments

Ne Garip Bir Şeysin

Ne garip bir şeysin sen ey Kalp. Canımı sıkıyorsun sürekli. Bir ordasın bir burada.

Durulmak nedir bilmez misin? Pencereni açana doğmak zorunda mısın? Yağmur yağıyor otur pencereden izle dışarıdaki hayatı. Yok, efendim dalacak bizim bu Kalp yağmura.

Bir gülene on gönül verecek. Susana konuşacak, ağlayana gülecek. Ne garip bir şeysin ey Kalp? Artık sus!

 

Fotoğraf: Vaggelis Fragiadakis

 

» No Comments

Mandalina Kokusu

Onun maillerini okumak neden bu kadar güzel olur ki?

 

‘’Ne zaman mandalina kokusu duysam aklıma ilkokul zamanları gelir. Aylardan Ekim-Kasım, başlamıştır ilk mandalinalar evleri şereflendirmeye. Anneler sıkı sıkı tembihleyip koyarlar beslenme çantalarına. Bunlar mutlaka bitecek. Hele bir de seviyorsan mandalinayı zaten can atarsın yemek için. Avucunda sıkı sıkı tutar sınıf kapısının kenarında duran çöp kutusuna yüzünü döner ceza almışçasına sırtını sınıfa dönersin. Öğretmiştir çünkü annen baban başkasının gözü önünde yenmez diye. E annende tembihlemiştir bitecek bunlar akşama kadar diye. Paylaşsan kimseye yetmez. Sınıfı bir mandalina kokusu kaplar, sonra o koku burnundan zihnine girer ve oturur orada taaa kii bir Kasım günü mandalina yiyen bir çocuğu gördüğünde hatırlatana kadar kendini.’’

 

» No Comments

Bilmem

 

Cebimde arıyorum gülüşlerimi, düşürmüşüm.

İstanbul özlenmez mi dedi. Özlenir, valla özlenir.

 

Rüzgârlar utanıyormuş şimdi, karda dağıtmış kendini yollara.

Düşüme girdi bir karabasan uyutmuyor, tavana tırmanıp oyun istiyor benden.

Ben ise… Ben ise…

Aman, aman yar…

Ne yazındın? Bilmem.

 

» No Comments

Sevgili Dost

Sevgili Dost,

 

Gece uzundu, dökülmek, serpilmek, güzelleşmek iyi geldi.

Yorgundum dinlendim. Dalgalıydım biraz duruldum. Soruluydum biraz cevaplandım.

Bazen insan sustuğu kadar konuşmak istiyor, uyuduğu kadar uyanmak,

Sevdiği kadar sevilmek. Çoğu zaman bulamadığını biliyorum ama yinede umudunu bırakmıyor insan. Ne garip şu insanoğlu!

 

İrademi kaybetmişim, kimliğimi, kişiliğimi, benliğimi. Ve en çok da o saf tebessümlerimi. Çok şeyimi kaybettiğimi bu hafta daha iyi anlıyorum. Her yaşadığım olumsuzluk da biraz daha bir parçam gitmiş. Gitmiş gitmesine de bende gitmesine izin vermişim. Bende haksızım, bende hatalıyım. Şu günlerde bir baktım çöl ortasında çöl gibiyim. Çöl evet, evet resmen çöl.

 

Aynaya bakmayı unutur mu insan?

Ya kendine? Ya aklına?

Unutuyormuş be dost, insan kendini unutuyormuş. İnsan insanlığını unutuyormuş. Bilincini, hayatını unutuyormuş.

 

Bazen ben dünyadan o kadar soyutlanıyorum ki, kendimi unuttuğumu bile unutuyorum. Ne kötü! Hadi insanlar sana haksızlık yapıyor, canını acıtıyor, kırıyor, sen olduğunu unuturken sen niye bunları sana yapıyorsun ki?

Yoksa sende sana herkes misin?

Yoksa sende sana herkes gibi yabancı mısın?

 

Dondum! Hayır, hayır bu kadar yabancı sıradan biri olamazdım kendime. Bu kadar uzak. O gece daha idrak ettim dost. Ben kendime yabancıymışım. Unutmuşum kendimi. Uzak düşmüşüm kalbime ve aklıma. Üzüldüm sonra, kendim dışında herkesin bende oluşuna. Ağladım o bende ben olmayışına.

 

Düzelmeliyim artık! Aynalara daha yakın olmalıyım, içime daha dost. Bu yüzdenmiş demek bu kadar mutsuzluğum. Bu aslında kalbim ve aklımın bana ‘bizi unuttun’ isyanıymış. Yeniden kendime dost olmalıyım. Bu kadar kaybettiğim zamana yazık. Hangi hastane odasında iyileştirmeliyim ki şimdi kaybettiğim o zamanı? Öldü gitti bir kere, telafisi yok.

 

Şimdi kefenleyip, toprağa gömmeli. Mezar taşına ‘yaşandı bitti, yaşanması gerekiyordu demek ki. Elbette hikmetleri vardır zamanla görülecek. Ruhuna unutulmuş tebessümler…’

 

Şimdi yeni sayfa açıyorum, daha farkında olarak. Karar verdim kalbime ve aklıma yeni bir ‘ben’e gebe kalmaya… Belki dokuz ay sancılı sürecek, doğumda ağrılı belki. Ama o çocuk bu bana iyi ben olacak…

 

Fotoğraflar: Fotoğraf: norah-m

 

 

 

» No Comments